İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “Balyoz” duruşmasında sanıklardan Özden Örnek savunmasını tamamladı.

'Balyoz Planı'nın bir iç güvenlik harekat planı, Yunanistan'a karşı hazırlanan 'Suga'nın ise bir deniz harekat planı olduğunu ifade eden Örnek, bu iki planın benzerliğini göstermek veya göstermeye teşebbüs etmenin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Örnek, ''Balyoz'da amacın hükümeti devirmek olarak belirtildiği ifade edilmektedir. Kısmi seferberlik ilan edilmesini sağlamak maksadıyla birtakım görevler yapmak Suga planının vazifesidir. Kısmi seferberlik ilan etmek ise hükümet ve TBMM yetkisindedir. Yani Suga planı, kısmi seferberlik ilanından sonrası ile ilgilenmemektedir. Sıkıyönetim ilan edilir mi, hükümet düşer mi, düşmez mi? Bu planın kapsamı içinde değildir'' diye konuştu.

Kısmi seferberliğin TSK tarafından ilan edilemeyeceğini, sıkıyönetimin yönetmekle, kısmi seferberliğin ise kaynakların kullanımıyla ilgili olduğunu belirten Örnek, ''Elma ve armut gibi. Suga planı kısmi seferberlik ilan edilince yürürlükten kalkar. Amaca ulaşılmıştır. Bundan sonra sıkıyönetim ilan edilir mi? O konunun Suga planı ile ilgisi yoktur'' dedi.

Balyoz planı ile Suga planı arasında vazife ve söylem birliği olmadığını, personel görevlendirmesinde benzerlik bulunmadığını kaydeden Örnek, Suga planının 5-7 Mart 2003 tarihlerinde icra edilen seminerde ne açık ne de üstü kapalı şekilde tartışılmadığını vurguladı.

'DİJİTAL HARBİN İÇİNE ÇEKİLİYORUZ'
Özden, burada sanık durumunda olan 194 kişinin, bir dijital harbin içine girdiğini ifade ederek, bu harpte silahlarının sadece akıllarının olduğunu anlattı. 

Tüm delillerin bilgisayar ortamında olmasına rağmen bulundukları yerde bilgisayar kullanımına bile izin verilmediğini dile getiren Örnek, karşı tarafın ise teknolojinin kendilerine bahşettiği her türlü imkandan yararlandığını kaydetti. 

Örnek, dava ile ilgili kendilerini derinden üzen bir noktaya yer vermek istediğini belirterek, şunları söyledi: 

''Medya bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde hem kamuoyunu hem de yargı sistemini etkilemektedir. Masumiyet karinesi, soruşturma gizliliği ayaklar altına alınarak kişiler ve kurumlar yargılanmakta, suçlanmakta ve çoğu zaman da bir ceza bile saptanmaktadır. Yeni bulguların sahte mi, gerçek mi olduğunu henüz mahkeme saptamamışken 'darbecilik' ile suçlanıyoruz.

'DAVADAKİ HER ŞEY SAHTE'
Bu davanın ikinci bir veçhesi olduğu, sahtekarlığı yapan bir çetenin var olduğu ihtimali maalesef savcılar tarafından asla göz önüne alınmıyor. Delil karartması ihtimaline karşı bizler tutuklandık, ama bu sahteci çetenin delilleri karartmasına karşı hiçbir tedbir almadınız. Bir süre sonra bizlere 'pardon' dendiğinde çok geç olacaktır.''

Örnek, bu davanın tarihi bir dava olduğunu ve tarihteki yerini alacağını, bu nedenle davanın tüm ulusun ilgisini çektiğini dile getirerek, bu davaya tarafsız kalmaları gereken üst düzey yöneticilerin davayla ilgili yaptıkları her konuşmada sanki kendilerinde mahkemeye teslim etmedikleri bazı belgeler olduğu izlenimini verdiğini anlattı. 

''Bu davanın bir diğer özelliği, ülkemizin bu çaptaki ilk 'dijital terör' davası veya 'siber savaş' diyebileceğimiz ilk davası olmasıdır. Bu nedenle büyük sıkıntılar ve doğal olarak iletişim zorlukları çekilmektedir'' diyen Örnek, şunları söyledi: 

''Bu davada delil olmaya aday bütün bulgular sahtedir. Belgelerde yazılı ismim iradem dışında kullanılmış. İsmimin böyle bir insanlık dışı eylem planlarında yer alması, şahsımı Türk milletine karşı zan altında bırakmaktadır. Hiçbir maddi delil ortada yokken soruşturma geçirmenin beni ve ailemi çok üzdüğünü söyleyebilirim. Meslek yaşantımın hiçbir bölümünde hukuka ve demokrasiye karşı bir planlama içerisinde bulunmadım. Hazırlandığı belirtilen eylem planlarında ismimin yer alması kişisel onur ve haysiyetimi ihlal etmiştir.''

