İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik başlattığı operasyonlar devam ederken, bölgede yaşananlar internetteki Lemantations - Gaza blog sitesinde kayda geçiyor (lamentations-gaza.blogspot.com).

Abluka altında ve İsrail saldırıları sırasında Gazzelilerin yaşadıklarını anlattıkları mektuplara yer veren siteyi her gün, tüm dünyadan milyonlarca kişi ziyaret ediyor. İşte yaşananların anlatıldığı birkaç mektup.

Mektuplar dehşetin boyutunu gözler önüne seriyor.

İLK İNSAN: YILDIZLAR VE PATLAMALAR ALTINDA GAZZE’DE YAŞIYOR.



10 Ocak

Beş kardeşimden ikisi apartmanımızın 14. katına çıkarken, ablaları olarak onlara eşlik ediyorum. İnsanlar, açık hedef haline geldiğimizi söyleseler de oradayken mümkün olan her an kafamızı kaldırıp bakıyoruz. 13 katı, yalnızca Gazze’yi seyredebilmek ve tekrar kafamızı içeri sokmadan önce 15 dakika da olsa temiz hava alabilmek için tırmanıyoruz. ‘Alevler içindeki Şehir’; çocuklar Gazze’ye bu adı takmış… Uzaktan, çeşitli yerlerden yükselen duman bulutları gökyüzünün ve güneşin rengini değiştiriyor. Tüm manzara değişti. Buradan moloz yığınına dönmüş kamu binalarını, konutları ya da önemli binaların yerlerini seçebiliyoruz. İsrail tankları şimdi de sahil boyunca gezindiğimiz yolları kapatmış. Bir zamanlar, kuşatma altındaki insanların kaçıp ferahlayabildiği güzelim Gazze kıyılarına kara, uğursuz savaş gemileri o kadar yakından bakıyor ki… Ağır bombardımana tutulmuş, yoğun nüfuslu Zeytun bölgesinin etrafında, orayı şehrin kalanından koparan toprak bariyerler yükselmiş.

Cuma günü, akşam yemeği için toplanmışken, daha önce duyduklarımızın hepsinden daha şiddetli bir patlama duyduk. Yaşanan panik, ne yapmamız geerektiği konusunda konuşan kardeşlerimin tartışmalarını körükledi. Binayı terk etmek tehlikeli olabilirdi ama eğer binaya bir füze isabet etmişse içeride kalmak da aynı oranda riskliydi.

Dışarıdaki insanlar bağırarak ve kapımızı yumruklayarak (birinci katta yaşıyoruz) bize apartmanın bir füze tarafından vurulduğunu bildirdiler. Saniyeler içerisinde ceketlerimizi, ayakkabılarımızı ve daha önce gerekli evrakları koyarak hazırlamış olduğumuz dosyayı alarak binayı terk ettik. Diğer komşularımızla birlikte, caddenin karşısında bulunan Birleşmiş Milletler Yardım Örgütü’nün binası önünde toplandık. Güvenlik görevlisi biz geri çevirdi: “Birleşmiş Milletler’in sığınaklarına gidin, buradan 10 dakika uzaklıkta.” Ama biz orasının güvenli olmadığını biliyorduk, orada daha yeni 48 insan can vermişti.

Neler olduğunu, o sırada yanımızda frene basan bir ambulanstan öğrendik. Birisi, “Küçük bir roket” dedi, “sadece bir yaralı var. 12. kattaki bir çocuğun üzerine duvardan kopan bir parça düşmüş. Roket camdan girmiş. Küçük bir roket; merak edilecek bir şey yok; herkes tekrar apartmana dönebilir.”

Yaralanan çocuğun ailesi de dahil hepimizin, bu hedefini şaşıran roketin daha büyük bir saldırının habercisi olmamasına şükretmemiz paradoksal bir duygu. Şimdiden Gazze’deki binlerce aile yıkımın ve yerinden olmanın getirdiği korkunun hedefi oldular. Hepimiz, sığındıkları Birleşmiş Milletler’e ait okulun İsrailliler tarafından vurulması ile çocukların katledilmesini ve sonrasını gördük. Birkaç kemiğin kırılması kafatasının parçalanmasından ya da göğsünün sökülüp atılmasından çok daha iyidir. İşte biz durumu böyle görüyoruz. Bizim mantığımız bu.
Safa Joudeh


