20 yıldır sürdürdüğü Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği görevini bıraktığını dün yazı işleri toplantısında açıklayan Ertuğrul Özkök kararını bugün de okurlarına duyurdu.

"Harikulade bir yol arkadaşlığı" adlı yazısıyla okurlarına kararını açıklayan Özkök, koltuğunu 2 Ocak'tan itibaren Enis Berberoğlu'na bıraktığını belirterek, "Hepinize bütün bu yıllar boyunca bana verdiğiniz bu harikulade yol arkadaşlığı için de teşekkür ediyorum." dedi.

Özkök'ün görevinden ayrılmasını bugün birçok gazeteci de köşesine taşıdı.

İşte Ertuğrul Özkök'ün bugünkü yazısı ve hakkında yazılanlar:

Harikulade bir yol arkadaşlığı

22 MART 1990 günü, adım Hürriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni olarak künyeye girdiği gün, kendime 5 yıllık bir süre biçmiştim.

43 yaşımdaydım.

Geçmişimde sadece 3.5 yıllık bir gazetecilik tecrübem vardı.

Gazete nasıl yapılır bilmiyordum.

Bagajımdaki tek sermaye, dünyanın nereye gittiğini anlama ihtirasıydı.

Hürriyet, çocukluğumdan beri evimize giren gazeteydi.

Türkiye’nin en büyük gazetesiydi.

“Gazete” denince akla ilk gelen isimdi.

Ben kendime 5 yıl biçmiştim, ama bu mesleğin eskileri, en fazla bir yıl ömür biçiyordu.

Çünkü Ankara’dan gelmiş, aklı havada bir öğretim üyesiydim.

* * *

Kader beni de yanılttı.

Bana bir yıl ömür biçenleri de.

Tam 20 yıl bu koltukta oturdum.

Bunun son beş yılında ise oturmak zorunda kaldım.

Hürriyet’in genel yayın yönetmenliği koltuğu, Türk basınında yönetici olarak gelinebilecek en yüksek mertebedir diye düşündüm.

Daha doğrusu ben mütevazı davranıp düşünmesem bile, başkaları, Hürriyet’e atfettikleri değerlerle, bunu aklıma soktular, böyle düşünmeye ikna ettiler.

Neticede bugün geldiğim noktada artık buna bütün kalbimle inanıyorum.

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği, bu meslekte yönetici olarak gelinecek en yüksek mertebedir.

* * *

Değerli Hürriyet okurları, 2 Ocak itibariyle Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği görevinden ayrılıyorum.

Bu görevin büyüklüğü kadar, ağırlığı ve meşakkati de büyüktür.

Kendime biçtiğim sürenin 15 yıl fazlasıyla yapmak, üzerimde büyük bir yorgunluğun da birikmesine yol açtı.

Hayatım boyunca en çekindiğim duygu, koltuğuna yapışmış yönetici izlenimi vermekti.

Bilmenizi isterim ki, bu kadar uzun süre bu koltukta oturmamın nedeni böyle bir ihtiras değil, mesleki bir kaderin cilvesiydi.

Bu kaderin tecellisini sağlayan ise patronum Aydın Doğan’ın arkamda durması ve beni hep desteklemesiydi.

O destek hiçbir zaman bitmedi ve bitecek gibi de görünmüyordu.

Ama benim mecalim yetmedi.

O nedenle, bu yazıyla hepinize genel yayın yönetmeni olarak veda ediyorum.

Artık yoluma Hürriyet camiasının bir yazarı olarak devam edeceğim.

Yerime, Hürriyet’ten hepinizin çok iyi tanıdığı başarılı bir gazeteci geliyor.

Enis Berberoğlu ile 1989 yılında Hürriyet’in Ankara bürosunda birlikte çalışmaya başladık.

Ben İstanbul’a gelince, o da burada görev aldı ve adına toz kondurulamayacak bir gazetecilik kariyeri yaptı.

Sadece meslektaş olarak değil, dost olarak da bütün bu yılları birlikte geçirdik.

Ekonomik ve siyasi krizleri birlikte yönettik. İyi günleri birlikte yaşadık, zor günleri birlikte geçtik.

Neticede, karakteri, gazeteciliği ve geçmişte yaptığı işlerle hak ettiği bu mevkiye geldi.

Hürriyet’in onunla daha da ileri gideceğine olan inancım tamdır.

* * *

Değerli Hürriyet okurları.

Gerçek gazeteci bir patronla çalıştım.