ÖRGÜT BAĞI 'ARZ EDERİM NOTU'
İddia makamına göre, kendisi, sanıklardan Çetin Doğan ve Halil İbrahim Fırtına'nın bir örgüt kurmak üzere anlaştıklarını belirten Örnek, iddia makamının hiçbir imzalı veya imzasız belge, ses kaydı, tanık olmadan nasıl bu kanaati edindiğini anlamanın zor olduğunu söyledi.

Örnek, şunları kaydetti:

''Diyelim ki aramızda bir örgüt gerçekten kuruldu, şimdi ikinci konu bu örgütün yaşaması için bir şekilde iletişim ağı olması lazım. Bu iletişim ağının karmaşık, çok modern bir teknolojiye sahip olması gerekmez. Bu hayali iletişim ağının çalıştığına dair bir kanıt var mıdır? Dinlenmiş bir telefon konuşması, yazılı bir belge, aklınıza gelecek herhangi bir ortam. 183 klasör arasında böyle bir belge yoktur. Gölcük'te bulunan sahte belgelerde sanal bir kurye sistemi yaratılmaya çalışılmış olsa da, sahtekarlar bu teşebbüslerini yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardır.''

İddia makamının bir örgüt olduğu iddiasını kuvvetlendirmek için, 21 Şubat 2003 tarihli bilgi notunun ''arz ederim'' şeklinde ve kendi ismiyle sonuçlanmasını kullandığını dile getiren Örnek, ''Güya o yazı benim tarafımdan Birinci Ordu Komutanı'na yazılmış. İddia makamı, daha biz üç komutanın anlaştığını kanıtlamadan, bir belge ortaya koymadan, bilgi notunda sanki bizim anlaşmamız gerçekmiş gibi yazının Birinci Ordu Komutanı'na hitaben yazıldığını yine kanıtsız olarak ileri sürmüştür'' şeklinde konuştu.



BAŞARILI VE BAŞARISIZ DARBELER
''Askeri hiyerarşi dışında, bir darbe teşebbüsü ne kadar mümkündür?'' diyen Örnek, 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963 ve 9 Mart 1971'in hiyerarşi dışı ve başarısız olduğunu, 12 Mart 1971 ile 12 Eylül 1980'in askeri hiyerarşi içinde ve başarılı olduğunu söyledi.

''İddia makamı, 1960 yılından sonra bütün ihtilalleri görmüş, yaşamış olan buradaki insanların bu değerlendirmeyi yapamayacaklarını sanıyorsa, aldanıyordur'' diyen Örnek, şöyle devam etti:

''Burada sanık olarak bulunan kişilerin hepsi ayırımsız, diğer insanlar kadar akıllı ve askerlik konularında da sivillerin tümünden daha deneyimlidirler. Ülkemizde bir darbe olacağını hele askeri hiyerarşi dışında olacağını zannedenler, tamamen yanılırlar. Daha ilk günlerinde darbecilerin bütün iplikleri pazara çıkar. 27 Mayıs'ın başarılı olmasının ana nedenleri ilk olması, istihbarat ağlarının yaygın olmaması ve iletişimdeki teknolojinin geriliğidir.

Eğer bu davada iddia makamı, komutanların haberlerinin olmamasını hiyerarşi dışında bir ihtilal hareketi olarak yorumluyorsa, ben başka bir şey söyleyeceğim. Onların haberi yoktu, zira onların haberi olmasını gerektiren hiçbir faaliyet yoktu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı konudan haberdardı ve konuyu yasa dışı olarak değerlendirmemiştir. Bunun delili 3 Ocak 2003 tarihli mesajıdır. İddia makamı bir plan seminerini yanlış yorumlamaktadır. Hiç katılmadığı için olsa gerektir.''

Örnek, 2002-2003 döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri içinde hiyerarşi dışında veya içinde bir cunta örgütlenmesi, aynı tarihlerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde herhangi bir cunta örgütlenmesi olmadığını belirterek, ''Akıl sağlığı yerinde olan herhangi bir kimsenin, davul-zurna ile ve de aylar önce ilan edilmiş toplantılarda darbe planları görüşülüp, olgunlaştırılıp bunların ayrıca gelecek nesillere devredilmek üzere kasalara konulup saklandığını kabul edebilir mi?'' diye konuştu.

