BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, partisinin Grup Toplantısında bir konuşma yaptı.

Erbil'de bölgesel Kürt yönetiminin Başkanı Mesut Barzani'yi ziyaret ettiklerini ve gündemdeki bazı siyasi konularla ilgili fikir alışverişinde bulunduklarını anımsatan Kışanak, önümüzdeki günlerde Erbil'de, BDP'nin bürosunu açmayı planladıklarını söyledi. Sözkonusu ziyarete ilişkin bazı gazetelerde ''spekülasyonun ötesinde, gerçek dışı'' haberler yer aldığını belirten Kışanak, bu haberlerin belli kaynaklardan servis edildiğine inandıklarını öne sürdü.

Diyarbakır'da devam eden KCK davasına değinen Gümüar Kışanak, davanın, ''Kürt sorununun çözümü konusunda hem olanaklara hem de olanaksızlıklara işaret etme ihtimali olduğunu'' ifade etti.

Kışanak, ''Bu davadaki tutum, 'sorunu çözmek mi istiyoruz yoksa bu sorun üzerinden siyaset yapıp halkı yine bu sorunla başbaşa mı bırakmak istiyoruz?' sorularının yanıtını verecek'' dedi.

Duruşmalarda, tutukluların anadillerinde savunma yapamadıklarını ve Kürtçe'nin mahkeme kayıtlarına ''bilinmeyen bir dil'' olarak geçtiğini belirten Kışanak, burada bir ''çözümsüzlük'' mesajı gördüklerini savundu.

Kışanak, Türkiye kamuoyunun davaya ilişkin yaklaşımında, anlamaya, çözüm üretmeye dönük tablo gördüklerini, ancak bu tartışmaların içinde hükümeti ve devleti göremediklerini kaydederek şunları söyledi:

''Kürt sorununu şimdiye kadar silahla, tankla, topla bitirmeye çalışanlar, şimdi de bu sorunu mahkeme koridorlarına havale etmiş, korku ve tehditle bir tasfiye operasyonu yürütmeye çalışıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı, bu sürece müdahil olarak, 'Eğer Türkçe biliyorsa Türkçe konuşmalıdır, eğer bilmiyorsa kendi dilinde savunmasını yapabilir' anlamına gelen bir değerlendirme yaptı.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu söylemi, mahkemeye negatif yönde etki yapma yaklaşımıdır. Biz Kürtler, artık şunu düşünmeye başladık, 'Acaba Türkçe öğrenerek suç mu işledik, Türkçe'yi öğrenmek bizim haklarımızı kullanmamızın önününde engel haline mi geldi?' O zaman bundan sonra Kürtler de Türkçe öğrenmeme yolunu tercih edebilirler. 'Madem ben anadilimdeki haklarımı kullanmam için Türkçe bilmemem gerekiyor ben de Türkçe'yi öğrenmemeliyim' diyebilirler. Anadilimizi engellemek için böyle bir gerekçe kullanılacaksa Kürtlerin de hayatın her alanında fiili olarak kendi anadillerini kullanma hakları vardır.''

Anadilin uluslararası tüm sözleşmelerde artık temel bir hak olarak tanımlandığını belirten Kışanak, ancak bu hakkın ihlal edildiğini öne sürdü. Kışanak, Lozan Anlaşması'nda da bu hakkın Türkiye'de yaşayan tüm yurttaşlara tanındığını ifade etti.

Eylemsizlik sürecinin Kürt sorununun çözümü açısından önemli olduğunu ve iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kışanak, bu konuda herkesin üzerine bazı sorumluluklar düştüğünü ifade etti.

Gültan Kışanak, ''Bu 7 ayı nasıl değerlendireceğimiz, 7 ay sonrasının gidişatını belirleyebilecek'' dedi.

AK Parti'nin ''8 yıldır iktidarda olduğunu ancak 8 yılı heba ettiğini'' öne süren Kışanak, ''Hükümetin, önümüzdeki 8 ayı heba edip etmeyeceğini görmek gerekiyor. 8 yılı bu ülke için barış ve çözüm adına kayıp yıllar olarak görüyoruz. Önümüzdeki 8 ayın kaybedilmemesi gerektiğini düşünüyoruz'' diye konuştu.

Kışanak, hükümetin, çözüm sürecinin önü açmak için öncelikle demokratik siyasetin önünü açması gerektiğini kaydetti.

Gültan Kışanak, AK Parti'nin, referandum sürecinde özellikle ''12 Eylül darbecileriyle hesaplaşılacağı'' yönünde söylemlerde bulunduğunu, ancak referandumun üzerinden zaman geçmesine rağmen, bu konuda siyasi irade göstermediğini savundu.

'DARBECİLERE KARŞI İRADE LAZIM'
BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, şöyle devam etti:

''Dünyadaki bir çok örnek göstermiştir ki; bunlar mahkemenin ve yargının tek başına altından kalkabileceği süreçler değildir. Eğer darbecilerle hesaplaşılmak isteniyorsa, bunun arkasına siyasi irade koymak gerekir. AKP hükümetinin darbecilerle hesaplaşma konusunda bir siyasi irade göstermediğini net bir şekilde görüyoruz. AKP hükümetinin 12 Eylül rejimiyle bir hesaplaşma yaklaşımı içerisinde olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.''

Kışanak, AK Parti'nin başlangıçta ''darbe ürünü olan YÖK'ten şikayet etiğini, ancak YÖK'ü kendi denetimine aldıktan sonra bu itirazlarını geri çektiğini'' savundu.

Gültan Kışanak üniversitelerin şu andaki durumunun, 12 Eylül dönemini aratmayacak kadar kötü olduğunu iddia etti.

Bütçeyle ilgili eleştirilerde de bulunan Kışanak, Türkiye'nin Gayri Safi Milli Hasılası'nın arttığını, ancak milli gelirin adil şekilde paylaştırılmadığını belirterek, ''Çünkü bu hükümetin politikası, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor'' dedi.