Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio, Türkiye'nin yeni anayasa yapma çabalarıyla ilgili görüşlerini NTV Strasbourg muhabiri Kayhan Karaca'ya değerlendirdi. Türkiye'nin Venedik Komisyonu ile anayasa konusunda işbirliği yapmayacağını açıklamasını sürpriz bir karar olarak değerlendiren Buquicchio, "Pek de uzak olmayan bir dönemde Türkiye’ye otoriter bir rejim hakimdi. Kısa süre önce otoriter rejim altında kalmış bir ülkeyi başkanlık rejimiyle donatmak riskli olabilir" dedi.

Kayhan Karaca: TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu yeni anayasa hazırlığı konusunda başkanı olduğunuz Venedik Komisyonu ile işbirliği yapmayacağını açıkladı. Bu kararı nasıl karşılıyorsunuz?

Buquicchio: Bu kararın benim için sürpriz olduğunu itiraf etmeliyim. Kararın Venedik Komisyonu’nun rolünün hatalı yorumlanmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Türk basınında Venedik Komisyonu’nun Uzlaşma Komisyonu üzerinde olası vesayetinden söz edildiğini okudum. Bu kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Venedik Komisyonu, deneyimlerini paylaşarak gerek eski gerekse yeni demokrasiler olsun, üyesi olan tüm ülkelerle işbirliği yapar. Hiçbir şeyi zorla kabul ettirmez. Zorla kabul ettirme gücü de yoktur zaten. Resmi makamlar tarafından işbirliğine davet edilir.

Yani?

Buquicchio: Avrupa’da ve hatta Avrupa ötesinde edinilen deneyimi, bu deneyimi paylaşmak isteyenlerle paylaşıyoruz. Yani, zorla bir şeyi kabul ettirmek, vesayet veya bir şeyin bekçiliğini yapmak söz konusu değil. Biz sadece son yıllarda önemli adımlar atan Türkiye ile işbirliği yapmak arzusundaydık. Örneğin TBMM’de tüm partilerin eşit biçimde temsil edildiği bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulması kararını eşsiz bir karar olarak memnuniyetle karşılıyor ve diğer ülkelerin bunu örnek almasını istiyoruz.

Bugüne kadar Türkiye’den aldığınız sinyaller anayasa hazırlığı konusunda işbirliği yapılacağı yönünde miydi?

Buquicchio: Evet o yöndeydi. Daha 2011 sonlarında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ yeni anayasanın hazırlanmasında Türkiye’nin Venedik Komisyonu ile işbirliği yapmasını önermişti. Bu iyi bir haberdi. Sonrasında da Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin ile 2010 yılında kabul edilen anayasal reform paketinin uygulanışı konusunda iyi işbirliğimiz oldu. Yargı reformu konusunda Adalet Bakanlığı ile işbirliği yaptık. Bunun da Türk makamları tarafından olumlu karşılandığını düşünüyorum.

Avrupa Konseyi ve AB de yıllardır Ankara’ya Venedik Komisyonu ile işbirliği yapma çağrısında bulunuyor. Bu bir zorunluluk mu?

Buquicchio: Hayır. Türkiye egemen bir ülke. Uzlaşma Komisyonu da öyle. Uzlaşma Komisyonu ne yapacağına kendi karar verir. Şimdilik kendi aralarında çalışmayı tercih ediyorlar. Bir yere kadar da anlayabiliyorum. Türkiye’nin saygın çok sayıda anayasa uzmanı var. Uzlaşma Komisyonu da bu uzman ve entelektüel kadrodan faydalanıyor. Yani anayasayı hazırlamak için illa da Venedik Komisyonu’na ihtiyaçları yok. Fakat şunu hatırlatmak isterim: Venedik Komisyonu anayasal sürecin başarıyla sonuçlanmasına katkıda bulunabilirdi. Bizler Türkiye’nin, bireyin kenara atıldığı değil, birey merkezli modern ve demokratik bir anayasaya kavuşmasını istiyoruz. İnsan ve azınlık haklarına saygı duyan ve yerel yönetim anlayışını düzelten bir anayasa.

Bu konuda Türkiye’yle kıyaslayabileceğiniz bir ülke var mı?

