CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, önceki akşam İstanbul’da yazarlara eğitim politikasını anlatırken sorulunca, Hakkâri’de meydana bir kişi de gelse çıkıp ona konuşma yapacağını söylemişti. Bu soruya muhatap olmasının nedeni, geçen hafta Cuma günü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Hakkari’de gördüğü karşılama olmuştu. BDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın bağımsız olduğu Hakkari’de bütün dükkanların kepenkleri kapatılmış, sokaklar boşaltılmıştı. Bir kısmı AK Parti teşkilatı tarafından Van’dan taşınmış olduğu anlaşılan kalabalığın sayısı, toplamı bini bulduğu bildirilen polislerin sayısından azdı.

Başbakan bu duruma kızgınlığını hafta sonu değişik vesilelerle yaptığı konuşmalarda dile getirmiş, bu eylemi BDP’li belediyeye bağlamış ve kepenklerin zorla kapatılmasını ticaret özgürlüğüne darbe olarak nitelemişti.

Gazeteci ve yazarlar o nedenle bugünkü Van, Hakkâri, Bitlis turu öncesinde Kılıçdaroğlu’na o yakıcı soruyu sorma ihtiyacı hissetmişlerdi.

Kılıçdaroğlu Van’da ‘CHP için idare eder’ bir kalabalığa hitap edip Hakkari’ye geçtiği sırada Ankara’da konuşan Erdoğan, kepenk kapatma eylemini Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’na şikayet ediyordu.

Destek ve nispet

Ancak televizyonlarını açıp haberleri izleyenlerin de görmüş olabileceği gibi, Hakkari’de ‘CHP için inanılması zor’ bir görüntü vardı. En azından mitingin yapıldığı meydandaki dükkânların açık olduğu görülüyordu. Dahası binlerce kişi Kılıçdaroğlu’nun dinlemeye gelmişti; meydan tıklım tıklım doluydu.

Gelenlerden hangilerinin CHP’ye destek için orada olduğu da belli gibiydi. Kürsü önünde toplanmış ellerinde CHP bayraklarıyla, tek tük Türk bayraklarıyla slogan atan, belki bir kısmı çevre il ve ilçelerden genle, belki binbeşyüz kişilik bir kalabalıktı onlar. Onların en az dört katı kalabalık ise alanın geri kalanını ellerinde hiçbir pankart, bayrak olmadan sessizce doldurmuştu.

Onların Kılıçdaroğlu’na destek vermekten çok, Erdoğan’a nispet için oraya gelen BDP’liler olduğu kolaylıkla tahmin edilebilirdi.

BDP muhtemelen ‘Buralar benden sorulur, istediğimi vezir ederim’ demek istiyordu ama, sonuçta CHP yıllar sonra Hakkari’de, daha birkaç ay önce baskına uğrayan sınır karakolunu ziyaret amacıyla gelmek istenip de güvenlik güçlerince güvenliği garanti edilemediği için gelemediği Hakkari’de inanılmaz bir fotoğraf vermiş oldu. Erdoğan, Kılıçdaroğlu başa gelene kadar CHP’nin Doğu ve Güneydoğu’ya gidemiyor olmasının ekmeğini doğrusu çok yedi. Şimdi Kılıçdaroğlu bölgede her yere girebiliyor görüntüde, roller değişme eğiliminde. Ama yalnızca miting alanlarında değil bu rol değişimi.

Sorun var mı, yok mu?

Kürt sorununda AK Parti ve CHP arasındaki rol değişimi, Kürt sorununa yaklaşımda da kendisini gösteriyor. Erdoğan’ın 2005 Ağustos’undaki ‘Kürt sorunu var, çözmek de boynumun borcu’ konuşması, 2009 yaz başındaki ‘Açılım’ rüzgârıyla yalnız bölgede değil, tüm ülkede çatışma ortamının bitmesini isteyen çoğunlukta bir umut doğurmuştu.

O günlerin Türkiye’sine dışarıdan bakan birinin, bugüne bakıp gözlerine inanması zor. Erdoğan geçenlerde, hem de eşinin memleketi Siirt’te en açık şekliyle ‘Kürt sorununun olmadığı, ancak Kürt kökenli vatandaşların sorunları olduğunu’ söyledi. Bu aslında Erdoğan’ın Van konuşmasında CHP’nin tek parti döneminde başlayıp AK Parti iktidarına dek devam eden ‘İnkâr politikasını’ uygulayanların söylemine daha yakın bir söylemdi.

Ancak bu kez Kürt sorunu söylemi CHP’nin eline geçmişti. Geçenlerde partinin taze kanı Sezgin Tanrıkulu tarafından ilan edilen demokratikleşme hedefleri ile Yüzde 10 barajının düşürülmesi, faili meçhul cinayetlerin araştırılması ve en önemlisi, BDP’nin özerklik tezine karşı, tamamen Avrupa Konseyi kriterleri ve üniter yapı içinde yerel yönetimlere özerklik tanınması gibi vaatler CHP’ye bakışı değiştirdi.

Dün Hakkari’de ‘CHP’ye göre izdihamı’ gören Kılıçdaroğlu’nun omzunda poşu ile Kürt sorununa demokratik çözümü anlatası da bunu gösteriyordu.

Çok ilginç bir seçim süreci yaşıyoruz, çok…