BEŞİNCİ GÜN
9 Ocak


Bugün ‘Dökme Kurşun’ adı verilen İsrail askeri operasyonun beşinci günü. Haberlerde aktaramadıkları şeyler var; duygular! Üç çocuğum var. Nur 14, Adem 9, Ali 3 yaşında. ‘Güvenli’ denilen Gazze’de yaşıyoruz. Artık hiçbir yer güvenli değil. Çocuklarım uyuyamıyor ve ben onlara yardım edemiyorum. Yardımdan mahrum kalma ve suçluluk (bu her zaman çocuklarını koruyamama ya da en azından rahatlarını sağlayamama hissine eşlik eder), korku ve dehşetten daha güçlü duygular. Dün kız kardeşim bir gazeteciye telefonla mülakat veriyordu ve ne zaman ateş altında kalsak benden aradığı gerçek desteği bulamadığı söyledi. Şok oldum. Kız kardeşim benim korkularımı hissettiği için utandım. Tüm bu olanlardan sonra artık korkmak normal değil. Adem’in astımı var ve ventilator kullanıyor. Yaşadığı gerginlik ve çöken binalardan dolayı oluşan toz yüzünden giderek daha sık astım nöbeti geçiriyor ve ventilatörünü şarj etmek için elektrik yok. Her nöbet geçirdiğinde jenaratörü onun için açıyor, sonra da kapatıyoruz. Jenaratörü açık tutabilmek için yeterli yakıt yok ve bu durumun ne kadar süreceğine dair hiç bir fikrimiz de yok. Ali tüm bu olan bitenlerden bihaber. Bombardıman sırasında tek yaptığı korkuyla bağırmak. Bombalar sustuğunda bu ‘yasef-bombaları’ hakkında hikayeler uydurmak için hayal gücünü kullanıyor. Çocuklar uyuyamıyor. Tüm günü ve geceyi tek bir odada görümcem ve onun kız kardeşiyle birlikte geçiriyoruz. Gerilimi ve korkuyu hissedebilirsiniz. Bunu herkesin yüzünden okuyabilirsiniz.
Nermin Harma Elsaray

DEVAM EDİYORUM…
7 Ocak

Küçük bir çocukken rüzgar olmak isterdim. Rüzgar gibi güçlü bir şekilde hissedilebilen ama görülemeyen bir şey olmanın ne kadar harika bir duygu yaşatacağını düşünürdüm. Rüzgar sınır ya da vize tanımaksızın tüm ülkeleri gezer. Dünyanın tüm harikalarını görür, gülen yüzleri, bir bebeğin ağlamasını, eğlenceleri, mutluluğu, çocukların kahkahalarını ve şakalarını taşır. O her düğüne davetlidir; sevda öpücüklerini ve rüyaları taşır.

Ancak bugün, rüzgar korku dolu çığlıklar taşıyor. Kulaklarımda uğulduyor ve ölü ya da diri herkesi uyarıyor. Güneşten ışığını karartmasını ve bulutlardan matemine katılmasını istedi. Yaprakları, otları ve var olan her yaratığı haykırmaya çağırdı; onlar da bu çağrıya uydu. İnsanlar evlerine koşuşturdular, pencerelerini kapattılar çünkü dünyanın neden çığlık çığlığa bağırdığını ve rüzgarın neden ağladığını anlayamıyorlar. Evlerinin içinde bile her yer başa çıkamayacakları kadar gürültü ve kavrayamayacakları kadar gerçek. Rüzgar kapılarını dövüyor ve camları parçalıyor.

Rüzgar, dünyanın bu komaya girmiş parçasında öfkesini kustukça, çürümüş kan kokusu ve gözyaşları genzimizi yakıyor. Dünya korku ve utanç içinde kendi kabuğuna çekilirken, sadece siyahlara ve öfke ve onurla beni ısıtan kefiyeme bürünüp dışarı çıkıyorum ve arkadaşım rüzgara katılıyorum. Dünyanın kulak parçalayan seslerine rağmen sadece oturup bekliyorum. Çünkü beni yalnızca rüzgar anlıyor.
Hebatullah Isa




