Deniz mahsulü üreticileri, doğal ortamlardaki balık stoklarının azalmasından kaynaklanan açığı kapatmak için balık çiftlikleri kurunca, dünya genelinde tüketilen deniz mahsullerinin yüzde 40’ı bu tür çiftliklerden karşılanmaya başladı.

Sektör analistleri, önümüzdeki birkaç yıl içinde bu payın yüzde 50’yi aşacağını düşünüyor. Fakat et üretimi için fabrika tipi konsantre çiftliklerin kurulmasında olduğu gibi, balık çiftlikleri de, birkaç sazan ya da yayın balığı yetiştirmek için bitki artıkları, otlar ve gübrenin verimli bir biçimde yeniden kullanılmasına dayanan geleneksel kökenlerinden saptı.

Endüstriyel çiftliklerde, kapalı ortamlarda üretilen balıklar için çok büyük miktarlarda yem, enerji, hastalık önleyici biyositler kullanılırken, yine büyük miktarlarda da gübre yaratılıyor. Günümüzde tonbalığı, somon, çizgili levrek, karides ve diğer etobur balıkların yetiştirildiği çiftlikler, üretilen balıktan daha fazlasını yem olarak tüketiyor (ançüez, ringa, morina ve bakalyaro).

1948’de denizlerde avlanan balıkların sadece yüzde 7,7’si balık yemi ya da balık yağı olarak kullanılıyordu. Bugün ise dünya genelindeki üretimin yaklaşık yüzde 37’si yem haline getiriliyor ve böylece insanların geçmişteki ve gelecekteki önemli bir besin kaynağı, yem olarak harcanıyor.

Çiftçiler okyanuslarda oluşturdukları geniş kafeslerin içinde somon, tonbalığı ve morina gibi etobur balıklar yetiştiriyorlar çünkü bu balıklar yüksek fiyatlarla satılıyor. Sazan, yayın ve kabuklu deniz canlıları gibi daha verimli türlerin yetiştirilmesine ağırlık verilmesi için ise tüketicilerin tercihlerinin değişmesi gerekiyor. Fakat kısa vadede balık üreticileri en azından (sivil toplulukların teşvikiyle) daha olumlu bir yönde ilerlemeye başladılar.

Balık çiftliklerinde büyük miktarlarda üretilen türlerin en başta gelenlerinden olan somonu ele alalım. Şili, Norveç ve ABD gibi ülkelerde onlarca yıldır yapılan üretim, bu tür tesislerin atık ve aşırı besleme, hastalıkları önlemek için antibiyotik ve başka kimyasalların kullanımı, milyonlarca somonun yakınlardaki sulara kaçarak hastalıkları diğer somonlara da bulaştırması gibi nedenlerle kıyılarda ciddi boyutlarda kirliliğe yol açtı.

Buna karşılık olarak da, Ulusal Çevre Tröstü (National Environmental Trust), diğer çevre koruma toplulukları, balıkçılık örgütleri ve denizbilimciler bir araya gelerek Saf Somon Kampanyası’nı başlattı. Bu topluluk, somon çiftliklerinin dikkate alması gereken sekiz temel alan belirledi (atık, hastalık, kaçış vb.). Kampanya özellikle, suyun yeniden kullanılmasını sağlayacak ve balıklardan kaynaklanan kirliliği arıtıp çevredeki sulara karışmasını engelleyecek kapalı konteynır çiftliklerinin kurulması yönünde lobi yapıyor. Dünyanın en büyük somon üreticileriyle (küresel üretimin yüzde 20’sinden fazlasını elinde tutan Marine Harvest da dahil olmak üzere), hissedarlara yönelik açıklamalar ve şirket yönetim kurullarıyla doğrudan görüşmeler yoluyla temasa geçiyorlar. Kısa süre önce, Marine Harvest’ın en büyük hissedarını (doğal somon avına tutkun bir kişi), kapalı konteynır çiftliklerinin önemi konusunda ikna etmeyi başardılar.

Peki ya somon, karides ve diğer etobur balıkların üretildiği çiftliklerdeki büyük yem ihtiyacı? Her biri farklı bir bitkiyle beslenen farklı sazan türlerini yetiştiren ya da birbiriyle beslenen ördek, balık, salyangoz ve diğer organizmaları bir arada yetiştiren eski balık çiftliklerinin ilkelerini benimseyen entegre çiftlikler bir yandan yem ihtiyacını azaltırken, diğer yandan da tek tip balık üretimine oranla daha fazla yenebilir deniz mahsulleri yetiştirebilir. Büyük ölçekli uygulamaların hâlâ çok nadir görülmesine karşın, somon ile birlikte dip balıkları, midye, denizkestanesi ya da yosun yetiştirmek hem somonun yol açtığı azot “sızıntısı”nın çoğunu ortadan kaldırabilir hem de tüketilebilir başka ürünler sağlar. (Midye, somon havuzlarının yakınlarında yüzde 50 daha hızlı büyür.)

Norveç’teki bazı büyük çiftlikler, somon havuzlarına temizleyici balıklar (parazitleri ve diğer balıklardan kalan yem artıklarını temizleyen bir tür) eklemenin, bitleri (çiftliklerdeki somonlarda en çok görülen ve dünyanın her yerindeki doğal somonlara da yayılıp nüfuslarını azaltan hastalık) ve yem artıklarını (somonların bıraktığını temizleyici balıklar yediği için) önemli ölçüde azalttığını ve temizleyici balıkların da daha sonra balık yemine dönüştürülebildiğini gördüler. Bu sayede atıklar yarı yarıya azalır, hastalıklar seyrekleşir ve iki ya da üç ek ürün yetiştirilirken, somon üretimi de aynı kalıyor.

