'İran annem, Fransa ise karım'

İstanbul Film Festivali'nin konuklarından Marjane Satrapi, sinema dersinde, Amerikan ve Avrupa sinemasını ti'ye alırken, ödül ve başarıların çok anlam ifade etmediğini de söyledi. Satrapi, doğduğu ve yaşadığı ülkelerin ayrımını da basit şekilde özetledi...

03.04.2012 - 05:09

'İran annem, Fransa ise karım'

Festival için İstanbul’a gelen ve merakla beklediğimiz isimlerden biri de Marjane Satrapi’ydi. Yönetmen ya da çizer olarak değil ‘masalcı’ olarak tarif edilen bir isim Satrapi. İran devrimini konu alan otobiyografik animasyonu Persepolis’le aldığı büyük övgü ve ödüllerin yanı sıra ülkesi İran’da büyük tepki çekmişti. Şimdi Vincent Paronnaud ile yönettiği yeni filmi ‘Azrail’i Beklerken’ ile İstanbul Film Festivali’nin konuğu olan Satrapi, ‘Nasıl sinemacı oldum’ başlıklı sinema dersinde ilham kaynaklarını, sinema yapmaya nasıl başladığını mizahi bir dille anlattı.


Satrapi, bir saati aşan sohbete, sinema konusunda ders verecek kadar yetkin hissetmediğini ve ancak tecrübelerinden bahsedebileceğini söyleyerek başladı ve ‘Hala kendimi öğrenci gibi hissediyorum’ dedi. Sohbet boyunca Satrapi, yer yer stand-up performansı gösterdi diyebiliriz, özellikle Amerikan ve Avrupa sinemasından bahsettiği bölümde...

Önce sinema yolculuğunu anlattı. Hiçbir zaman sinemacı olmak istemediğini söyleyen Satrapi, ‘’Lisede matematik ve fizik eğitimi aldım ve sonra mühendislik eğitimine başladım. 6 ay sonra bunun bana göre olmadığını düşündüm. Çok sıkıcıydı.’’ diye konuştu.

Hızlı hızlı konuşan ve çok sayıda anekdot anlatan Satrapi, Persepolis’i yapma fikrinin nasıl oluştuğunu bir kez de İstanbul’da yinelemiş oldu: ‘’Fikir yıllar sonra bir prodüktörden geldi. Ben yapmamak için elimden geleni yaptım. Ama bütün taleplerimi yerine getirdi. En sonunda hayır diyemedim. Çok kötü bir şey yapmaktan korktum ama ‘Nedir yani, kötü bir film yaparsın bir daha da yapmazsın’ deyip kolları sıvadım.’’

Yalnız çalışmayı sevdiğini söyleyen Satrapi, Persepolis’in yapım aşamasında bir anda 100 kişiyle çalışmaya başlamanın şok edici olduğunu anlattı: ‘’Altıncı ayın sonunda her gece odama gidip ‘Allah’ım n’olur hepsi ölsün’ diye dua ediyordum. Ama herkesin kendine özgü eşsiz özellikleri var, onları keşfedince ve birlikte ortaya çıkan enerjiyi görünce işler değişti... Animasyon çok zor bir çalışma şekli. Milyonlarca imaja tek tek bakmak demek bu. Çok fazla sabır gerektiriyor.’’

‘OSCAR ALMAK İÇİN YAPMIYORUM’
‘’Sinemayı Oscar almak için ya da kırmızı halıda yürümek için yapmıyorum’’ diye konuşan Satrapi, ödül kazanmasının sanılanın aksine işlerini kolaylaştırmadığını da ekledi: ‘’Elbette ödül almak güzel bir şey. Ama ödül alınca sanılıyor ki ikinci film için hemen para bulunuyor. Elbette öyle olmadı. Herkes yine siyah beyaz bir animasyon film yapmanı bekliyor. Yeni bir şey yapmak istediğinde kimse kesenin ağzını açmak istemiyor. Ama aynı güzel şeyi ikinci defa tekrar edemezsin. O bir kere olur. Her zaman o şeyler bir araya gelip aynı sinerjiyi yaratamaz. ‘’

