1970’li yıllarda kurularak günümüze dek bir arada olmayı başarmış nadir İngiliz punk-rock gruplarından olan, ‘Golden Brown’ve ‘Peaches’ gibi klasiklere de imza atan The Stranglers, geçtiğimiz mart ayında 17. stüdyo albümü ‘Giants’ı piyasaya sürdü.

15 Eylül’de ‘Eksen on Fair’ festivalinin ağırladığı dünyaca ünlü İngiliz gruptan Jean-Jacques Burnel ve Bazz Warne ile müzik piyasası ve İstanbul üzerine mini bir kulis söyleşisi gerçekleştirdik.

The Stranglers İngiltere çıkışlı gruplar arasında en uzun süre ayakta kalan ve başarılı olan gruplardan biri. Sizi bunca yl bir arada tutan şey ne oldu?
Burnel:
Bu soruyu analiz edip şöyle de sorabiliriz, ‘gruplar neden dağılıyor?’ Öncelikle çok iyi anlaşıyoruz, birbirimizi seviyoruz ve birlikte zaman geçirmekten keyif alıyoruz. Kolay fikir alışverişinde bulunuyoruz ve birlikte olmadığımız zaman, bireysel olarak o kadar güçlü değiliz. Söz yazarken, yazacak çok şeyimiz var, çok fikrimiz var. Para yüzünden dağılan çok fazla grup var ve bizim amacımız hiçbir zaman para olmadı. Beraber çalmaya başlamamızın nedeni para değilken bu neden sorun olsun ki. Bu problemi çok uzun zaman önce eledik. Biri bir şey yazdığında veya bestelediğinde her şeyi eşit olarak hesaplıyoruz bu yüzden de sorunumuz kalmıyor.

Müzikal kariyerinizin başladığı ıllardan bu yana müzik piyasasında sizce ne gibi değişiklikler oldu, bu değişimleri nasıl yorumluyorsunuz?
Burnel: Sanırım problem yani başımıza gelen şey teknoloji oldu. Teknoloji sayesinde herkes detone olmadan şarkı söylüyormuş gibi, sanki herkes sesini olabildiğince güzel kullanıyormuş gibi bir algı oluştu. Teknoloji her şeyi çarpıtır oldu, aynı zaman da sanatçıların da çarpıtılmasına neden oldu. Her gün birçok sanatçı türeyip yok oluyor, sanki kullan-at haldeler. Böylelikle hiç sadakat de kalmadı.

Son zamanlarda çıkan gruplardan özellikle beğendiğiniz, takdir ettiğiniz birileri var mı?
Warne:
Yeni gruplar... Aslında çok fazla var ve isim vermek çok zor. İngiltere’de şu sıralar en çok The Jim Jones Revue var. Baya iyiler gerçekten.

Burnel: Evet The Jim Jones Revue ve The Maccabees, onları çok beğeniyoruz. Ama doğrusunu söylemek gerekirse o kadar cahiliz ki ne sorduğun hakkında hiçbir fikrimiz yok!

Warne: Hahaha evet evet ona katılıyorum, kesinlikle.

Sahnede çalmaktan özellikle hoşlandığınız bir şarkınız var mı?
Warne: Bu gerçekten zalim bir soru. Çocuğun yoktur sanırım ve bir gün çocuğun olunca bunu daha iyi anlayabilirsin. Bu gerçekten çocuklarına olan sevginin farklı olması gibi bir şey.

Bu yıl 17. stüdyo albümünüz olan ‘Giants’ı piyasaya sürdünüz. Kendi müziğinizde veya şarkı sözlerinizde farklılıklar yaşadınız mı, albümü genel olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
Barnel: ‘Giants’ tam bir Stranglers klasiği. Eskiden nasıl kayıt yapmaya başlıyorsak yine aynı şekilde başladık. Bitirdik ve Mart ayında piyasaya sürdük. İçinde her şeyden biraz var. Güç, tempo, enerji.. İnsan kendi albümünü sık sık oturup dinlemiyor tabii ki ama ’Giants’ gerçekten de keyifli bir albüm oldu.

Peki daha önce hiç Türkiye’ye geldiniz mi? Şehri gezme fırsatınız oldu mu, İstanbul’u nasıl buldunuz?
Warne:
Hayır, hiç. Bu ilk gelişimiz.

Burnel: Türkiye hakkında biraz araştırma yaptım aslında buraya gelmeden ve İstanbul’un geçmişinin Bizans’a, milattan önceki zamanlara kadar uzadığını gördüm. Tarihini okumaya başladım ve şu an kendimi kaptırmış haldeyim. Tekrar gelip daha fazla gezip görebilmek istiyorum. The Stranglers olmadan gelmek gerek çünkü konser için geldiğinizde çok fazla keşfetme şansınız olmuyor. Tek günlüğüne gelip, konser verip dönmek yetmiyor. Türklerin kültürünü ve bana tamamen yabancı bir dil olan Türkçe’yi anlamak istiyorum.

Bir ülkenin toplam nüfusunun dörtte 1’inin özellikle bu iki kıtayı bağlayan şehirde yaşama nedenini merak ediyorum. Roma imparatoru Konstatin’in başkenti neden İstanbul olarak değiştirdiğini öğrenmek istiyorum. Gerçekten büyüleyici bir şehir.