Bir yelken, iki iskele... Eski diplomat ve MHP Milletvekili Deniz Bölükbaşı, dışişleri iskelesinin ardından bu kez de siyaset iskelesinden demir alıyor. 5’inci kitabı "Siyaset İskelesi" ile, MHP'de geçirdiği 12 yıl üzerinden Türkiye'nin bir dönemine ışık tutuyor. Bölükbaşı, siyaset iskelesi'nin en can alıcı bölümlerini de NTV ile paylaştı. Kitapta da yazdığı partiden istifası ile sonuçlanan kaset iddialarının iç yüzünü anlattı.

Önce dışişleri, sonra siyaset iskelesi. Peki hangisine demir atmak isterdiniz?

Bir yelkenle yolculukta uğradığımız 2 önemli iskele ve bu iskelelerde uçurduğumuz uçurtmaların hikayesi bu 2 kitapta toplandı. İkisinden de pişman değilim. Yeniden dünyaya gelirsem yine dışişleri memuru olarak başlayıp, siyasetle bitirmek isterim. Geçmişe dönük bir acabam, keşkem, pişmanlığım yok.

Kitapta okuyucu ne bekliyor?

Dışişleri iskelesinde 34 yıllık Dışişleri Bakanlığı macerasını aktarmıştım. Siyaset isimli kitap da siyasette bulunduğum, 12 yıldır Devlet Bey’in yanında olduğum dönemin hikayesi. Bugüne kadar Milliyetçi Hareket Partisi hakkında kitaplar yazılmıştır ama hep dışardan yazılmıştır. Bizim içimizden MHP içinden, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü hareketle ilgili yazılan ilk kitaptır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 43 yıllık anlatacak ve anlatılacak bir hikayesi vardır. Ben de bu hikayenin son 12 yılının içinde, göbeğinde bulunduğum bu dönemde yaşananları anlattım. Sadece siyasi gündemdeki konularla sınırlı değil, Milliyetçi Hareket Partisi’nin iç bünyesini, Ülkücü hareketin anatomisini ve sonunda da önümüzdeki döneme ilişkin bir takım değerlendirmelerimi kaleme aldım.

Kitapta ilk kez öğrenilecek olaylar, perde arkasında yaşanmış bilinmeyen diyologlar da var değil mi?

57. Hükümet’in sonunu hazırlayan nedenler, rahmetli Ecevit ve Mesut Yılmaz’ın bu süreçteki rolleri ve en önemlisi de Türkiye'de bugün de tartışılan teröristbaşının idamı meselesinde yaşanan gelişmelerin bilinmeyen bazı yönlerini kitapta bulabilecekler. O dönemde teröristbaşıyla ilgili İmralı mahkemesinin kararı kesinleştikten sonra dosya Başbakanlık’a geldi. Oradan Meclise sevk edilmesi, Adalet Komisyonu’nda görüşülüp suçun infazı gerekiyordu. Fakat rahmetli Ecevit bunu Başbakanlık’ta tuttu. Sayın Mesut Yılmaz da asılmasına karşıydı. Türkiye’de bir lobi oluştu, maalesef TSK da biz bu konuda tarafız diye görüş bildirmediler. Teröristbaşı Öcalan’ı ipten kurtarmak için büyük bir seferberlik başlatıldı. Orada MHP ve sayın Devlet Bahçeli tek başına direndi, onun hikayesini anlatıyorum.

Peki ya partiden istifayla sonuçlanan kaset mevzusu...

Sayın Başbakanın Kürt açılımının önünde en büyük engel MHP’ydi. MHP erirse Kürt açılımını daha rahat ilerletebilir, PKK’nın taleplerini karşılayacak bir anayasa artık bir hayal olmaktan çıkar, gerçekleşebilir dediler. Bunun için ne lazımdı 12 haziran 2011 seçimlerinde MHP’nin baraj altında bırakılması lazımdı ki yeni Meclis’te olmasın. Onun için seçim öncesinde MHP’yi hedef alan ahlaki, vicdani ve hukuki hiçbir ölçü ile bağdaşmayan bir kampanya başlatıldı. Bu kampanyada nisan ayının başlarında hız kazandı. Her türlü ahlak dışı yol ve yöntem kullanıldı. Türk siyasi hayatının en çirkin seçim kampanyasıdır. Bu kampanyada benimle ilgili bir ses kaydı olduğu da söylendi. Benim açımdan seçimlere böyle bir konu üzerinden, böyle bir ses kaydı üzerinden MHP’nin tartışılması Devlet Bahçeli’nin yıpratılması MHP’ye zarar verecekti. Bizlerin milletvekili olması hiç önemli değildir. Biz ayrıldık.

Peki iddialar gerçek miydi, Devlet Bahçeli ve parti hakkındaki söylemleriniz?

Tabii partideki bazı şahıslarla ilgili olarak arkadaşlarla oturduğumuz zamanlarda konuşmuş olabiliriz, ha bunun hangi amaçla kullanıldığı önemlidir.

MHP’nin tutumunun eleştirildiği bir konu da türban konusu. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Burada şunu unutmamak lazım, MHP’nin görüşü kamu hizmeti alan ve kamu hizmeti veren ayrımına dayanıyor. Eğer bir genç kızımız üniversitede kamu hizmeti alır, okuyacaksa başörtüsü takabilir ama kamu hizmeti veren üniversitede öğretim görevlileridir, hocalardır, o başörtüsü takamaz. Bu ayrıma dayalı kamu vicadanın kabul edeceği makul bir çözümle bu sorunun toplumsal bir gerginlik, kronik bir kangren haline gelmesini önlemeye çalıştık. MHP 1997 yılından 2008 yılına kadar savunduğu çizgide durmuştur. Ama AKP başından beri samimi değildi bu konuda caymıştır. O bakımdan geriye dönüp baktığımda gerek şahsım gerek MHP'nin görüşü olarak en ufak bir acaba, belki ve keşkemiz yoktur.