Ölümün dört temel özelliğini (ölüm yaşamın son bulmasıdır; geri dönülmezliktir; kaçınılmazdır; evrenseldir) tamamıyla anlamaları için belirli bir gelişim evresine ulaşmaları gerekir. Çocuğun bir kayıp karşısında vereceği tepkiler ve çevresindekilerin destekleri de içinde bulunulan gelişim dönemine göre şekillenir.

0-2 yaş dönemi: Duyusal-motor denilen bu dönemde çocuklar dünyayı refleksleriyle algılarlar. Henüz ölümü algılayamazlar. Bir kaybın etkisini daha çok anne/bakım veren üzerinden yaşarlar. Bu nedenle bakım veren kişilerin çocuğun rutinini korumaları, ona dokunmaları, güvenli bir ortam sağlamaları oldukça önemlidir.

2-4 yaş dönemi: Bu dönem çocuğun benmerkezci olduğu, yani dünyayı kendi bakış açısından algıladığı dönemdir. Ölümün geri dönülmezliği ise zamanla ilgilidir. Ancak bu dönemdeki bir çocuğun zaman kavramı henüz gelişmemiştir, “sürekli” yok olmayı ölmekle eşleştiremezler. Ölen kişinin bulutların üzerinde yaşamaya devam ettiğini, geri geleceğini düşünürler. “Ne zaman gelecek?” diye defalarca sormalarının sebebi de budur. Ölümü biz yetişkinler gibi anlamasalar da duygusal tepkiler gösterirler. Anneye aşırı “yapışma” halinde olabilirler. Eskisine göre çabuk ve sık ağlayabilir, sızlanabilirler, hareketlerinde azalma olabilir. Hoşlandığı şeylere olan ilgisi azalabilir veya kaybolabilir. Bu dönemde kaybı olan bir çocuk için de rutinini korunması, güvenli bir ortam sağlanması süreci kolaylaştırır. “Şimdi nerede?” diye sorduklarına “Öldükten sonra ne olduğunu kimse tam olarak bilmiyor. Ben….. olduğuna inanıyorum” diye cevap verebilir” diye ebeveynin kendi inanç sistemine uygun bir açıklama yapılabilir. Ancak “bizi şimdi yıldızlardan izliyor” gibi cevaplar korkuların arttığı, fantezi ve gerçek dünyanın net ayırt edilemediği bu dönemde çocuğun gerçekten izlendiğini düşünmesine ve korkmasına sebep olabilir.

4-7 yaş dönemi: Diğerlerinin bakış açısını anlamaya başladıkları bu dönemde çocukların merakları da üst seviyededir. Çoğu şey için “neden” diye sorarlar. Dil gelişimin arttığı ve sembolik ifadenin geliştiği bu dönemde kayıpla ilgili de birçok soru sorabilirler. Ölümü de geri döndürülebilir olarak algılarlar, ancak kendilerinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğini düşünürler, çünkü ölümün evrenselliğini henüz kavrayamazlar. Çevresindekiler “çok uzaklara gitti”, “uyuyor” demek veya “gelecek” diye çocuğu atlatmak yerine artık görmeyeceğini, duymayacağını, nefes almayacağını, bedenin çalışmayacağını söyleyerek ölümü anlatmalıdırlar. Beyaz yalanlar çocuğun kayıp sonrası yas dönemini sağlıklı atlatmasını daha da zorlaştırır. “Siz ölecek misiniz?” diye sorduğunda ebeveynler “Önümüzde beraber yaşamak istediğimiz daha çooook uzun yıllar var” diyebilirler. Bu dönemde verilen tepkiler 2-4 yaşında verilen tepkilere benzer, ancak üzüntülerini sözel olarak daha fazla ifade edebilirler, soruları daha fazladır. Eğer bu dönemdeki çocuk ölümle ilgili hiç soru sormuyorsa, ölüm kavramının yer aldığı hikâyeler, masallar aracılığı ile çocuğun soru sormasına teşvik edebilirsiniz. Ebeveynler ölüm kavramını çocuklarıyla konuşmaktan kaçınmamalıdırlar. Zaten çocuklar çizgi filmlerde, öykülerde, gündelik konuşmalarda ölümle ilgili kelimeleri duymaktadırlar.

7-11 yaş dönemi: Bu dönemdeki çocuklar artık olaylar arasındaki mantıksal ilişkileri anlayabilirler ancak soyut biçimde mantık yürütemez veya varsayımlar geliştiremezler. Bu nedenle olayları diğerlerinin görüş açılarını dikkate alarak değerlendirirler. Benmerkezci düşüncenin azalması ve bilişsel becerilerinin artmasıyla ölüm kavramına daha gerçekçi yaklaşırlar. Ölümün geri dönülmez olduğunu, bir son olduğunu anlarlar. Üzerinde kontrol sahibi olamadıkları bu gerçek çaresizlik de yaratır. Kendileri üzerinden ölümü anlamlandırmaya çalışırlar. Birisinin ölümünü ceza olarak algılayabilir, kendilerinin suçu olduğunu düşünebilirler. Yetişkinler yardımıyla ölenin kaybına bir neden bulabildiği ve bunu kavrayabildiği zaman ancak suçluluk duygusundan uzaklaşabilirler. Aksi takdirde “Ben suçluyum”, “Kötü şeyleri hak ediyorum” olumsuz inanç şemaları geliştirebilirler. Bu dönemde bir kayıp yaşadıklarında yıkıcı-bozucu davranışlarda bulunabilirler, öfke patlamaları, kavga davranışları gösterebilir, aşırı tedirgin davranabilir veya kolayca irrite olabilirler. Okula gitmeyi reddedebilir veya ödevlerini yapmakta zorluk yaşayabilirler. Yeme veya uyku problemleri yaşayabilir; olayı çağrıştıracak, hatırlatacak durumlar, görüntüler karşısında yoğun bir sıkıntı hissedebilirler. Çocuğa gerçeğe uygun açıklamalar yapılmalı, ölüm haberi yakın ilişkisi olan birisi tarafından verilmeli, okulla işbirliği kurarak güvenli bir ortam sağlanmalıdır.

Çocuk ölümü anlamlandırmak gibi kayıp sonrası yas sürecinde de yetişkin desteğine ihtiyaç duyar. Çocuk yas sürecini sağlıklı bir şekilde yaşayabilirse, sonrasında daha büyük problemlere dönüşmesi engellenebilir. Bunun için de yetişkinlerin “ağlama” diyerek çocuğun duygularını reddetmek yerine “Çok üzülüyorsun. Bu gerçekten zor bir durum. Biz hep yanındayız” diyerek önce duygularını kabul etmeli sonra yardım, öneri vs. sunmalıdırlar. Çocuğun yanında ağlamaktan kaçınmak onun da duygularını yaşamak için kendisine izin vermemesine sebep olur. Çocuk istiyorsa 5 - 6 yaşından itibaren ölüm sonrası ritüellerin bir kısmına dâhil olabilir.