MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Merkez Yönetim Kurulu toplantısı öncesinde, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

'HÜKÜMET, TEL TEL DÖKÜLMEKTEDİR'
Bahçeli, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan operasyonun son yılların en büyük vurgununu deşifre ettiğini ifade ederek, Türkiye'de şu anda belirsizlik ve kaosun hakim olduğunu söyledi.

Bahçeli, şöyle devam etti:

"Hükümet, tel tel dökülmektedir. Haklarında yığınla iddia bulunan bakanlar, görevlerini bırakmak mecburiyetinde kalmışlardır. 61'inci Cumhuriyet Hükümeti, ahlaken iflas etmiş, demokratik itibar açısından helak olmuş, yolsuzluğun kulvarında tüm güvenirliğini kaybetmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içler acısı bir durumdadır. Aziz milletimiz, infial halinde gelişmeleri takip etmektedir. AKP hükümeti, sanki suçüstü basılmış gibi şaşkın, titrek ve çaresizdir. Hükümetin siyasi meşruiyeti ağır bir darbe almıştır.

'ARTIK HER ŞEYİN TADI TUZU KAÇMIŞTIR'
Görüldüğü kadarıyla, yolsuzluk ahtapot gibi ülkemizi sarmıştır. Hırsızlık safrası, kanunsuzluk uru, usulsüzlük virüsü hükümetin tüm organlarına sirayet etmiş ve yerleşmiştir. AKP hükümeti Türkiye'yi öyle bir hale getirmiştir ki ateş bacayı çoktan sarmış, yolsuzluk seli siyasetçisinden işadamına, bakan çocuklarından bürokratına kadar önüne kim geldiyse süpürmeye ve yutmaya başlamıştır. En başta Başbakan ve hükümeti için geçerli olmak üzere, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Artık her şeyin tadı tuzu kaçmıştır."

'GÜNEŞİ BALÇIKLA SIVAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR'
Bahçeli, suçluluğu sabit görülene kadar herkesin masumiyet karinesi gereğince suçsuz olduğunu belirterek, peşinen hiç kimseye suçlu gözüyle bakmayacaklarını ifade etti.

Fakat ortadaki iddia ve suçlamaların sonuna kadar gidilmesi, soruşturma ve arkasından gelecek kovuşturma aşamalarının objektif ve yürürlükteki mevzuata uygun yapılmasının kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu işaret eden Bahçeli, "Güneşi balçıkla sıvamak mümkün değildir. Hırsızlığı örtme girişimi, yolsuzluğu kapatma gayretleri faiziyle geri dönecek ve buna yeltenenleri vuracaktır. Her şey milletimizin gözü önündedir. Hukuk şeffaf, düzgün, sağlıklı ve adaletli olduğu müddetçe Türkiye kazanacak, kirinden pasından temizlenerek kurtulacaktır. Hükümetin kaçacak, saklanacak ve gizlenecek hali kalmamıştır" diye konuştu.

'BAŞÖRTÜSÜ, TALANI KAPATAMAYACAKTIR'
AK Parti'nin iktidarda olduğu 11 yılda yolsuzluk haberlerinin ülke gündeminden hiç düşmediğini ileri süren Bahçeli, TBMM'nde bekletilen fezlekelerin çoğunlukla Başbakan, bakan ve bir kısım milletvekiline ait olduğunu söyledi. Başbakan'ın Mecliste bekleyen fezlekelerinde "görevi ihmal, kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak" gibi ağır suçlamalar bulunduğunu öne süren Bahçeli, "Sorgulanması gereken, hakkında birçok şaibe ve iddia bulunan bir Başbakan'ın dürüstlüğü ağzına alırken çok acele etmemesi bizim samimi tavsiyemizdir. Acaba siyasete girip de bu kadar zenginleşen, simit sata sata milli varlıkları satmaya kadar işi getiren, durduk yere, alın teri dökmeden köşeyi dönen kaç talihli Başbakan Türk siyasetine mal olmuştur 11 yılda milyon dolarları yerli veya yabancı bankalara istifleyen, denizde filolar yüzdüren kaç Başbakan görülmüştür " diye konuştu.

Bahçeli, 11 yıldır hakkında yolsuzluk çıkmayan çok az AK Parti'li bakan olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Dürüst ve namuslu bu kişiler, bir süre sonra ya kendi istekleriyle ya da zorlamalarla AKP'yle yollarını ayırmışlardır. Ne var ki artık sona gelinmiştir. Bugüne kadar her sahtekarlığın, her haksızlığın, her çalmanın üstünü örten Başbakan ve hükümeti, cebe indirdikleri yetim hakkının diyetini ödemeye başlamışlardır. Bilinsin ki başörtüsü, talanı kapatamayacaktır. Besmele çekip açılış yapmak, arsızlığı, kansızlığı ve hak gaspını mazur gösteremeyecektir. İmam Hatip açıp vaaz vermek 'yanıma kul hakkıyla gelmeyin' yüce buyruğunu örtemeyecektir."