Bana sadece, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın temel ilkelerini talimat olarak verdi.

Son 10 yılda Doğan Ailesi’nin yetiştirdiği vizyoner bir İcra Kurulu Başkanı olan Vuslat Doğan Sabancı ile çalıştım.

Bu yıllar boyunca Doğan Ailesi’nin bütün fertlerinden sadece destek gördüm.

Hürriyet’te mükemmel bir arkadaşlık ortamında yaşadım.

Arkadaşlarım bana yönetici olarak sadece mükemmel gazetecilik desteği vermediler.

Ondan daha önemlisi, aile dayanışmasının, dostluğun, arkadaşlığın, şefkatin en yüksek duygularını yaşattılar.

Ve inanılmaz bir “Hürriyet okuru” tanıdım.

Yurdunu seven, onun meselelerine sahip çıkan, Anayasa’nın temel ilkelerini hassasiyetle koruyan, demokrasiye gönülden bağlı, insani hassasiyetleri yüksek insanlarla muhatap oldum.

İşte bu insanlara seslenen büyük bir gazetenin yöneticisi olmanın şerefini yaşadım.

Bu şerefi bana sizler verdiniz.

* * *

20 yılda yaptığım hatalar da oldu.

Üzdüğüm insanlar da oldu.

Ama hiçbiri isteyerek, kasten yapılmış hatalar değildi.

Gazeteyi yönettiğim dönemin sorumluluğunu taşıdım, yarın da taşıyacağım.

Hataları da, iyi yanları da bana aittir.

Bu duygularla gazetenin genel yayın, yönetmenliği koltuğunu 2 Ocak’tan itibaren arkadaşım Enis Berberoğlu’na bırakıyorum.

Hepinize bütün bu yıllar boyunca bana verdiğiniz bu harikulade yol arkadaşlığı için de teşekkür ediyorum.



Ertuğrul Özkök'ün gidişinden sonra olacak kesin gelişmeler- Serdar Turgut

- Sabaha karşı SMS sohbeti edecek arkadaşım kalmadı. Çünkü o yıllardır ilk kez iki gecedir mışıl mışıl uyumaya başladı. Artık sabaha karşı 04.00'te attığım hiçbir mesaja anında cevap yazmıyor.

- Yemeğe çıktığımızda hesabı benim de ödememi isteyebilecek. Bu gayet tabii ki büyük bir felaket anlamına geliyor.

- 2010'da dünyanın en seksi erkekleri listesi hazırlanırsa o bu listeye bırakınız 11'inci sırayı, 111'inci sıradan bile giremeyecek.

- Bu son gelişme Tansu'ya (Özkök) kötü haber anlamına gelebilir. Çünkü ya o da benim gibi evde çalışmaya başlarsa?.. Gün boyunca evde bulunan bir Ertuğrul Özkök'ün düşüncesi bile katlanılabilecek şey değil. Evde her gün Fredy'yi ağırlamak gibi bir şey bu. Hem benim de sık sık 'Haydi votka içelim' diyerek ziyaretine gideceğim hatırlanırsa, bu Tansu için tam bir felaket olacaktır. Jason ile Fredy'nin partisine benzer bir şey olur bu herhalde. Üstelik karşılıklı içtiğimizde sarhoş olup yayın yönetmenliği oyunu oynamaya da karar verebiliriz. Sırayla bir o benim yayın yönetmenim, bir sonra da ben onun yayın yönetmeni olurum. Oyunumuz gerçekçi olsun diye Tansu'nun evde olmadığı günlerde, genç kızları 'Sizi yazar yapacağız' diye kandırıp evde taciz de edeceğiz.

- Özkök artık nihayet tavşan kardeş kıyafetini giyip Nişantaşı'nda dolaşmaya başlayabilir. Bu onun için iyi, bizler için ise kötü bir şey. Çünkü bunun uzaktan görüntüsünün insanı hayli irrite edici bir şey olacağını tahmin ediyorum.

...

- Nihayet 'Acaba Ertuğrul Özkök gidiyor mu?' konulu bir tartışma olmadan milletçe bir yıl yaşamayı becereceğiz. Bunu 20 yıldır hayli özlemiştik. Bu sefer de 2010 yılından itibaren 'Acaba Ertuğrul Özkök geliyor mu?' tartışması geleneği başlayacak. 'Geliyor mu?' tartışmasını da 'Gidiyor mu?' tartışmasını da yapanların aynı insanlar olması dikkat çekecek.