Buquicchio: Hayır, çünkü biz hiçbir zaman hiçbir ülkeye ‘Bizimle işbirliği yapacak mısınız?’ sorusunu yöneltmeyiz. Biz buradayız. Eski demokrasiler olsun yenileri olsun üyemiz olan devletlerin hizmetindeyiz. Elbette Venedik Komisyonu Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından kuruldu. O dönem dev bir anayasal şantiyeyle karşı karşıyaydık ve yeni demokrasiler için eskilere oranla daha fazla çalıştık bugüne kadar. Ama Lüksemburg, Finlandiya ve şu anda da İzlanda gibi ülkeler yeni anayasaları için bizimle işbirliği yaptılar, yapıyorlar.

Şimdi de Amerika Birleşik Devletleri…

Buquicchio: Doğru, ABD birkaç gün önce Venedik Komisyonu’nun 59’uncu üyesi olarak tarihe geçti. Bundan da çok memnunuz. Bu Venedik Komisyonu’na ek bir bakış açısı daha getirecektir, özellikle de üye devletler ile deneyim ve bilgi paylaşımı konusunda. Türkiye için örnek oluşturabilecek bir vaka hatırlamıyorum ama her ülke değişiktir. Tekrarlıyorum: Biz hiçbir şeyi zorla kabul ettirmeye çalışmıyoruz, tam tersine Venedik Komisyonu’nu oluşturan devlet ve hükümetlerin hizmetindeyiz.

'AVRUPA'DA PARLAMENTER REJİME YÖNELİM AĞIR BASIYOR'
Türkiye yeni anayasa hazırlığı çerçevesinde başkanlık sistemini de tartışıyor. Hatta Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun Venedik Komisyonu ile işbirliği yapmama kararının nedeninin de sizin başkanlık sistemi hakkındaki olumsuz tavrınızdan kaynaklandığı söyleniyor. Başkanlık sistemi neden Türkiye veya Avrupa’nın diğer ülkelerine uygun bir sistem değil?


Buquicchio: Her rejim kuvvetler ayrımındaki dengenin doğru ayarlanması halinde iyi olabilir. Fakat bugün Avrupa’da parlamenter rejime yönelim daha ağır basıyor. Parlamenter rejim bugüne kadar Türkiye’de pek de fena işlemedi. Neden değiştirilmek isteniyor? Unutmayalım ki pek de uzak olmayan bir dönemde Türkiye’ye otoriter bir rejim hakimdi. Kısa süre önce otoriter rejim altında kalmış bir ülkeyi başkanlık rejimiyle donatmak riskli olabilir. Elbette hangi rejimle yönetileceklerine Türkler kendileri karar verir. AKP tarafından konu hakkında getirilen öneri bir dogma değil. Tüm siyasi partilerin konuyu görüşmeye ve Türkiye için en idealini bulmaya çalıştıklarını biliyorum. Bunu da tüm içtenlikle diliyorum.

'GERİYE DÖNÜŞ SİNYALLERİ VAR'
Anayasa hazırlığının yargı ayağıyla ilgili de eleştirileriniz oldu kısa süre önce. Bazı siyasi partilerin bu konuda yaptığı önerileri eleştirdiniz. Somut olarak neyi hatalı veya eksik buluyorsunuz?

Buquicchio: Evet bu konuda da şaşkınlığımı gizleyemiyorum. 2010 yılında TBMM anayasal reform paketini kabul ettiğinde biz olumlu görüş belirtmiştik. Hatta hükümetin bazı önerilerinden vazgeçilmesine üzülmüştük. Örneğin siyasi partilerin yasaklanmasıyla ilgili öneri. Yazık elbette ama gerçekleştirilen anayasal reform iyiydi. Mükemmel değil, iyileştirilebilir ama özellikle yargı sistemi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu açısından iyiydi. Bu kurulda gerçekleştirilen reform, yüksek yargı kurulları hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2010 yılında kabul ettiği bir tavsiye kararının çizgisindedir. Şimdi ise bu yoldan geriye dönüş sinyalleri geliyor. Kurulun üyeleri parlamento, devlet başkanı ve Adalet Bakanı tarafından seçilsin, yargıya ise sadece 6 kişilik kadro bırakılsın deniyor. Burada en vahim olan, Kurul için yapılacak seçimlerin ilk turunda 3’te 2 çoğunluk aranacak olması. Bu orana erişilemezse ikinci turda mutlak çoğunluğa geçiliyor. Bu da seçimin yapıldığı tarihte çoğunluk olan siyasi partiyi avantajlı konuma getirecektir. Buna karşı en azından ilk turda olduğu gibi ikinci turda da 3’te 2 çoğunluk aranması sistemi benimsenebilir. Böylelikle tüm siyasi güçler arasında mümkün en geniş uzlaşı sağlanabilir. Bir anayasa, toplumu bölmemeli, bütünleştirmelidir. Her şey mümkün olduğunca uzlaşı yoluyla yapılmalıdır. Bu nedenle meclisteki tüm siyasi partileri bünyesinde toplayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun varlığını memnuniyetle karşılıyoruz.

