Ortalık ”zifiri karanlık” tabirinin tam karşılığıydı. Yan taraftaki bina enkazına bakıp, acaba kaç kişi kurtarılmayı bekliyordur diye düşünürken, yolun ortasındaki jandarma erini son anda farkettim. Enkaz nöbeti tutuyordu. Erciş ilçe merkezine doğru ilerlerken, Kandilli sismograflarının işaret ettiği 7,2 lik depremin neden olduğu yıkımın boyutlarını kestirmeye çalışıyordum. Yapmam gereken canlı yayına sadece yedi dakika vardı ve hala yayın aracının yerini bulamamıştım. O sırada başka bir enkazın yanından geçerken yıkıntıların arasından bir ses yükseldi. Kurtarma ekipleri projeksiyonlarını enkaza tutuyor, aşağıya yine o bildik soruyu soruyordu; “Sesimi duyan var mı?”...

Yıkımın merkezi Erciş’e adımımı attığımda ilk yaşadıklarım bunlardı . Aradan bir yıl geçti. Acaba neler değişmişti? Yaralar sarılmış mıydı? Depremin ağır yaraladığı hayatlar nasıl devam ediyordu? Bu soruların yanıtını bulmak için bir yıl aradan sonra tekrar gittim Van’a...

Van merkezde deprem zamanı ekonomi durma noktasına gelmişti. Kepenkler kapalıydı. Sokaklar bomboştu. Aynı sokaklara bir yıl sonra adım attığımızda insan ve araç trafiği hemen göze çarptı. Belli ki yıkım ekonomisi, yaşamı hareketlendirmişti. Bölgede yapılan kalıcı konutlar, devlet yardımları, köylerde yeni inşaatların başlaması... Hepsi kent merkezinin hareketlenmesine neden olmuştu. Esnaf durumdan çok memnun. İşleri açılmış durumda. Hatta kimisine göre işler eskisinden de daha iyi...

Depremde yardımların en geç ulaştığı yerler Van’ın civar köyleriydi. Gedikbulak, Güveççi, Alaköy ve diğerleri... Kerpiçten yapılan evler yerle bir olmuştu. 200'e yakın köyde büyük hasar vardı. Devlet köylüye iki seçenek sunmuştu: Ya köyünü ben yapayım, ya da al şu 40 bin lirayı, kendin hallet.

Köylü ağırlıklı olarak ikinci şıkkı tercih etmiş, anlaştığı müteahhitlere yeni evlerini yaptırmaya başlamış, inşaatlarda sona gelinmişti. Köylü bu yardımdan çok memnundu. Devlet köylüye inşaatını yaptıkça, hakediş şeklinde taksitlerle ödedi yardımı. Böylece köylünün parayı çar çur etmesine de engel olmuş, sistem başarıyla işlemişti.

Kalıcı konutların inşaatına hemen başlanmıştı. Konutlar hazır, tam 17 bin 500 ev yeni sahibini bekliyor. Ancak bu evler sadece depremde evi yıkılan ev sahiplerinin hakkı. Ev başına TOKİ'ye ilk iki yıl hiç ödememek kaydıyla, toplam 75 bin lira ödeyecek depremzede. Ödeme planı 18 yılda, 340 liralık taksitler halinde işleyecek.

Konteyner kentlerden taşınmalar çoktan başlamış. TOKİ’den ev alanlar mutlu, yeni hayatlarına taşınıyor şu günlerde. Bu sistemde madalyonun öbür yüzünü depreme kiralık evlerde yakalananlar oluşturuyor. Yani evi yıkılsın yıkılmasın, can kaybı olsun olmasın, kiracılar ev hakkından yararlanamıyor. “Deprem bize de oldu, biz de parasıyla ev sahibi olalım şu konteynerlardan kurtulalım” deseler de onlar için durum çok iç açıcı değil. En azından şimdilik...

Yıkım en çok Van’ın en büyük ilçesi Erciş’te meydana geldi. Hasarlı binalar çoktan yıkılmış, soruşturmalar açılmış, orta hasarlı binaların onarımı başlamış. İşler yolunda gidiyor...

Depremin neden olduğu fiziksel durum böyle. Ama asıl olan, vicdanları kanatan işin insani boyutu. Aradan geçen bu bir yıl yıkılan binaları yerine getirse de, depremin neden olduğu travmalar daha dün gibi taze. Yarım kalan hayatlar devam etmek zorunda. Onlardan birine Erciş’te rastladım. İsmi önemli değil, depremde ölümden kıl payı kurtulmuş, ama eşini ve kızını kaybetmiş, oğluyla hayata tutunmaya çalışan bir baba... Hayatta kaldığına sevinse mi üzülse mi, bu sorunun cevabını hala bulamıyor. Her gün yıkılan evinin enkazına uğruyor, sonra da uzaklara dalıp gidiyor...

Bu sembol bir örnek aslında. Van, köyleri, Erciş, bu hikayelerle dolu. Sokaklar hüzünlü. Hep bir matem havasında. Belli ki yeniden yapılan konutlar, acıları dindirmiyor. Tıpkı İzmit'te yaşandığı gibi, travmalar hep taze kalıyor...

Van depreminden 700 bin vatandaş doğrudan etkilendi. 644 kişi hayatını kaybetti, 252 kişi de enkazdan kurtarıldı. bin 673 kişi kurulan 5 sahra hastanesinde ve çevre şehirlerde tedavi edildi. Arama kurtarma çalışmalarına yurt içinden 140 ekip, tam 4 bin 418 kişiyle katıldı. Misafirlik projesiyle 30 bin depremzede sıcak yuvalara yerleştirildi. Diğer illerdeki duyarlı vatandaşlar depremzedeye evini açtı. Depremin ardından çadırkentler kuruldu. Ancak çadırlar kışın sert geçtiği Van’ın şartlarına uygun değildi. Konteynerkentler devreye sokuldu. Depremin üçüncü ayında Van’da 29 bin 500 konteyner depremzedelerin hizmetindeydi. Şimdi bu konteynerler sökülüyor, Antep’e, Hatay’a Suriyeli sığınmacılara gönderiliyor. TOKİ’den ev çıkan depremzede yeni evine taşınıyor. Kiracılarsa TOKİ kapsamına alınmaları için bir umut bekliyor, bir yandan da yine uygun kiralık daireler bakıyor.

Depremin bilançosu kabaca böyle. Neden oldukları saymakla bitmiyor. Ama Marmara depreminden çok dersler alındığı, ve milli bilincin çok daha arttığı açıkça görüldü Van depreminde. Herkes kendine dersler çıkarttı.

Deprem yine gelecek. Yıkım yine olacak. Önemli olan bu acılardan ders çıkartılması, kayıpların daha az olması...