Hüseyin Çelik: Ortak hükümet için her detayda anlaşmak gerekmiyor

AK Parti Genel Başkan Başdanışmanı Hüseyin Çelik, AK Parti-CHP koalisyonuna ilişkin, ''Ortak hükümet kurmak için her detayda anlaşmanız gerekmiyor'' dedi.

ntv.com.tr 11.08.2015 - 20:05

Hüseyin Çelik: Ortak hükümet için her detayda anlaşmak gerekmiyor

AK Parti Genel Başkan Başdanışmanı Hüseyin Çelik, NTV canlı yayınında Deniz Kilislioğlu'nun gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Şu andaki tablo partileri koalisyona mı zorluyor?

Bütün terör saldırılarını bu acımasızlığı, bu gaddarlığı bu zalimliği lanetliyorum öncelikle. Türkiye'de hemen hemen her gün şehit haberleri var. Öncelikle Allahtan rahmet diliyorum şehitlerimize ve yakınlarına milletimize başsağlığı diliyorum. Türkiye bir an önce kalıcı asli hükümetine kavuşmalıdır. Şu andaki hükümet işinin başındadır. Türkiye şuanda hükümetsiz değildir. Her alanda Türkiye sahipsiz değildir ve eksiksiz olarak olması gerekenler yapılıyor. Ancak milli iradenin seçiminin icraya yansıması gerekiyor. AK Parti ve ikinci bir partiyi koalisyon kurmaya itiyor değildir terör olayları. Türkiye'deki bu yapıya terör ilave bir sıkıntı getiriyor ve bir an önce asli bir hükümetin kurulmasını gerektiriyor. Bunların hiç birisi olmasaydı yine bunu olması gerekiyordu. Türkiye'de şu anda müstafi bir hükümet var ama bir an önce hükümet kurulsun temenni ederdik.

Dünkü uzun görüşmeden bazı başlıklar yansıdı. En çok merak edilen AK Parti reform hükümeti Cumhuriyet Halk Partisi restorasyon hükümeti istiyor şekliden nitelik anlamında ama daha önemlisi kısa veya uzun süreli hükümet istemi şeklinde yorumlar yapıldı.

Bu bütün söylenenler gazeteci arkadaşların çıkarımlarıdır. Bunlar tahminlerdir. Bu iki siyasi her konuda anlaşmak zorunda değil zaten anlaşmış olsalardı iki siyasi parti olmazlardı. Bir kere koalisyon kurulur veya kurulmaz ben 70'li yılları gençlik kolları üyesi olarak yaşayan birisiyim. Merhum Demirel'le merhum Ecevit'in el sıkışması bile gazetelere konu olurdu. Gırtlak gırtlağa gelen bir siyaset kurumu vardı. Siyaset bir rekabet işidir ama rekabet olmalı ama nezaketten soyutlanmış bir rekabet olmamalı. 35 saat iki heyet görüştü. Sonra heyetler arası bir görüşme oldu. Şimdi dünde 4 buçuk saatlik bit görüşme yapıldı. Her iki lider de bunu kendi ilgili genel kurullarına götürecek şüphesiz. Gelinen noktaları herkes kendi kurullarıyla paylaşacak. Perşembe veya Cuma günü bir karara varacaklardır.

Şimdi gelinen noktada bunlar bunlar aşıldı diyebileceğiniz neler var?

Bir koalisyon olursa bunların bir önemi yok. Gri alanlardır ve daha sonra üzerinde konuşularak anlaşılabilir. Bir de ortak hükümet kurmak için sizin her detayda anlaşmanız gerekmiyor. Prensipte ikisi de Türkiye'nin tamamen yeni bir anayasaya ihtiyacı var diyor ve gayret göstereceğiz diyor önemli olan bu. Yargı reformu diyeceksiniz, yüksek öğretim reformu diyeceksiniz. AK Parti'nin veya Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu gibi konularda yüzde yüz anlaşması gerekmez.

Yüzde yüz anlaşması değil ama yeni anayasa, siyasi partiler kanunu, seçim barajının düşürülmesi konusu koalisyonda hemen çözülmesi anlamında adım atılması gereken başlıklar. Öncelikle bu konularda çözüm yaratacak bir koalisyon hükümeti miydi formül?

Perşembe ve Cuma günü eğer koalisyon olursa şu başlıkta şu kadar anlaştık gibi bir hesap yapılmaz. Ama bir koalisyon olmazsa her iki tarafta niçin olmadığını kamuoyuyla paylaşacaktır. Biz şimdiden olmamış çocuğa don biçmeyelim.

Bugün bazı yazarların köşesinde vardı özellikle eğitim başlığı. 4+4+4 formülü ama bir taraftan Cumhuriyet Halk Partisi'nin de bir formülü vardı seçim meydanlarında konuştuğu. Bu anlamda bir orta yol bulunamazsa bundan sonraki süreçle ilgili bunlara dikkat etmek gerekecek deniliyor.