Emniyet Genel Müdürlüğünde yaşanan görevden alma furyasının neredeyse depreme dönüştüğünü öne süren Bahçeli, şunları kaydetti:

"Başbakan, yeni İstanbul Emniyet Müdürü'nü bizzat kendi uçağıyla taşımış, eliyle görev mahalline sanki evladını bir eğitim kurumuna teslim eden veli gibi getirip bırakmıştır. Türk polisi 17 Aralık'tan beri hükümetin tacizi altındadır. Ülke genelinde 9 gün içinde 150'ye yakın polis görevden alınmış, 500'e yakın polisin de görev yeri değiştirilmiştir. Başbakan Erdoğan görevden aldığı polisleri nereden tanımaktadır Daha önceden elinde bu polislerle ilgili bilgi ve belge mi vardır?

Başbakan ve hükümeti bu kadar polisimizi görevden alırken neye dayanmış, hangi kıstasa göre hareket etmiştir Başbakan Erdoğan, polisleri, işine geldiği zaman 'destan yazdınız' diyerek pışpışlamakta, işine gelmediği zaman da 'kabadayı mısınız, kimsiniz' diyerek azarlamaktadır. Yürüyen Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturmasının ucu kendisine dokununca kıymeti kopartan Başbakan Erdoğan, polis müdürlerini arka arkaya görevden alarak emniyeti küçük düşürmüş, pis tezgahlarının kurbanı yapmıştır.

Polisin şüpheliyi yakalayıp, şüphelinin ise siyasi yetkisinden polise görevinden el çektirmesi ancak AKP hükümetinin bir ayıbı olarak anılacaktır. Ne zamandan beridir hırsızlıkla suçlananlara, yolsuzluklarla itham edilenlere bilgi ve haber verilmesi şart koşulmuştur Türk polisi görevini yapmış, savcıların talimatıyla aldığı emri yerine getirmiştir."

Adli Kolluk Yönetmeliği'ndeki değişikliğin, yargıyı fiilen yürütmeye bağlı hale getirdiğini savunan Bahçeli, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Başbakan Erdoğan, neyden çekinmektedir Soruşturmanın kendisine temas edeceğiyle ilgili bir bilgisi mi vardır Yoksa bir sürü iddialara konu olan çocuklarıyla ilgili sürecin başlayacağıyla ilgili ajanlarından ön bilgi mi almıştır 'Babamın oğlu olsa üstüne gideriz' diyen birisinin öz güven kaybı yaşaması son derece manidardır.

Sayın Başbakan, bırak bakalım yargı nereye kadar uzanacaksa uzansın. Kimin hakkında ne varsa soruşturulsun, temiz olanlar aklansın, ama yolsuzluğa karışanlar da sıfatı ve babasının ismi ne olursa olsun cezalandırılsın. Yıllardır hukuk herkes lazım olacak derken kast ettiğimiz buydu ve bugün hukuk Başbakan'a da yandaşlarına da haddinden fazla lazımdır."

Bahçeli, Rıza Sarraf üzerinden kara para aklama mekanizması kurulduğunu öne sürerek, "Hükümet, nereye çalıştığı belli olmayan, ülkesinde kimlere hizmet ettiği tartışmalı bulunan, İran'ın bir önceki yönetimine yakın durduğu bilgisi sızdırılan birisi tarafından rüşvet kuşatmasına alınmıştır" dedi.

Yolsuzlukla anılan bakanların koltuklarını kaybetmesinin yeterli olmadığını belirten Bahçeli, "Hükümetin İçişleri Bakanlığı koltuğuna Meclis grubundan değil de bürokrasiden takviye yapan Başbakan, durumu kurtaramayacaktır. Biz, büyük resimdeki yüzü görmek istiyoruz ve kuşkularımız da her nedense hep Recep Tayyip Erdoğan'a yönelmektedir" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın yolsuzluk operasyonunu komplo, tuzak, kirli bir ittifakın parçası olarak gördüğüne ve devletiçinde devletten veya paralel devlet yapılanmasındanbahsettiğine işaret ederek, şunları söyledi:

"Başbakan Erdoğan, yolsuzlukları gizleyebilmek için gündem saptırmakta, kendisinin ve hükümetinin hedef alındığını söylemektedir. AKP'ye oy vermiş kardeşlerimizi de yeni bir yalan ve istismar kampanyasının içine almaya gayret etmektedir.

Bugünkü mesele öncelikle yolsuzluktur. Başbakan'ın yolsuzluğu reddederek milli iradeye kan ve faiz lobisinin saldırıya geçtiğini ifade etmesi yüzsüzlüğün korkutucu bir boyuta geldiğini göstermektedir. Başbakan ve hükümeti ortada duran, kokusu gittikçe yayılan yolsuzluk pisliğini temizlemeli ve siyasi telkinlerle hukuku lekelemekten kaçınmalıdır. Bu Türk milletinin beklentisidir. Başbakan ısrarla ismi belli olmayan bir örgüte atıf yapmaktadır.

Sayın Erdoğan, bu örgüt yeni mi türemiştir? Başı kimdir, kadrosu nerelere kadar sızmış, devletin hangi birimlerini ele geçirmiştir Madem bir örgüt vardır ve adeta paralel bir devlete dönüşmüştür, o zaman Başbakan Erdoğanbunca yıl uyumuş mudur, uyuşmuş mudur, yoksa tehditlerle rehin mi alınmıştır? Sayın Erdoğan tekrar soruyorum sana, bu örgüt devleti ele geçirmiş midir? Bu örgütle ilgili gerekli girişimi ne zaman yapacaksın? 11 yıldır ittifak yaptıklarınla şimdilerde ters düşmen, karşılıklı lanet ve beddua okuman neye yorumlanmalıdır?"