WWF Türkiye, Katar'ın başkenti Doha'da gerçekleşen iklim müzakerelerinin ardından bir değerlendirme yaptı. WWF Türkiye'nin değerlendirmesi şöyle:
Doha’daki iklim müzakereleri sona ererken ortaya çıkan tablo iç açıcı değil. Yüzyılın en büyük tehdidi karşısında, yönetici ve karar verici koltuğunu dolduranların ataleti devam ediyor. Bu yılki müzakerelere damgasını vuran “iklim bilimi” değil, müzakere teknikleri oldu.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 18.’si, geçtiğimiz iki hafta boyunca Katar’ın Doha şehrinde gerçekleştirildi.

2009 yılında Kopenhag’da gerçekleşen zirveden bu yana çoğunlukla hayal kırıklığı yaratan iklim müzakerelerinden bu yılki beklenti; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki güvensizlik atmosferinin kırılması, 2015 yılında hazırlanması amaçlanan adil, iddialı hedeflere sahip ve bağlayıcı bir uluslararası iklim anlaşması için sağlam temellerin atılmasıydı.

Doha öncesinde Uluslararası Enerji Ajansı, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Çevre Programı gibi uluslararası kuruluşların birbiri ardına yayımladığı raporlar ve dünyanın dört bir yanında yaşanan aşırı hava olayları aynı mesajı veriyordu: İklim değişikliğinin etkilerini hissetmeye başladık, küresel sera gazı emisyonlarında 2020 yılından önce düşüş eğilimini sağlayamazsak 2060 yılında 4°C’ye varan ortalama sıcaklık artışları yaşamlarımızı temelden sarsacak.

Müzakere sonuçlarını üç kriter üzerinden değerlendirmek mümkün;

Bu soruların her birinin cevabı HAYIR.

Müzakerelerin sonuçlarını değerlendiren WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, “Doha’da siyaset bilimi iklim bilimi karşısında galip geldi. Uluslararası müzakerelerin gereği yapıldı, bir gün gecikmeyle de olsa masadan bir anlaşmayla kalkıldı. Ancak üzerinde anlaşılan metin, alışılageldiği üzere içerik açısından zayıf, acil çözüm gerektiren hususları geleceğe erteleyen bir anlaşma olmaktan öteye gidemedi,” dedi.

Doha’da, özellikle iklim değişikliğiyle mücadelenin finansmanında daha önceki Taraflar Konferansları’nda verilen sözlerin tutulmasına yönelik beklentiler boşa çıktı. Gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki “güven” sorununun çözülemediğine ve her iki grup arasında kutuplaşmanın arttığına dikkat çeken Tolga Baştak; ABD, Japonya, Kanada ve Rusya’nın Kyoto’nun ikinci yükümlülük döneminde yer almayacak olmasını “sorumsuzluk” olarak niteledi.Tolga Baştak, “Doha’da düşük beklentilerimizin bile karşılanmaması karşısında umudumuzu yitirecek değiliz. Sivil toplum dünyanın dört bir tarafında temiz enerji ve temiz bir gelecek için ayağa kalkıyor. 2015’te adil ve bağlayıcılığı olan bir iklim sözleşmesinin hazırlanması için üzerimize düşeni yapacağız”, dedi.

1990 – 2010 yılları arasında sera gazı emisyonlarını %115 oranında artıran Türkiye, iklim müzakerelerinde üzerine giydiği görünmezlik pelerinini Doha’da da çıkarmadı. Yapılan çalışmalara göre yüzyıl sonunda ülkemizde ortalama sıcaklıkların 4,5° C artması, yağışların ve su bütçesinin %40’a varacak oranlarda azalması, aşırı yağış oranlarının sayısı azalırken şiddetinin artması, sıcak hava dalgalarının da süresinin uzaması bekleniyor.

Müzakereler sonucunda ortaya çıkan kötümser tabloya karşın, bir çok ülke tarafından koyulan mutlak ya da göreceli sera gazı emisyon azaltım hedefleri, Türkiye’nin hedeflerinin kat be kat üzerinde. Bölgesinde lider ülke konumuna gelen Türkiye’nin, tüm gezegeni ve insanlığı ilgilendiren ve aciliyet gerektiren bir konuda öncü olmaması için hiçbir neden yok.

Bunun için, Doha’dan dönen heyetin 2015’te Polonya’da gerçekleşecek olan Taraflar Konferansı’na yapıcı katkı koymak üzere şimdiden çalışmaya başlaması önemli bir adım. Bunun ötesinde; Türkiye’nin mutlak emisyon azaltım hedefleri koymak ve düşük karbonlu kalkınmanın kilometre taşlarını oluşturmak için gerekli adımları daha fazla gecikmeden atması gerekiyor.