GAZZE’DE FELAKET (CANLI YAYIN)
4 Ocak

Geçen gece (3 Ocak) şunu fark ettik ki, eğer İsrail SAVAŞ Bakanı Ehud Barak’ın söyledikleri arasında gerçek olan tek bir şey varsa o da savaşın uzun süreceğidir. Yerel saatle yaklaşık 21:15’te İsrail güçleri üç noktadan Gazze Şeridi’ne girdi. Tank paletleri kuzeyden Gazze şehrine güneyden de Cebaliye ve Beyt Lahim kasabalarına doğru ilerlerken, F-16’lar da bölgeyi havadan ablukaya aldı. Aynı anda, Mintar bölgesine tank ve top atışları yapılırken İsrail askerleri ve tankları güneydoğudan Refah’a girdi. Eşzamanlı olarak İsrail savaş gemileri Gazze’yi denizden yaylım ateşine tuttular. Bölgeye girişler abluka altında ve ağır bir biçimde İsrail füzeleri ve topçu ateşi ile dövülüyor. İsrail evlerimize girdi, sokaklarımızda savaşıyor ve tüm gaddarlığını bize gösteriyor. Bizler nasıl karşılık vermeliyiz?

Şu anda, tüm bu saldırıların ortasında var olan durumu mantıkla açıklamak ve geleceği öngörebilmek çok zor. Sayıları ve verdiğimiz kayıpların büyüklüğünü kavramak çok zor. Suyun, yiyeceğin, sıcaklığın ve günışığının lüks olmadığı zamanları hatırlamak bile çok zor. Şu anda geçerli olan en basit dürtüler; sevdiklerini korumak, başını sokacak bir yer bulmak ve savaşmak ya da kaçmak… Çok uzun zamandır kaçıyoruz. Gazze, bizim son sığınağımız ve bugün İsrail denen topraklardan sürüldükten sonraki evimiz. Tüm bunlar 60 yıl önce oldu. Bizden daha ne istiyorlar? Gidecek yerimiz yok. Şimdi her türlü direnişin meşru olduğu zamandır. Var olan hiçbir uluslararası hukuk kuralına uymadılar. Öyleyse şimdi savaşma zamanıdır.
Safa Joudeh


GAZZE’DE YENİ YILIN İLK GÜNÜ
1 Ocak


En korkunç anlarda bile olayları hafife alabiliyor oluşumuz ve böylesine karanlık bir mizah anlayışının bize hiç de uygunsuz gelmemesi çok şaşırtıcı. Bunun da ötesinde yaşadığımız gerginlik ve kaygı her şeyi daha da gülünç kılıyor.

12 yaşındaki kardeşim, o an sandviçini yemekte olan kuzenimizin korku dolu gözlerinin içine baktı ve en sevdiği bilgisayar oyununun kahramanının ses tonunu takınarak şöyle dedi: “Tadını çıkart, bu son lokman olabilir.” Kısa bir an kardeşime baktım ve histerik kahkahalar atmaya başladım.

Başka bir durumda, ağır hava saldırıları devam ederken 12 ve 14 yaşlarındaki kardeşlerimi arıyorduk. Onları, bombalanan alana bakan oturma odamızda televizyonda spor kanalını seyrederken bulduk. Birkaç kez gelmelerini söyledikten sonra bize döndüler ve “Ama daha öğrenemediğimiz maç sonuçları var” diyerek itiraz ettiler. Giderek duyarsızlaştıklarını düşündüm; 2002’de ben de Ramallah’ta benzer bir durumdaydım. O kadar yüksek sesle güldüm ki bu onları da düpedüz ilgisizleştirdi.

Son birkaç gün düşünmek için çok zamanım oldu ve iki kardeşime bakarak dünyanın geri kalanının, bu en umutsuz ve zaptedilemez askeri bölgesinde yaşayanları nasıl tahayyül ettiklerini merak ettim.

Kardeşlerimden biri basketbol ve futbol hastası. Müzik ve bilgisayar oyunları onun en büyük tutkusu. Diğeri de büyük hayalleri olan, okulunun en iyi öğrencilerinden biri.

Televizyonlarda bizi nasıl gösterdiklerine karşı öfkemi lütfen anlamaya çalışın. Sakallılar sürüsü… Diş gıcırdatan, taş atan, kana susamış, paçavralar içindeki vahşiler… Ve lütfen, beş gündür devam eden şiddetli saldırılarında kasıtlı olarak ihtiyatsız ve suçsuz çocukları hedef seçen İsrail devletine karşı ökemi dile getirmek istediğim için beni suçlamayın. Şimdiden 40 ya da 50 çocuk öldürüldü ve yüzlercesi ciddi yaralanmalar nedeniyle hastanelerde yatıyor ya da verdikleri yaşam mücadelesini kaybettiler.
Safa Joudeh