İstiridyeler, deniztarakları, midyeler ve diğer kabuklu deniz canlıları yosunla beslendikleri, suya karışan besin artıklarını filtreleyip azalttıkları, alg çiçeklenmesini azalttıkları için, dünyanın her yerindeki kıyı toplumları, koylardaki, nehirlerdeki ve kıyılardaki suyollarını besinlerden temizlemek için kabuklu deniz canlısı çiftliklerinden yararlanıyor. Araştırmalar, sudaki azotu temizlemek için kabuklu deniz canlılarının yaşam alanlarını genişletmenin, kanalizasyon arıtma tesislerine göre daha ucuz bir yöntem olduğunu gösteriyor. Bu yöntem güneş ışığının koydaki suyun tabanına ulaşmasına da izin veriyor ve böylece otlar ve besin zincirinin diğer temel unsurları da gelişiyor. Kabuklu deniz canlıları konusunda uzman olan Rowan Jacobsen, A Geography of Oysters (İstiridyelerin Coğrafyası) adlı kitabında, istiridyelerin ABD’nin doğu kıyısındaki Chesapeake Koyu ya da batısındaki Puget Sound gibi yerlerde oynadığı tarihsel rolü anlatırken şöyle diyor: “İstiridyeler bu üç hizmeti (filtreleme, istikrara kavuşturma ve doğal ortam yaratma) sağlayarak ekosistemi düzenliyor.”

Yeniden istiridye üretimine başlamak sadece yeni işler yaratmakla ve yenebilir kabuklu deniz canlıları üretmekle kalmaz. Bu yöntem, aşırı besin sızıntısı nedeniyle oluşan 200’ü aşkın büyük ölü bölge de dahil olmak üzere, kirlilikten zarar gören haliçleri, mercan resiflerini ve kıyı ekosistemlerini de iyileştirebilir. Ayrıca, kabukluların içine konduğu metal kafesler, yapay resifler olarak da işlev görür. Balıkçılar, çizgili levreklerin, tirsi balıklarının ve diğer türlerin bu kafeslerin çevresinde toplandığını bilir.

Captive Bluefin Tuna inside a transport cage.
Greenpeace is calling on the countries of the Mediterranean to protect bluefin tuna with marine reserves in their breeding and feeding areas.
Captive Bluefin Tuna inside a transport cage. Greenpeace is calling on the countries of the Mediterranean to protect bluefin tuna with marine reserves in their breeding and feeding areas.

Deniz mahsullerine olan talebin en hızlı arttığı kalabalık Asya ülkelerinin çoğunda, balık çiftlikleri mevcut pirinç ekimi operasyonlarının doğal bir parçası gibi görülüyor. Bu yeni bir yaklaşım değil. Arkeolojik bulgular, Çinli çiftçilerin yaklaşık 3000 yıldır pirinç çeltiklerinde balık da yetiştirdiğini gösteriyor. Balıklar bitki artıkları ve ekin kalıntılarıyla besleniyor ve tarlalarda gübre olarak kullanılan atıklar üretiyor. Ayrıca balıklar, pirinçlerin besininden çalan larva, ot ve yosunları da yiyerek zararlılarla mücadele ettikleri için çiftçiler daha az hayvan ve bitki zehiri kullanıyor. (Balıkların sinek larvalarını yemesi sayesinde, balık çiftlikleri sıtmayı önlemeye de yardımcı oluyor.)
Bangladeş’te pirinç tarlalarında balık yetiştiren çiftçiler, üretim masraflarını yüzde 10 azaltmayı başardılar; bunun yanı sıra, kızarmış balık, balık kroket ve çiftçilerin tüketmedikleri balıkların satışındaki artışın da etkisiyle, ortalama gelirler sadece üç yıl içinde yüzde 16 yükseldi. Bir hektarlık bir pirinç tarlası 250-1500 kilo arasında balık üretebilir. Kırsal alanda yaşayan binlerce Bangladeşli bu uygun maliyetli yöntemi benimsemiş durumda. Ve araştırmacılar, çiftçilerin yaklaşık 40 bin hektarlık bir alanda bu sistemi hızla hayata geçirerek, yılda 40 milyon ABD Doları değerinde 10.000-60.000 ton balık üretebileceklerini öne sürüyor.22
Bu tür faydalar Asya ile sınırlı değil. Kamerun’daki birkaç yüz küçük ölçekli balık çiftliğinde üretimi artırmayı hedefleyen yeni bir proje, temel teknik yardımlar sayesinde (düzenli besleme, uygun sayıda balık yetiştirme, hasat programı vb.), üretimin hektar başına 498 kilogramdan 2525 kilograma çıktığını ve kazancın 16 kat arttığını ortaya çıkardı. Araştırmacıların tahminlerine göre, pazara erişimin yeterli olduğu alanlarda yapılacak benzer yatırımlar, besin arzına 5300 ton taze balık ekleyebilir, yerel ekonomiye 50 milyon ABD Doları daha kazandırabilir ve her çiftliğe yılda ortalama 2000 ABD Doları (kişi başı ortalama gelirin iki katı) kâr getirebilir.

Kaynak: Dünyanın Durumu 2008-TEMA Yayınları