HABERİ OLMADIĞI EYLEME NASIL ENGEL OLDU
İddianamede, ''Darbenin gerçekleşmemesinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın rolü olduğu, hatta bu durumla ilgili olarak, Çetin Doğan'ın kendisine ağır ithamlarda bulunduğu'' şeklindeki iddialara değinen Örnek, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının Çetin Doğan'ın faaliyetlerinden haberi olmadığı, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın bir darbe eylemine engel olduğu iddiasını anımsattı.

''Acaba Kara Kuvvetleri Komutanı haberi olmadığı bir eyleme nasıl engel olmuştur? Ne kadar büyük çelişki'' diyen Örnek, ''Zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı bahsetmiş olduğum bu iki iddia ile zor durumda kalmıştır. Kendisi daha ağzını açmadan medyada hakkında hoş olmayan spekülasyonlar yapılmıştır. Buradaki iddialar kanımca savcıların kanıtsız savları olarak kaldığı sürece kendisi hakkında yersiz yakıştırmalar devam edecektir. Emekli Orgeneral Hilmi Özkök için de aynı durum mevzu bahistir. Bence her iki komutan buraya gelmeli ve balyoz olayı ile ilgili ne biliyorlarsa burada açıkça söylemelidirler. Hiçbir şey bilmiyorlarsa onu da burada açıklamalıdırlar. Onların susması bizleri daha fazla zan altında bırakmaktadır. Sanki korunuyormuşuz intibası kamuoyuna yayılmaktadır.''

ŞİFRESİZ DOSYALAR
Darbe planı içerdiği iddia edilen 11, 16,17 no'lu CD'ler ve 5 no'lu hard disk içerisinde yüzlerce dosya olmasına rağmen hiçbirinin şifreli olmadığına dikkati çeken Örnek, ''Çünkü onları oralara koyanlar okunmalarını istiyor. Okunmazlarsa savcıların işine yaramazlar. YGS'de bile şifre kullanılıyor, ama yasa dışı dosyaları CD ve hard diskte güya muhafaza edenler aptallıklarından bunu düşünemiyorlar ve bu dosyaları şifrelemeye gerek bile görmüyorlar. Acaba kim kimi kandırıyor?'' şeklinde konuştu.

'EYLEM PLANINDA NE ISLAK NE DE KURU İMZAM VAR'
Örnek, 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında İstanbul'da böyle bir plan semineri icra edildiğini bile bilmediğini anlatarak, birilerinin kendisi ve arkadaşlarını bu konuya bulaştırmak istediğini kaydetti. 

İddianamede yer alan ''Suga'' planını kesinlikle reddettiğini dile getiren Örnek, ''Böyle bir planın hazırlandığından ne bilgim vardır, ne de böyle bir plan hazırlanması için emir verdim. Bu plan benim aleyhimde bir kanıt bile değildir. Zira Suga planında, ne ıslak ne de kuru imzam veya benden herhangi bir iz yoktur. Birilerinin benim bilgim ve iradem dışında yazdığı bir metindir'' dedi. 
 
Örnek, ''Balyoz'' davası olarak tanımlanan bu davanın, siyasi rant peşinde koşan karanlık güçlerin yarattığı bir canavar olduğunu anlatarak, ''Bir sahtekarlığın ürünü olan bu dava, bir darbenin ya da darbe teşebbüsünün yargılandığı bir dava değildir. Zira ne darbe gerçekleşmiş ne de darbeye bir teşebbüs olmuştur. Bu dava, masum 200 kişi üzerinden geleceğe gözdağı verme davasıdır. Bu dava bir seçim kampanyasında 'bakın biz neler yaptık' diyebilmek davasıdır'' dedi. 

Örnek'in savunmasını tamamlamasından sonra verilen aranın ardından, avukatlarının savunmasına geçildi.

EPİLEPSİ KRİZİ
Bu arada, duruşmada Örnek'in savunması sırasından tutuklu sanıklardan Binbaşı Behçet Alper Güney rahatsızlandı. Sağlık ekipleri tarafından müdahale edilen Güney'in epilepsi krizi geçirdiği belirtildi. Güney, daha sonra tekrar duruşma salonuna geldi.