İlker Aksum, Macbeth rolü için, tüm dizi tekliflerini reddetti ve sekiz yıl ara verdiği tiyatroya döndü.

Bir yandan da televizyonda Birimiz İkimiz İçin adlı yarışma programını sunuyor.

Aksum, Haber Türk'e yeni rolünü, Canım Ailem ekibinin yeni projesini ve oyunculuk kariyerinin dönüm noktalarını anlattı.

Çok farklı bir Macbeth yaratmışsınız, bazı sahnelerde seyirci Macbeth’e gülüyor.
Seyirci samimi bulduğu karakterlere güler. Macbeth’in insani yönlerini öne çıkarmak istedim. Macbeth’i ağlatıyorum, yerlerde süründürüyorum. Neticede Macbeth ve karısı iktidar hırsıyla kralı öldürmek için plan yapıyor. Macbeth sürekli iç hesaplaşma yaşıyor, karısı ile vicdanı arasında kalıyor. Bence Macbeth kılıbık.

Macbeth’in laneti rivayetine ne diyorsunuz? Siz de genel provada kılıç darbesi aldınız, başınıza altı dikiş atıldı.
Genelde kazalar kılıç-kalkan savaşı sahnesinde oluyor. O sahneyi beceremiyoruz, bu kadar basit. Ama hakikaten korktum. Bir sonraki sahnede seyirciyi selamlayacaktık, oyunu kestim, durumu izah edip hastaneye koştum.

Haluk Bilginer “Başıma ne gelirse gelsin, sahneye çıkıp rolümü oynarım” diyenlerin yavşak olduğunu söyledi.
Bu işin babaları, oyuncuları disipline edebilmek için “Sahne kutsaldır, her şartta orada olacaksın” demişler geçmişte. Artık böyle bir şey yok. Şov her koşulda devam edemez. Kafandan kanlar akarken oyuna devam edilir mi? “Baban ölse de sahnede olacaksın” deniliyor. O halde sahneye çıkmak samimi değil. Haluk Ağabey de bunu izah etmek istemişti ama dili biraz sivri olduğu için eleştirildi.

Macbeth dizilerdeki rollerinizden çok farklı, seyirciyi şaşırttınız...
Bir aktör kendisini geliştirmek için farklı roller oynamalı. Oyuncu seçimleriyle vardır, yetenek yetmiyor.

Seçme şansı için maddi güç de gerekmez mi?
Ekonomi olarak rahatlamam Yabancı Damat dizisiyle oldu, ondan sonra seçim yapmaya başladım. Ama iyi kazanırken yanlış seçimlerle kendisini yok eden birçok aktör de var. Vizyon sahibi olmak mı, para mı, yıllarca anılmak mı daha önemli, karar vermek lazım.

Sizin için hangisi önemli?
Hepsi. Bir de bana sadece “komedyen”, “dram oyuncusu” ya da “kötü adam” demesinler. Tek tip rollerin adamı olmak istemem.

Yıllardır oyuncusunuz son 4-5 yılda ünlü oldunuz, geç gelen şöhret mi bu?
Tam zamanıdır bence. Dünyada iyi aktör ve aktristler 30-40 yaşlarında en verimli dönemlerini yaşıyor. 20’lerde hayatın başka yönleriyle ilgileniyorsun.

İyi projeler için bu kadar yıl sabretmek zor olmadı mı?
Olmaz mı! Öldüm, bittim. 30-35 yaş arası çok sancılı geçti, depresyondaydım. Bekliyorsun, kendini yalnız hissediyorsun. Moron gibi evde oturuyordum. Bir koltuğum vardı, dört yılın sonunda o koltuktan ayrılmak çok zor gelmişti. Bir de kedim Gazi vardı, ağlaşıyorduk onunla.

Yeteneğinizden şüphe ettiniz mi?
Hiç şüphe etmedim.

Kız arkadaşınız var mıydı siz bunları yaşarken?
Hiç arkadaşım yoktu ki... Hayattan kopmuştum. İçinde bir şey var, kıpırdanıyor ama bir türlü çıkamıyor. Adamı hasta eder bu. Hasta oldum zaten; ülser, sürmenaj, reflü... Ama iyi yerlere gelmek istiyordum, 35 yaşına kadar sabrettim.

Ya hiç iyi bir teklif gelmeseydi?
40 yaşına kadar iyi bir teklif gelmeseydi, bu işi bırakırdım.

Ne yapardınız?
Babam gibi pilotluk yapardım. 40 yaşında hâlâ faturalarımı nasıl ödeyeceğimi mi düşüneceğim? Bir ömür boyu sifon suyundan çay mı yapacağız?

Durum o kadar vahim miydi?
Öyle günlerimiz de oldu. Benim dönemimde birçok oyuncu benzer zorluklar yaşadı. Engin Günaydın, Binnur Kaya, Devin Özgün Çınar, Olgun Şimşek, Nejat İşler....

Sizin için “genç kızların sevgilisi” denilemez, daha çok anne-babalar seviyor sizi. Dizilerde jön olarak rol almamanızda bunun etkisi var mı?
Bu senaryo ve oynadığınız karakterle ilgili. Yabancı Damat’ın Ruşen’i annelerin seveceği türden bir tipti. Canım Ailem’deki Halim ile işler biraz değişti; 12-18 değil ama 20-26 yaş grubundaki kızların ilgi alanına girmeye başladım. Artık jön teklifleri geliyor.