1990 yılında Diyarbakır’da yaşayan M.E., terör örgütü tarafından tehdit edilmesinin üzerine ailesi ile birlikte İzmir’e göç etti.

10 Ekim 2011’de iş aramak için dışarı çıktığını söyleyen M.E.'nin eve dönmemesi üzerine ailesi emniyete giderek kayıp başvurusu yaptı.

18 Aralık 2011’de M.E.'nin cesedi ormanlık bir alanda asılı şekilde bulundu. Yapılan otopsi sonucunda M.E.'nin asılma sonucunda öldüğü kanaati getirildi. Maktulün kendisini astığını kaydeden cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

M.E.'nin ailesi karara itiraz etti. İtirazları reddedilen aile, M.E.'nin başkası tarafından asılma ihtimalinin araştırılmadığını belirterek AYM'ye bireysel başvuruda bulundu.

AYM, gerekçeli kararında ölümün üçüncü bir kişinin eylemi sonucunda gerçekleştirilmiş olma ihtimaline kayıtsız kalınarak soruşturmada eksikler bırakıldığını belirtti. M.E.'nin asılma eylemini tek başına gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinin göz ardı edildiğini kaydeden AYM, üçüncü bir kişiye ulaşılmasına yönelik herhangi bir biyolojik inceleme yapılmasının mümkün olup olmadığının da değerlendirilmediğini vurguladı.

Başvurunun, anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden kabul edilebilir olduğuna karar veren AYM, başvuru konusu olayda yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verdi.

Başvuruculara 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmeden mahkeme, yeniden soruşturma yapmak üzere kararının bir örneğinin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verdi.