Stanford Üniversitesi’nden Christina Smolke’nin başkanlığındaki araştırmacılar özelliği nedeniyle ‘algılayıcı-uyarıcı’ olarak adlandırılan cihazı, farklı DNA parçalarını tek ve uzun bir dizi oluşturacak şekilde birleştirerek elde etmiş. Meydana getirilen DNA daha sonra, kendisini DNA’nın protein elde etmek üzere dönüştürülen farklı bir şekli olan RNA’ya tercüme edecek hücrelere yerleştirilmiş. Sonraki adımda meydana gelen RNA molekülü, hücrenin protien sentezleyici moleküler mekanizması tarafından okunabilen reçeteyi oluşturmuş.

Algılayıcı-uyarıcı’nın her bir parçası farklı bir modülle değiştirilebilecek şekilde tasarlanmış. Böylece ihtiyaca yönelik en uygun çözümü sunmak mümkün olabiliyor. Aygıtın yani RNA molekülünün algılayıcı bölümü, hücrenin içinden veya dışından toplanan bilgiyi hücre çekirdeğine taşıyan proteinleri tespit edebiliyor.

Smolke ve ekibi aygıtı, besi ortamlarındaki insan hücrelerinin sahip olduğu kanser veya yangı gibi hastalıklı durumlar üzerinde denemişler. Deneyde RNA zincirinin hücre içinde iletilen mesajları ‘dinleyerek’ buna göre hareket ettiği saptanmış. Zincir burada bir proteine bağlanıp bağlanmama durumuna göre orijinal halini koruyabiliyor ya da kendisinden bir parçayı keserek taşıdığı genetik bilgiyi değiştirebiliyor. Böylece RNA, hücrenin protein üretim mekanizması tarafından okunduğunda, ortaya çıkacak son ürün dizinin o an sahip olduğu bilgi içeriğine dayanmış oluyor.

Cihazın bir diğer tedavi yöntemi de hücreyi öldürmekten geçiyor. Araştırmacıların geliştirdiği bir uyarıcı modül, inaktif formdaki bir ilacı aktive ederek hücreyi öldürecek olan ürünü meydana getiriyor. Üstelik cihaz ilacı ancak bir hastalık hali olduğunda aktive ediyor. Aksi durumda zincir üzerinde yer alan bir ‘dur’ sinyali, RNA üzerinden kesilip çıkarılmıyor ve sağlıklı hücrelerin öldürülmesini engelleyen bir sigorta olarak korunuyor.

Özgün makaleye ulaşmak için tıklayın.