CHP Bilim Yönetim ve Kültür Platformu, 12 Haziran seçimleri öncesinde hazırladığı raporlara ilişkin çalışmalarını "Politika Notları" adı altında kurumsallaştırıyor.

Açıkladıkları politika notlarının ilkinin Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ile ilgili olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sencer Ayata, günlük polemiklerin, söylemlerin üzerine çıkan, daha derin ve kapsamlı siyasi metinler hazırlayacaklarını kaydetti.

''Politika notlarından amacımız, ülkede siyasetin niteliğinin artmasına katkıda bulunmaktır'' diyen Ayata, notların; politikacıların, uzmanların, bütün paydaşların katılımı ile hazırlanacağını söyledi.

Politika notlarının ilkini neden TÜBA ile başlattıklarını da açıklayan Ayata, şöyle konuştu:

''Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi, özgürlük ve demokrasi sorunudur. TÜBA'da her iki meselenin de özünü bulmanız mümkün. İlerleme ve kalkınma, bilimle ilgili bir konudur. Bilimin gelişmesinin en önemli unsuru tam ve özgür bir ortamın sağlanmasıdır. Bu olmadan bilimin gelişmesi mümkün değil, bu olacak ki teknoloji gelişecek, Başbakanın ısmarlama şekilde söylediği gibi, Steve Jobs'lar üretebilelim. Eğer bu özgürlüğü sağlamazsanız, kalkınmanın çağımızda, bilgi toplumunda itici gücü olan teknolojiyi üretemeyiz, yeni Steve Jobs'ları üretemeyiz. Demokrasinin var olması için kurumların özerkliği şarttır. Özerk kurumlar, iktidarın mutlak gücüne fren koyacak demokratik kurumlar bir bir yok ediliyor.''

'TÜBA'NIN BİLİMSEL VE KURUMSAL ÖZERKLİĞİ YOK EDİLDİ'
CHP'nin TÜBA ile ilgili hazırladığı "Politika Notları"nda şu ifadelere yer verildi:

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve TÜBİTAK kurumlarını siyasi denetim altına alınmış ve kurumun bilimsel ve kurumsal özerkliği yok edilmiştir. Hükümetin bu yaklaşımı akademiyi ele geçirme ve bu sayede bilimsel kuruluşlar üzerinde bir siyasi denetim uygulama amacını ortaya koymaktadır. Bu tür müdahaleler sonucunda bilimsel düşünce ve araştırma devlet güdümü altına girmekte ve kurumsal özerklik kaybedilmektedir.

TÜBA’ya üye atanması konusundaki yetki Bakanlar Kurulu’ndan alınarak TÜBİTAK Bilim Kurulu’na devredilmiştir. Böylece göstermelik bir değişiklik sağlanmış olsa da, TÜBİTAK Bilim Kurulu’na atamaları zaten hükümetin kendisi yaptığı için, TÜBA’ya üye atama yetkisi konusunda herhangi bir değişiklik olmamış, hükümet dolaylı olarak atama yapma yetkisini korumuştur. Yapılan düzenleme ile, önceden akademi tarafından seçilen başkan da bundan böyle Başbakan tarafından atanacaktır. Oysa bilimin geliştiği tüm ülkelerde bilim akademilerinin üyeleri, mevcut üyeler tarafından seçilmektedir.

TÜBA’nın bu yeni yapısıyla bir bilim akademisi olarak kimliğini yitirmesi ve uluslararası bilim çevreleri tarafından dışlanması olasılığı bilim dünyası tarafından yaygın olarak paylaşılan temel bir endişe kaynağıdır.

'ÜYE SEÇİMLERİ LİYAKAT TEMELİNDE YAPILMALI'
CHP, dünyanın önde gelen tüm bilim akademilerinde ana ölçüt olarak belirlenen esasların, TÜBA’nın bilimsel özerkliğinin korunması için gerekli olduğunun altını çizmektedir:

• yeni üye seçimleri liyakat temelinde, asli üyeler (bilim insanları) tarafından yapılmalıdır

• kurum aşağıdan yukarı doğru demokratik bir şekilde yönetilmelidir

• üye sayısı akademi tarafından belirlenmelidir

• kurum siyasal iktidardan bağımsız olmalıdır.

TÜBA ile ilgili yaşanan gelişmeler sadece bir kurumun nasıl oluşacağına yönelik teknik bir tartışma olmaktan çok uzaktır. Söz konusu olan Türkiye’deki ifade özgürlüğü, bilim özgürlüğü, düşünce özgürlüğüdür. Partizan amaçlar uğruna Türkiye’nin yaratıcı, inovasyona dayalı, yüksek artı değerli bilgi ekonomisine geçiş süreci tehlikeye atılmaktadır. Aynı ölçüde büyük bir tehlike, çoğulcu demokrasinin iyi işlemesi için büyük önem taşıyan denge ve fren mekanizmalarının yok edilmesidir. Amaçlanan, hayatın her alanına partizanca bir yaklaşımı hakim kılmak ve partizanlığı tek başarı ölçütü olarak belirlemektir.

TÜBA’nın organizasyon yapısı, çalışma biçimi elbette eleştirilebilir. Bu eleştirileri yapacak olanlar da, kurumun daha iyi çalışma ve hizmet verme kapasitesini arttırma yönünde öneriler geliştirecek olanlar da bilim insanlarıdır. Siyasi iktidarı bu doğrultuda düşünmeye ve Türkiye’nin bilimsel geleceğini böylesine tehdit eden bir büyük yanlıştan en kısa zamanda kurtulmaya davet ediyoruz.