151 sanıklı davada 300’e yakın avukat hazırdı. Avukatlardan biri KCK’yı “Kürtleri Cezalandırma Komplosu” olarak tanımlayınca salondaki ağır havayı bir anda yumuşattı, herkesi gülümsetti.

KCK davası bölgede hayati öneme sahip. Diyarbakır’da herkesin gündemi bu dava. Oysa dava Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Söylenen şu: Kürt açılımının iyi niyetli olup olmadığı, ateşkes sürecinin tamam ya da devamı sanki bu davanın gidişatına bağlı. Dava çok yazılıp çizildi ama detaylar çök önemli.

Sanıkların çoğu eski DTP yöneticisi ya da BDP’nin seçilmiş belediye başkanları, meclis üyeleri veya açıktan faaliyet yürüten insanlar. Duruşmada en etkili konuşmayı sanıkların tümü adına yapan Hatip Dicle, davanın sonucunun Kürt sorunun çözümüne olumlu katkı yapabileceğini söylerken, “Kürt siyasi mücadelesini silahlı çizgisinden, şiddet modundan çıkarmak amacındayız. Devlet demokratik yöntemin önünü açarsa sorun kalmaz” dedi.

Herkesin beklentisi bir aşamada, o da çok geç kalmadan yargılamaların tutuksuz devam etmesi. Özellikle, belediye başkanlarının biran önce bırakılması isteniyor. Bu açılım sürecinde sembolik bir adım, bir jest olarak görülüyor ve “İyi niyet ölçülecek” deniyor

KCK konusunda görüş şu: “Silahlı siyaset olmaz sivil siyaset gerek deniyor. Evet, bu insanlar da silahsız siyaset için dağda değil şehirdeler.”

Zaten istenen de bu değil mi?

İşte tam da bu noktada geçen yıla dönmek gerekiyor. KCK davası geçen yıl Habur’daki görüntülerin rövanşı olduğu görüşü hakim. Hele KCK tutuklusu belediye başkanlarının elleri kelepçeli fotoğraflarının çektirilmesi de bu rövanşın bir uzantısı.

Hükümete “fikir veren”, “bölgenin dinamikleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan” birtakım “uzmanların” iddiası şu: “Kürt siyasetinde şiddeti savunanları derdest edersek bölgede yeni seslerin, farklı görüşte olanların önünü açarız.”

Bölgede kim yelpazenin neredesinde herkes biliyor. Yıllardır muhafazakar Kürtlerin büyük bölümü zaten politikanın içindeler. Oylar MSP, RP, AKP çizgisindeki partilere gidiyor, insanlar da fikirlerini söylüyor. Yani söylendiği gibi tüm oylar BDP çizgisine gitmiyor. Başka seslere tabii ki ihtiyaç var ama bu yöntemle değil.

KCK operasyonu ile yeni siyaset alanı açma iddiasında olanlar, yani şahinlerin yerini güvercinlere bırakmak isteyenler bu tür operasyonlarla bu işin olmayacağını, şahinlerin güvercinleşeceğine daha şahinleştiğini bilmiyorlar. Üstelik BDP çizgisinin boşalttığı alanı yeni seslerin doldurması da kolay değil.

BDP'nin boşluğunu kim dolduracak? Bölgeye atanmaya hazırlanan din adamları mı? Kürt sorununu böyle çözmeye çalışanlar yanılıyor. Çözüm yöntemi bu değil. Bunlar orada konuşulan ve söylenenler.

Uzatmadan söyleyelim: Şiddet şiddeti doğuruyor. Devlet ya da PKK; şiddet kullanarak Kürt siyasetinin önünün açabileceklerini sananlar yanılıyor.

KCK operasyonları ile bugüne kadar konuşamayan Kürtlerin önünü açmayı düşünen “uzmanların” amacı aslında açılım sürecini baltalamak olmasın? Yani güvercin gibi görünüp şahin olmak. Ne dersiniz?