'AKP VE CHP'NİN ROLLERİ DEĞİŞTİ'
Bu siyasi partilerden biri de CHP. Ancak CHP’yi de Anayasa Mahkemesi konusunda sunduğu bir öneri hakkında eleştiriyorsunuz…


Buquicchio: Bu da ek bir sürpriz oldu diyebilirim. Bundan iki yıl önce CHP Venedik Komisyonu ile işbirliğine yanaşmıyordu. AKP ise işbirliğinden yanaydı. Şimdi roller değişti. Umarım bir gün herkes hep beraber Venedik Komisyonu ile işbirliğinden yana olur. CHP’nin Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimiyle ilgili önerisini eleştirdiğim söylenemez. Birçok kurum bu seçime katıldığından seçim demokratik biçimde yapılıyor. Buna diyecek yok. Fakat bugün Avrupa genelinde Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimlerinde siyasi organların, özellikle de siyasi uzlaşı amacıyla parlamentoların, devreye girdiğini gözlemliyoruz. Bu genel bir gözlem. Elbette her ülke kendi yolunu seçebilir. İdeal olanı Anayasa Mahkemesi’nde tüm siyasi akımların temsil edilmesidir. Örneğin azınlık partileri için kota konulabilir. Kısacası çoğulculuk uygulanmalıdır.

Anayasa hazırlığı için son tarih verilmesini nasıl görüyorsunuz? Başbakan Erdoğan bu konuda bir tarih ileri sürdü. Parlamento içinde uzlaşma sağlanamaması halinde halk oylaması arayışına başlayacakları sinyali verdi. Venedik Komisyonu’nun bu konuda Avrupa genelinde yaygınlaşmış bir kriteri var mı?

'23 NİSAN'IN SEMBOLİK DEĞERİ VAR'
Buquicchio:
Uzlaşma Komisyonu geçen yıl kuruldu. Çalışmalarını geçen yılın sonunda tamamlaması gerekiyordu. Bu misyonu gerçekleştiremedi. Son Ankara ziyaretimde yeni Anayasayı oluşturacak yaklaşık 70 maddeden 30 kadarı üzerinde mutabakat sağlandığını öğrendim. Bu da henüz işi bitirmekten uzak olunduğunu gösteriyor. Dahası, henüz uzlaşı sağlanamamış maddelerin aslında en hassas ve güç maddeler olduğunu sanıyorum. Haliyle bu komisyona biraz daha süre verilmesi normaldir düşüncesindeyim. Başbakan Erdoğan’ın önce 30 Mart’a, sonradan da 23 Nisan’a kadar süre verdiğini biliyorum. 23 Nisan Türkiye için sembolik bir tarih olduğundan anayasanın bu tarihte kabul edilmesi iyi olur. Ancak anayasa önemli bir şeydir. Devlet ve demokrasinin temelidir. Yıllar boyu kullanılacaktır. Aceleye getirilmemesi gerekir. Tabii çok da uzatmamak lazım. Uzlaşı arayışı sonsuza kadar süremez. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Siyasi partilerin makul bir süre içinde bir işi sonlandırmaları gerekir. Bu belki 30 Mart veya 23 Nisan olmayabilir ama uzlaşıya varmak çok da zaman almamalı. Uzlaşı sonrası da anayasaya meşruluk kazandırmak için referanduma gidilmesi yerinde olacaktır. Yeni bir anayasa için ideal yol budur. Eğer Uzlaşı Komisyonu’ndan uzlaşı çıkmazsa, hükümet parlamentoda gerekli çoğunluğu sağlayıp bir metin geçirir ve onu referanduma sunabilir. Elbette ideali ve bizim Venedik Komisyonu olarak tercihimiz makul bir süre içinde Uzlaşı Komisyonu’nda mutabakata varılmasıdır. Uzlaşı önemlidir zira yeni anayasanın tüm Türk toplumunu bütünleştirici olması gerekir.