Kötü yuva nasıl olur?

Gece kar yağmış, yerde tertemiz bir kar var. Gökyüzü masmavi, güneş pırıl pırıl. Mis gibi, aydınlık bir gün.

13.09.2012 - 13:10

Kötü yuva nasıl olur?

Ladin 21 aylık. Haftada iki gün, Levent’te tanınmış bir yuvanın oyun grubuna gidiyor.

Oyun grubundaki çocuklar, 12 - 22 ay arası çocuklar. Yuvanın, oyun grubu için tasarladığı bir ‘’program’’ var.

Öğretmenler, can siper hane bir şekilde bu programı uyguluyor. Kimsenin kafasını kaldırıp gökyüzünde parlayan güneşe baktığı yok.

Uygulanması gereken bir program var. Programın ilk aşaması tamamlanıyor. Sıra jimnastiğe geliyor.

Sanat odasından spor odasına geçerken çocuklar 5 dakika hava alsın diye bahçeye çıkarılıyor.

Çocukların büyük bir kısmı belki de ilk kez kar görüyor. Kimsenin aklına gelmiyor. Sonra karga tulumba içeri geri sokuluyor. Spor odası denen yerde, bir jimnastik hocası var. Spor odası denen yer, bana göre bir tımarhane.

Aşırı derecede yüksek sesle saçma sapan İngilizce çocuk şarkıları çalıyor.

Öğle vakti,  çocukların bir kısmının uyku saati gelmiş, bir kısmının uyku saati çoktan geçmiş.

İhtiyaçları olan son şey bangır bangır müzik. Yorgunlar, yüzlerinden açıkça görülüyor, ama çocukların yüzlerine bakan yok.

Uygulanması icap eden bir program var. Programda ‘’müzik eşliğimde jimnastik’’ yazıyor.

Hiçbir pedagojik formasyonu olmayan jimnastik öğretmeni, 1.5 yaş civarı 10 çocuğu ve bakıcılarını halka şeklinde oturtmaya çalışıyor.

Sürekli avaz avaz bir sesle komutlar veriyor. ‘’Bacakları kapat aç, kapat aç, kapat aç’’ diye bir şarkı söyleyip kendi bacaklarını yerde kapatıp açıyor.

Çocukların bir kısmı zırıl zırıl ağlıyor. Bir kısmı şaşkın kadına bakıyor.

Bakıcıları, çocukların bacaklarını elleriyle kapatıp açıyor. Bir kısmı ise, harika oyuncakları keşfetmek üzere etrafa dağılmış.

Fonda bangır bangır müzik ve çocuk ağlaması devam ediyor. Öğretmen, sanki etrafta bunların hiçbiri yaşanmıyormuş gibi saplantılı bir şekilde; ‘’bacakları kapat aç, kapat aç’’demeye devam ediyor.

Lado ile, yaşan bu acayiplikleri bir köşede seyrediyoruz. Öğretmen, tüm çocuklara bacak açıp kapattırmakta kararlı.

Bana dönüp: ‘’Lado’yu teşvik ederseniz aslında bunları yapıyor, bacaklarını tutup siz açıp kapatın’’ diyor.

Ben de canı istediği şekilde oynaması için oyun grubuna getirdiğimi, herhangi bir şeye teşvik etmeyeceğimi söylüyorum.

Öğretmen bu sefer, arkada oyuncaklarla oynayan arada ağlayan çocuğa dönüyor; ‘’Ahmet, ama bak halkaya katılmıyorsun ve beni çok üzüyorsun’’ diyor. Bu ‘dahiyane teşvik metodu’ da işlemiyor.

Ahmet’e bakıyorum, ‘’sabah kaçta kalktı’’ diye bakıcısına soruyorum; ‘’altı’ ‘diyor. Ahmet’in çok uykusu var, ihtiyacı olan son şey bacak açıp kapamak.

Öğretmen, bacaklarını bisiklet gibi çevirmeye başlıyor. Bir grup bakıcı da onla birlikte çeviriyor. Görüntü trajikomik.

Lado, bana bakıyor ve ‘’anne ben buradan gitmek istiyorum’’ diyor. ‘’Tamam’’ diyorum çıkıyoruz, öğretmen hepimizi halka yapıp pedal çevirtemediği için büyük panikte.

Spor odasından çıkınca Lado bahçeye çıkmak istiyor, pırıl pırıl güneşin altında sakince oynuyoruz. Ayaklarıyla karları eziyor ve çıkan sesi çok seviyor. Ona okuduğum bir hikayeyi hatırlıyor, bu keşfe ikimiz de gülüyoruz.

Kızım, bu okulun oyun grubuna 6 ay boyunca devam etti. Hatta, hayat koşuları bir noktada bizi o kadar zorladı ki neredeyse yuva olarak da oraya başlayacaktı.

Okulu, hiç ama hiç sevmememe rağmen. Zira, yuva meselesi böyle bir şey, elinizi verince kolunuzu kaptırıyorsunuz.

Çocuklar için bir yere bağlanmak, alışmak önemli. Kötü bile olsa, alıştığı yerden başka bir yere geçirmek zor olabiliyor.   

Yuva seçimi çok kişisel bir seçim. Çocuk yetiştirmek gibi. Yukarıda anlattığım manzara benim için kötü bir yuvanın sözlükteki karşılığı. Bu yuva üzerinden, bir iki kötü yuva göstergesini daha sıramlayım:

Çocuk tam bir oyuncakla oynamaya iştahla dalmışken, oyuncakları toplama zamanı geliyor.

Çocuk yorgunken jimnastik yapması, enerji patlaması yaşarken dinlenme saati olduğu için yere uzanması gerekiyor. Özetle çocukların kendi iç seslerini dinlemesine asla izin verilmiyor.

Hatta uykusu olan çocuğa jimnastik yapmadı diye ‘’küsülüyor’’. Çocuk odaklı bir yuva değil, program odaklı bir yuva.   

Kış vakti, çocuklara domates, salatalık veriliyor. Bir araba para alıyorlar, en ucuz UHT sütü veriyorlar.

Günlük süt alma zahmetine girişen yok. İçinde bir sürü koruyucu, tatlandırıcı, renklendirici olan çöp yiyeceklerle çocuğunuz burada tanışıyor. 1.5 yaşındaki çocuğun yeni yıl hediye paketinden şekerler çıkıyor.

Okul yönetimi; ‘’annesi öyle olmasını istiyor’’ diye alışma dönemindeki bir çocuğu saatlerce bir köşede yalnız ağlamaya bırakabiliyor.

Bir anne gidip; ‘’bu çocuğa niye böyle davranılıyor’’ dediğinde; zaten çok sorunlu bir çocuk’’ diye top 3 yaşındaki çocuğa atılıyor.

Okul yönetimi, ‘’bu kadar cehalet ancak eğitimle olur’’ denecek cinsten. En ufak eleştiri ya da geri bildirime kapalılar.

Gidip konuştuğunuz zaman, savunmacı davranıyorlar ve her zaman haklılar. Dolayısıyla okuldaki tersliklerin düzeltilmesine veli olarak katkı sağlamanız imkansız.

Esra Sert'in "Acemi Anne" köşesini Facebook'tan takip etmek için tıklayın.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...