Erebus Dağı

'Yakıcı sıcakta gelişip serpilen yaratıklar bulmak için Dünya'nın en soğuk noktalarından birine geldik. '

25.07.2012 - 10:52

Erebus Dağı

Dört ay boyunca güneş ışığı gören bu yerde, zifiri karanlıkta varlık gösteren yaşam örnekleri arıyoruz. Antarktika'daki Erebus Dağı'nın tepetaklak dünyasına hoş geldiniz.

Sahne: Antarktika'da, Ross Adası'ndaki aktif volkan Erebus'ta bir çadır. Dört köşeli çadır, Kaptan Robert Falcon Scott'ın yüzyıldan da uzun bir süre önce yaptığı Antarktika keşif gezilerinde yanında götürdüğü çadırlarla aynı model. Orta kesimi, boyu 1,65 kadar olan birinin ayakta durabileceği kadar yüksek. Tepesinde de baca görevi üstlenen iki delik var. Bu çadırda şu an iki kişi kalıyor. İkisi de uyku tulumlarının içinde. Uyku tulumlarının arasında büyük bir kutu, bir Primus marka ocak, iki termos ve iki çift ağır dağ ayakkabısı var. Bir şey okuyamayacak kadar soğuk; bir kitabı eldivenle bile tutamayacak kadar soğuk üstelik. Bu nedenle içeridekiler -ki biri benim- sohbet ederek vakit geçiriyor.

"En sevdiğin mikroorganizmalar hangileri?" diye soruyorum, uyku tulumumdan buz silkelerken.

Çadır arkadaşım Craig Herbold, "O ilginç arkeler sanırım," diyor. Boylu poslu bir yapısı var Herbold'un. 30 yaşlarında. Japon elektronik müziğini seviyor. Astrobiyolojiyle, yani evrenin farklı yerlerinde yaşamın nasıl olabileceğine ilişkin araştırmalarla ilgileniyor. Yeni Zelanda'daki Waikato Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırma yapan Herbold, aynı zamanda, yanardağın sıcak topraklarında yaşam aramak üzere buraya gelen üş kişilik ekibin en genç üyesi. Yanlış okumadınız. Sıcakta dallanıp budaklanan bir şeyler bulmak için Dünya'daki en soğuk noktalardan birine gelmişler.

Erebus, yeryüzündeki aktif yanardağların en güneyde olanı. Yaklaşık 1 milyon 300 bin yıl önce oluşmaya başlamış ve bugün deniz yüzeyinden 3794 metreye yükseliyor. Yamaçları kar ve buzla, buzullarla, derin yarıklarla ve arada bir akan lavlarla kaplı. Ancak genelde zirvesinden yükselen buhar, içindeki sıcaklığı ele veriyor. Erebus bir tatlı olsa, dondurmalı sufle diye tanımlanabilirdi: Dışı donuk, içi sıcak.

1841 yılında, Sör James Clark Ross'un önderliğini yaptığı bir keşif gezisi sırasında keşfedildi. Ve Ross bu dağa, adını Yunan mitolojisinde karanlık tanrısından alan H.M.S. Erebus gemisinin adını verdi. (Ross'un diğer gemisi H.M.S. Terror'un adı da, Erebus'un yanında yükselen daha küçük, sönmüş yanardağa verilmişti.) Ancak dağın zirvesine 1908 yılına kadar ulaşan olmadı. O yıl Sör Ernest Shackleton'ın Nimrod keşif gezisine katılanlar dağa tırmanmış, Shackleton ise bir ekiple Güney Kutbu'nun 100 deniz mili kadar yakınına yaklaşmış, ancak herkesin sağ salim evine gidebilmesi için kutba erişmeden geri dönmüştü.

Shackleton'ın ekibi Erebus'a kâh yürüyerek kâh tırmanarak çıkmıştı. Zirveye ulaşmaları beş buçuk gün sürmüş; bu süre içinde ekibi 24 küsur saat içecek hiçbir şeyleri olmadan uyku tulumlarına hapseden, sıfırın altında 34 dereceye ulaşan soğuklara maruz bırakan, ekip üyelerinden birinin yorgunluktan yığılıp kalmasına, bir diğerinin ise soğuk ısırması yüzünden ayak başparmaklarından birini kaybetmesine yol açan bir tipiyle boğuşmuşlardı.

Bizim yolculuğumuz bu kadar zahmetli olmadı: Biz helikopterle gittik.

Sekiz kişiydik. Daha önce de söz ettiğim gibi Herbold ve araştırma ekibinden kıdemli iki araştırmacı daha vardı: Her ikisi de Waikato Üniversitesi'nde biyolog ve her ikisi de Antarktika araştırmaları konusunda uzman olan, gösterişli Craig Cary (Amerikalı) ile sessiz sakin Ian McDonald (İngiliz). Bu arada bir not: Delaware Üniversitesi'nde de kadrosu olan Cary, Antarktika'da çalışmaya başlamadan önce derin sulardaki menfezlerde yaşayan organizmaları incelemek üzere sık sık deniz tabanına iniyordu. Yeni Zelandalı Stu Arnold ve Al Moore'un göreviyse, Arnold'un ifadesiyle "dağın bizi yiyip yutmasını" önlemekti. Gerek Arnold gerekse Moore geniş omuzlara sahipti. Koyu bir aksanları vardı. Ve her ikisinin de yüzleri rüzgârdan yanmıştı. Ekipte ayrıca fotoğrafçı Carsten Peter ile asistanı Daniel Jehle yer alıyordu. Her ikisi de Almanya'nın güneyindeki dağlarda büyümüştü. Ve bir de ben tabii: Jehle'nin ifadesiyle "bir kız."

Devamını National Geographic Türkiye'nin Temmuz 2012 sayısında okuyabilirsiniz...

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...