Kim hükümet kurmayı konuşursa konuşsun gündeme gelecek konulardır bunlar. İnsanın manevi varlığı ile ilgili hizmet üreten bakanlıklar her zaman tartışma konusudur. Kimse tarım bakanlığında hangi tür hayvanlar üzerinde duralım tartışması aranızı açmaz. Genellikle gazeteci arkadaşlar bunları tahmine dayalı yazıyorlar.

Peki AK Parti 4+4+4 sisteminde pozisyonunu koruyor mu?

Eğitim çok yaz boza müsait bir alan değil. Doğrudan 20 milyonu ama dolayısıyla 78 milyonun hepsini etkileyen bir alan. Sabah akşam pat küt sistem değişikliği olmamalı. Sizin dediğiniz kesintisiz ilköğretim mantığı 28 Şubat'ın Türkiye'ye dayattığı bir şeydi.

Bu görüşmeler başlamadan önce cumhurbaşkanlığı makamının tartışma konusu yapılmaması meselesi AK Parti tek kırmızı çizgisi olarak ifade edildi. Bu konular gündeme geldi mi?

İki farklı yelpazedeki siyasi partilerin liderlerinin bazı kurmaylarının bir araya gelmesi, memleket meselelerinin enine boyuna konuşmuş olması bir kazançtır. Keşke koalisyon olsun olmasın böyle gitse. Bu diyalog kapısının açık olması lazım. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarda bu AK Parti'nin hassasiyetine dikkat ettiler. Dolayısıyla sayın Cumhurbaşkanı yüzde 52 oyla halkın oylarıyla seçilmiş. Zaten meşruiyetini tartışmak kimsenin haddine değil. Hür seçim yapılmış bir seçim. Anayasanın 104.maddesinde cumhurbaşkanına verilen görevler neyse sayın cumhurbaşkanı onu yapabilir. Netice itibariyle bu tartışma kimseyi bir yere götürmez.

MYK ya da MKYK'da tartışılacak konu ilk başta Cumhuriyet Halk Partisi'ne ilişkin olarak tabanda bir rahatsızlık vardı. Şu anda gelinen noktada parti tabanı ikna edilebildi mi?

Bizim tabanımız 13 yıldır tek parti modelinde oluşturulan hükümet modelinin Türkiye'ye neler kazandırdığını gören bir tabandır. Koalisyon bizin arzumuz değil. Bizim demokratik kurlalar içinde milletin iradesinde başvurduğumuz bir şeydir. Tek başımıza iktidar mı koalisyon mu sorununun cevabı bellidir. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi ile veya başka parti ile bizim tabanımız koalisyonu istemiyor. Bazı insanlar Milliyetçi Hareket Partisi ile daha iyi olabilir diyor. Cumhuriyet Halk Partisi ilk günden beri kapıyı tamamen kapatanlardan biri değil. Milliyetçi Hareket Partisi ben koalisyonda yokum muhalefette kalmak istiyorum diye irade beyanında bulundu. Sonuçta bizim tabanımı AK Parti'nin tek başına iktidarından yanadır. Ya seçime gideceğiz halkımız tek başına iktidar çoğunluğunu verirse olacağız değilse yine koalisyon.

Haluk Koç dün 45 günlük süre bağlayıcı değil dedi. Hükümetin kurulabileceğine bir ihtimal doğarsa cumhurbaşkanının bu süreyi verebileceği anlamına mı geliyor?

Anayasada 45 günlük bir süre belirlendiğine göre bana kalırsa bu bağlayıcıdır. Türkiye'yi daha fazla sürüncemede bırakmanın anlamı yoktur.

Sayın cumhurbaşkanının da verdiği mesajlar sanki o yönde.

Bir taraftan sayın cumhurbaşkanına anayasal sınırları aşma deniyor bir taraftan da 45 günü esnet diyorlar. Cumhurbaşkanı tek başına orada esneklik yapacak durumda değil diye düşünüyorum.

Diyelim koalisyon kurulamadı mevcut hükümetin seçime götürülmesi konusu hukuki anlamda tartışma yarattı. AK Parti'deki genel kanı herhalde bunun olabileceği yönünde.

Bütün koalisyon seçenekleri tüketilmeden bunlarla ilgili söylenecek her şey yeni bir spekülasyona yol açar. Bir kere her kafadan bir ses çıkıyor. Hükümetin bugünkü durumu ile ilgili olarak bir bile gayrimeşru deniyor. Sayın Ahmet Necdet Sezer'in görev süresi bitti bize 367 rezilliği ile cumhurbaşkanı seçtirmediler. Sayın Ahmet Necdet Sezer fazladan cumhurbaşkanlığı yaptı kimsenin gıkı çıkmadı. Şu andaki tek parti hükümeti kurulamadı seçimden çıkan bu. Peki Türkiye hükümetsiz mi kalacak? Yenisi yerine gelene kadar eskisi görevinin başındadır ve bütün yetkilere sahiptir.

Erken seçim olması halinde 3 dönemlik vekillerin durumu da bir soru işareti. Hem mevcut durumda hem de daha öncekilerle ilgili olarak nasıl bir tablo ortaya çıkar?

