3 generalin görevden alınmasıyla başlayan tartışmalar tüm hızılya devam ediyor. Generallerin açığa almaya yaptığı itiraz için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin (AYİM) kararını gelecek hafta açıklaması bekleniyor.

Açığa alma kararının hemen ardından generaller hemen yürütmenin durdurulması için dava açmıştı. AYİM'den gelen ilk sinyaller, açığa alma kararının iptal edileceği yönünde.

AYİM'in daha önce verdiği kararlar dikkate alındığında mahkemenin iptal kararı vereceği tahmin ediliyor. Kararın önümüzdeki hafta salı gününden sonra açıklanması bekleniyor.

30 Kasım tarihinde ise Yüksek Askeri Şura'nın kış dönemi toplantısı yapılacak. Terfi ve atamaların yapılmadığı kış dönemi toplantısı generallerin açığa alınmasıyla daha da önemli hale geldi. Toplantıda generallerin durumu değerlendirilebilir.

Emekli Genelkurmay Başsavcısı Saim Öztürk ve Milliyet yazarı Hasan Cemal NTV canlı yayınında değerlendirdi.

Hasan Cemal, şu görüşleri dile getirdi:

"Bir kıyamettir kopuyor, üç paşa görevden ilgili bakanlar tarafından alındı. Nedir bu kıyamet, nedir bu gürültü patırtı? Bunu biraz ayıp buluyorum.

Demokrasilerde asker seçilmiş sivil otoriteye tabidir ve son sözü siviller söyler. Generaller neden görevden alındı? Görülmekte olan bir Balyoz davası var ve üç general darbe suçundan yargılanıyor. Darbe suçundan yargılanan üç generalin hala koltuklarında oturmaları bir defa olacak şey değildir.

Meseleyi teknik hukuk ayrıntılarına girerek tartışmayı da anlamsız buluyorum. Bir defa generallerin kurdukları Yüksek Askeri İdare Mahkemesi veya Askeri Danıştay diye bir kurum demokrasilerde yoktur. Ne Avrupa demokrasilerinde ne de ABD'de. Askeri Yargıtay da yok. Bu mekanizma Türkiye'ye özgüdür ve demokratik hukuk devletini ikinci sınıflığa mahkum eden bir yapıdır.

Her şeyden önce nasıl kurulduklarına bakmak lazım. Askeri Yargıtay ve Askeri Danıştay, darbeler ile muhtıraların ürünüdür. Askerler 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül ve 28 Şubat'ta yaptıkları darbelerle, verdikleri muhtıralarla böyle iki başlı bir yargı sistemi ortaya çıkarmışlardır. Kendilerini hukuk düzeninin üstünde gören bir yapı kurmuşlardır. Ve bu yapı kırılmaya başlandı. Eğer darbe tertipleri içerisinde dolaşanlar varsa sivil savcılar tarafından sorgulanıp sivil mahkemelerde yargılanabiliyorlar, haklarında iddianame düzenlenebiliyor.

3 generalin önce terfileri engellenmiştir, şimdi de ısrar edince görevden alınıyorlar. Bu durumda yapılması gereken şudur: Türkiye'ye yeni, sivil ve gerçekten demokratik bir anayasa yapılmalıdır. O anayasa içerisinde de asker yerli yerine oturtulmalıdır.

Şimdi düşünebiliyor musunuz, hangi Avrupa demokrasisinde Genelkurmay Başkanları Milli Savunma Bakanı'na değil de Başbakan'a karşı sorumludur. Yoktur böyle bir şey, bütün Avrupa demokrasilerinde Genelkurmay Başkanı Savunma Bakanı'nın arkasında yürür. Hangi batı demokrasisinde, yasalarda silahlı kuvvetlerin rejimi kollama görevi vardır? Bunların ayıklanması gerekir. Türkiye'de de Savunma Bakanlığı askerin son sözü söylediği bir protokol bakanlığı olmaktan çıkarılmalıdır.

Türkiye, tüm bunlar için yeni anayasayı yapmak zorundadır. Bu yolda da hem iktidarın hem muhalefetin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Öncelikle de Kılıçdaroğlu'nun açığa almaları 'sivil darbe' diye niteleyen partisindeki 'sivil paşaları' görevden alması gerekir.

Askerin kendi askeri görevleri için sorgulanması son derece doğaldır. Mesela bu yakınlarda bir general tutuklandı, neden tutuklandı? Bir buçuk yıl önce bir mayının patlaması sonucu 6 asker şehit olmuştu. Bu mayını PKK'nın döşediği açıklandı ancak daha sonra ortaya çıktı ki mayını asker döşemiştir. Bu gerçek kamuoyundan bir buçuk yıl boyunca saklanmıştır. Ne zamanki bu konuda bir takım kasetler internete düşmüş ve gerçek olduğu anlaşılmış, o komutan tutuklanmıştır. Siviller hata yaptıkları gibi askerler de hata yapabilir. Hata yaptıkları vakit de bunun bedelini öderler.

İkinci bir nokta da askeri mahkemelere tamamen karşı değilim. Ancak şunu da unutmayalım, onların sicillerini veren komutanlardır. Böyle bir hukuk düzeni olabilir mi?"

SAİM ÖZTÜRK: ASKERİ YARGI İHTİYAÇ
Emekli Genelkurmay Başsavcısı Saim Öztürk'ün görüşleri şöyle:

"İddianame yazıldıktan sonra, 18-20 Ağustos tarihinde postaya verilmiş. Sanıklara ve ilgili bakanlıklara gönderilmiş. Bu tarihin üzerinden yaklaşık 4 ay geçmiş. Bu süreçte davanın gelişimine bakarak açığa alınma kararı verilmiş. Eğer AYİM yürütmeyi durdurma kararı vermeseydi muhtemelen açığa alınma işlemi gerçekleşmeyecekti.

Bakanlıkların açığa alma yetkisi var, şekil açısından da problem yok. Ancak sebep ve maksat konusunda bazı zaafiyetler var. Öyle olmasaydı şöyle yapacaktık, böyle olmasaydı... Bu işin zayıf noktası.

AYİM'in en son tarihli ictihadı 30 Ekim 2008'de, yayınlanmış en son kararında takdir yetkisinin sınırsız olmadığına vurgu yapılmış. Bu ictihadda, kamu yararı ve objektif kıstaslara göre açığa alma işlemlerinin yapıldığı ele alınmış.

TSK bugün 700 bin kadar sayısı olan önemli bir kurum. Bu kadar büyük bir kitleyi bir takım uzman yargıçlar tarafından oluşturulmuş bir yargı kurumu tarafından denetlemek ve onları orada yargılamak bir ihtiyaçtan duymuştur. Ancak bu siyasetin işidir ve siyasetçiler yeni düzenlemeler getirebilir. Bugünü tartışıyorsak ben hala askeri yargının ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Şöyle bir eleştiri var, düşük rütbeli kişilerin yargılama yaptığı ve üst rütbeli kişilerin ceza almadığı yönünde. Bu bir siyasi görüştür ancak hukuki açıdan şöyle cevap vereyim: Mesleğe girdiğimizde büyüklerimiz şunu söyledi; cübbe rütbeyi örter. Kürsüye çıktığımız zaman cübbe rütbeyi örtmüştür."