Satrapi, Amerikan sinemasını da eleştirdi ve ‘’Amerikan filmleri hep daha iyi insanlar olmamız gerektiğini söylüyor bize. Filmlerden bir şey öğrenmek zorunda mıyız? Filmler illa bir mesaj vermek zorunda mı?’’ diyerek ince ince dalgasını geçti bu tarz ‘öğretici sinema’yla…

Satrapi, Persepolis’e sık yöneltilen eleştirilerden birinin filmin dili olduğunu, ‘İranlılar neden Fransızca konuşuyor?’ sorusunun çok sık kendisine sorulduğunu söyledi ve hafiften kızarak ama yine o mizahi diliyle Milos Forman’ın Amadeus, Stanley Kubrick’in Spartacus filmlerini örnek gösterdi: ‘’Onlar niye orijinal diliyle çekilmedi, onlarda olunca sorun yok mu? Ben bunu anlamıyorum. (…) Dünyada tek bir kimlik var: İnsan. İnsan insandır. Farklı olanın ne olduğunun altını çizmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum.’’

‘BU ADAMLAR NEDEN SOSYOLOG OLMUYOR?’
Satrapi Amerikan sinemasına çatarken Avrupa sinemasını eleştirmeyi de ihmal etmedi: ‘’O kadar çok sosyal film çekiliyor ki, bu adamlar neden sosyolog olmuyor diye soruyorum kendime. Bir film ödül almak için öncelikle iyi bir film olmak zorunda, sosyal sorunlara değinmek zorunluluk mudur? Önemli ama şart mıdır? Sinema bir hikâye anlatma sanatıdır diyorlar. Hayır, sinema bir dildir ve önemli olan kendi dilinizi bulmanız! Bir film çekmek için kamera yeter. Her konudan ilginç bir hikaye çıkabilir. Önemli olan nasıl anlattığındır.’’

‘EN AZINDAN SIKICI BİR HAYAT YAŞAMIŞ OLACAĞIM’
Başarılı ve dünya çapında bilinen bir sinemacı olarak Satrapi’nin ‘başarı’yla ilgili sözleri konuşmasının altı çizilmesi gereken yerlerinden biriydi: ‘’Başarı insanı boğazından yakalayan vahşi bir köpekten farksız. Ondan kurtulman gerek. Tekrar özgür olabilmek için. Her filmde daha önce hiçbir şey başarmamış gibi sıfırdan başlamak gerek. Sadece sinema yapmayı, sadece o filmi çekmek istediğin için… Sinema kariyerimde bir gün her şeyimi kaybetsem bile en azından sıkıcı bir hayat yaşamamış olacağım…’’

‘İRAN ANNEM, FRANSA İSE KARIM’
İslam Cumhuriyeti devriminden önceki komunist ve sosyalist bir ailenin çocuğu olarak doğan ve ve şu anda Fransa’da yaşayan Satrapi, İran ve Fransa’yla ilgili ayrımı şöyle özetledi: ‘’İran annem. Deli de olsa, sevsen de sevmesen de annem. Fransa ise karım. Onu ben seçtim, severek seçtim. Ama boşayabilirim de, başkasıyla aldatabilirim de…’’ Ardından da milliyetçiliğin saçmalığını vurguladı: ‘’Kendin başarmadığın bir şey için gurur duymak, saçma. Milliyet böyle bir şey…’’

Satrapi son olarak Oscar dahil birçok ödül kazanan İran filmi ‘Bir Ayrılık’ı da şöyle yorumladı: ‘’Bir İran filmi olmasının ötesinde dünyanın her yerinde olabilecek bir hikaye. Kızın başındaki örtüyü 15. dakikadan sonra farketmiyorsun. Hepimizin başına gelebilecek bir hikaye. Çok çok iyi bir filmdi, müthişti…’’

*İstanbul Film Festivali'nde 'Akbank Galaları' bölümünde gösterilen 'Azrail'i Beklerken' (Poulet Aux Prunes) 4 Nisan Çarşamba 21.30'da Fitaş 4, 5 Nisan Perşembe günü saat 21.30'da Rexx'te izlenebilir.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...