Önceki 3 dönemlikler seçim istiyor dediler. Aman aman seçim olsun diye 3 dönemliklerin gayreti yok. Ama partimiz bütün bu seçenekleri çabaları sonuçlandırır ve bir hükümetin kuruluşu gerçekleşmezse ondan sonra erken seçim gündeme gelir ve bunlar konuşulur. Tüzüğümüze göre teknik olarak 3 dönem meselesi 68 kişi için rafa kalkmış durumda eğer 25.dönem sona ererse. Bir sonraki seçimde yapılacak olan seçim 26.dönem olacak. Ben baştan itibaren bu 3 dönem kuralının doğru olmadığına inananlardanım. Ama şu anda öncelikli meselemiz bu değil. Bu asla gündeme gelmedi ama bir ihtiyaç olursa bir tabu değil aramızda.

MYK'da konuşulduğu iddia edilen konulardan biri kongre takvimi. Beklenti Eylül sonuna doğru olması ama daha erkene çekilebilir gibi yorumlar yapılıyor.

Son MYK'da ben yoktum bu konuşuldu mu konuşulmadı mı emin değilim. Bugün mesele ortak söylem toplantımız vardı 6-7 kişiden oluşan bir grupla toplanıyoruz. Bizim öncelikli gündemimiz Türkiye'nin bir an önce yeni bir hükümeti kavuşması ve terörle mücadele söz konusudur. Hükümet meselesi şekillenmeden kongre tartışması olmaz. Zaten bizden bir kongre tartışması da yok. Bugüne kadar tereyağından kıl çeker gibi yapılan kongreler oldu bizimkiler. Büyük bir olgunlukla yapıldı kongreler.

Kemal Kılıçdaroğlu çözüm üretmek isteyen siyasiler Türkiye'nin en büyük sorunu için derhal bir araya gelmeli çağrısını yaptı. Urfa'da başbakan Ahmet Davutoğlu bundan sonraki süreçle ilgili olarak meclisi işaret etti bir anlamda. Buradan ne anlam çıkartmalıyız? Acaba süreç daha mı meclise kaydırılacak?

Keşke zaman olsa konuşsak ama çözüm süreci bir gereklilikti. Her şey süt liman iken bu memleketin dağlarında çocuklar kır çiçeklerini topluyordu da bu süreç başlamadı. Cumhuriyet Halk Partisi tamam böyle bir süreç var diyor yaklaşımı daha çok statükocu, devletçi bir yaklaşımdı. Milliyetçi Hareket Partisi böyle bir şey yok diyor. Son zamanlarda Milliyetçi Hareket Partililerin kibirli, hatta zaman zaman haddi aşan açıklamaları var. Biz dedik mi, çözülme süreciydi filan gibi.Birisi Kürt ırkçılığı yapıyor diğeri Türk ırkçılığı yapıyor. Sonuçta Milliyetçi Hareket Partisi zihniyetinin ürettiği bir problemdir bu problem. Milliyetçi Hareket Partisi böyle bir mesele yok diyor. Annelere karşı, b u toprağa düşen şehitlere karşı sorumluluk hisseden insanlar bu meseleyi küçük parti meselesi halinde değil milli mesele olarak görür. Burada bir yangın varsa bu yangına bende bir avuç toprak nasıl atabilirin, nasıl su sıkabilirim diye gayret göstermesi lazım. Bu çözüm sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi bundan sonra olabilecek çözümlere daha yakın duruyor. Ama bu Cumhuriyet Halk Partisi de olursa Milliyetçi Hareket Partisi de olursa teröristler eğer saldırıyorsa haddini aşıyorsa bu ülkenin askerine, köylüsüne, polisine, korucusuna saldırıyorlarsa onlara erekli cevaplar verilecektir. Ama bizim Milliyetçi Hareket Partisi'ne de Cumhuriyet Halk Partisi'ne de herkese çağrımız, bu ülkede her ölen insan nefretin biraz daha büyütüldüğü anlamına gelir. Bu şehitte olabilir teröristte olabilir. İnsan ölmesi intikam duygularının biraz daha kabarması anlamına gelir. Netice itibariyle saldırmaya başlayan PKK, çözüm sürecini yok eden PKK'dır. Şimdi diyorlar ki cumhurbaşkanının, hükümetin tavrı filan. Bizim şartımız PKK'lılar bu ülkeden silahlı bütün unsurlarıyla terk edecekti. Kandil 8 Mayıs 2013'te terk edecek diye bildirdi. 9 Eylül'de KCK dedi ki bu iş bitmiştir. Karakol yapılıyor bunları yapmayacaksınız, baraj yapılıyor askeri baraj deniliyor. Çözüm süreci devam ederken de PKK'lılar bir çok şımarıklık ve taşkınlık yaptılar. Ama hükümet sabretti. PKK'ya gerekli dersi verdikten sonra bu çözüm sürecinin tekrar mutlak oturulup konuşulması gerekiyor. Ama PKK'nın istediği şartlarda değil bu ülke insanının arzu ettiği şartlarda.

Sayfa Yükleniyor...