Finlandiya, coğrafi konumu itibarı ile olsa gerek, İskandinav ülkelerinin hoşgörülü demokrasisini, Rusya‘nın bitmek tükenmez direncini ve inadını harmanlamış bir ülkedir. Aksi halde yaşadığı krize rağmen dünya piyasasını hala elinde tutan cep telefonu üreticisi Nokia‘nın ve toplum dışına itilmiş hayatları dünyaya anlatan yönetmen Aki Kaurismäki‘nin vatanı olmazdı.

Finlandiyalılar dünyaca ünlü saunalarının rehavetini yaşarken, aynı zamanda yaratıcı ruhunu koruyabilen bir halk. Sadece sanat galerileri değil ülkenin her köşesinde karşınıza çıkan el sanatları sergileri de işte bu yaratıcılığın ürünü. Finliler endüstriye çevirdikleri yaratıcılıklarının karşılığını en çok dünyaya yayılan IKEA zinciri sayesinde alıyorlar. Güneşin cimriliğini elektrik ile karşılamaya çalışan Finliler iktidara getirdikleri çevreci partiye rağmen ülkelerinde nükleer santral inşa edilmesinden vazgeçmediler. Bunun ardında en çok ulusal çıkarlara ve değerlere sahip çıkma dürtüsü ve pragmatizmi yatıyor.

Finlandiyalılar bu dürtüyü oy sandıklarına da yansıttılar. Milliyetçi „Gerçek Finlandiyalılar Partisi“ pazar günü yapılan seçimden oyların yüzde 19‘unu alarak üçüncü parti olarak çıktı. Son seçimin yapıldığı 2007‘den bu yana milliyetçiler oylarını dörde katlamış oldu. Görünen o ki, „Gerçek Finlandiyalılar Partisi“ kurulacak koalisyon hükümetine ortak olacak. Seçimden önce bütün kitle partileri milliyetçiler ile koalisyon hükümeti kurmakta bir sakınca görmediklerini belirtmişlerdi. Parti Lideri 48 yaşındaki Timo Soini, zaferlerinden duyduğu sevinci dile getirirken, hükümet ortağı olmak için elinden geleni yapacağı mesajını da verdi.

AB ve EURO KARŞITLIĞI
Milliyetçi „Gerçek Finlandiyalılar Partisi‘ ni zafere götüren en önemli slogan sosyal adalet oldu. Sosyal adaleti sağlamanın yolunun AB karşıtlığı olduğunu savunan milliyetçiler, yabancılara karşı yarattıkları korkunun da meyvesini almaya çalıştılar. Milliyetçilerin en önemli talepleri yabancılar yasasının sertleştirilmesi, AB istikrar paktına yani diğer AB ülkelerini mali krizden kurtarmak operasyonlarına katılmama ve Euro‘dan çıkma oluşturdu. Eşcinsel evliliğin yasaklanmasını isteyen milliyetçiler, kürtajın zorlaştırılması gerektiğini de vurguladılar. Aslında bu talepler milliyetçilerin koalisyona ortak olmasını zorlaştıracağı gibi Finlandiya toplumunun bilinen yapısıyla fazla örtüşmüyor.

YABANCI SORUNU YOK
Aslına bakarsanız, istatistikler de Finlandiya‘da milliyetçiliğin neden prim yaptığını açıklamaya yetmiyor. Örneğin diğer AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında Finlandiya‘da yaşayan yabancıların nüfusa oranı korkuya neden olmayacak kadar düşük, sadece yüzde 3. Bu yabancıların önemli bir kısmını Finlandiyalılar‘ın komşuları Ruslar ve Estonyalılar oluşturuyor. Üçyüzbin kadar İsveçli yaşadığından Finlandiya‘da İsveçce de resmi dil ve okullarda zorunlu ders olarak öğretiliyor. Buna rağmen nüfusun yalnızca yüzde 5‘i ana dilini İsveçce olarak tanımlıyor. Finlandiya‘nın kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasılası ise 32 bin Euro‘yu geçiyor. Almanya bile henüz bu düzeye ulaşmış değil. Finlandiya mali krizden fazla zarar görmeden çıktı. Refah, şeffaflık, yenilikçilik ve yaşam kalitesi baz alındığında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer almasa da Finlandiya‘da kişi başına 1,3 Handy düşüyor ve en az iki milyon evde sauna bulunuyor.

AB'YE İNANÇ AZALINCA
'Milliyetçi „Gerçek Finlandiyalılar Partisi' ne en çok oy kazandıran etken yüzde 8‘e varan işsizlik oranı ve Finlilerin bundan AB‘yi sorumlu tutması oldu. 2003 yılından bu yana iktidarda olan sosyal demokratlar Finlandiya‘yı çekirdek Avrupa‘ya dahil etme sözü vermişti ancak olmadı. Finlandiya‘nın 1995 yılında üye olduğundan bu yana halkın AB‘ye olan inancının giderek azaldığı görülüyor. Bu nedenle Finlandiyalılar yeni bir siyasi sistem arayışına girdi.

AB‘nin ekonomik entegrasyonuna inancını kaybeden Finlandiya, şimdilik siyasi entegrasyonuna yenildi ve Hollanda, İsveç, Belçika, Danimarka ve Avusturya gibi sağa kayma kervanına katılmış gibi görünüyor. Ancak nev-i şahsına münhasır Finlandiyalılar, kendilerine özgü tango kültürü yarattıkları gibi kendilerine özgü bir sağ ideoloji yaratırsa buna şaşmamak gerekir. İşte o zaman dünyada demokrasi ve adaleti korumak, geliştirmek iddiasındaki AB de ideolojik açıdan daha ilginç hale gelecektir.