Serdar Turgut'un yazısı için tıklayın



Ertuğrul Özkök - Murat Bardakçı

Ertuğrul Özkök, Hürriyet’in başından ayrıldı.

Basınımızın son yirmi senesinin en fazla tartışılan ismi olan Özkök’ü sevmeyebilir ve ondan hoşlanmayabilirsiniz; etik yahut siyasi tarafını dilinize dolayabilir, hattâ davranışlarından dolayı suçlayabilirsiniz ama çok önemli bazı özelliklerini inkâr edemezsiniz: Türk basınında entelektüel konularda sıkılmadan ve rahatça sohbet edebileceğiniz birkaç kişi kaldı ise, Ertuğrul Özkök onlardan biridir. Zira okur, dünyayı takip eder, belli ve seçkin bir zevki vardır, üstelik çok önemli bir hassaya, gerektiğinde kendi kendisiyle dalga geçebilme yeteneğine de sahiptir.

Onu çok yakından tanıdığım ve bu özelliklerini gayet iyi bildiğim için söylüyorum: Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile "dışarıdaki" Ertuğrul Özkök arasında dünyalar kadar fark vardır. Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, sayfanın mizanpajından yazarların kaprislerine, patronunun siyasî ilişkilerinden ticarî bağlantılarına kadar binbir çeşit dengeyi gözetmeye mecbur ve dolayısıyla gerginleşen bir kişidir. Ama, "dışarıdaki" Özkök'ü farkettiğinizde, Gustav Mahler’in "Kindertotenlieder"ini yani, "Ölü Çocukların Şarkıları"nı dinlerken Jacques Prevert’in şiirlerini orijinal dilinde okuyan ve Jacques Brel ile Üçüncü Selim’in tanburundan aynı lezzeti alan ve asıl kişiliği ancak çok özel ortamlarda beliren bir entelektüel ile karşılaşırsınız. Karşınızda, sanki hayatının yarım asrını Türkiye’de geçirmiş bir Fransız vardır..

MEMNUN OLDUM, ZİRA...
Yirmi seneden fazla süren Hürriyet maceram sırasında Ertuğrul Özkök ile tartışmalarımızı, onun inadlarını, benim kaprislerimi, ama bütün bunlara mukabil karşılıklı hoşlukları ve Hürriyet’ten ayrılmamdan sonra da devam eden dostluğumuzu yahut işin gazete, patron, holding vesaire tarafını bir yana bırakarak kısaca söyleyeyim: Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet'in başından ayrılmasından dolayı büyük memnuniyet duydum ama memnuniyetimin sebebi çok daha başka idi.

20. yüzyıl Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinin ortak bir özellikleri olduğunu ancak dikkat ettiğinizde farkedersiniz: Edebiyat, bazı büyük romancılarımız için sadece bir hobiden, bir meraktan ibarettir ve bu kişilerin asıl meslekleri gazeteciliktir...

Türkçe’yi en iyi şekilde kullananlardan, yani Refik Halid Karay, Ref'i Cevad Ulunay, Cevad Fehmi Başkut gibi "romancı" diye bilinen gazetecilerden bahsediyorum.

Ben, Ertuğrul Özkök'ün özellikle Pazar yazılarından edebiyatın bu büyük üstadlarının tadını aldığımı her zaman yazdım ve ifade ettim. Pazar günleri kendisini kayıtlardan âzâde kılan Özkök, sanki onlar gibi yazar ve âmiyâne tabiriyle söyleyeyim, döktürürdü.

Genel yayın yönetmenliğinden ayrılmasına, işte bu yüzden çok memnun oldum. İşin gazete tarafı hakkında bir şey söylemek istemiyorum ama, Ertuğrul Özkök’ün zamanını bundan böyle patronajla, ilişkilerle, vesaire ile harcamaması ve yazmaya yoğunlaşması halinde, ileride “eski bir gazeteci” şeklinde değil, ciddî bir entelektüel olarak hatırlanacak ve ismi kalıcı olacaktır.

ARADIĞI KİTAP BENDEDİR
Bu yazıyı biraz daha uzattığım takdirde bir "post mortem"e yani hayata veda etmiş bir kişinin ardından yazılanlara dönme ihtimali olduğundan burada bitireyim ve bitirmeden önce bir itirafta bulunayım:

Ertuğrul Özkök, birkaç ay önce "Ben Bradley'in 'A Good Life'ını gazetedeki odamda da, evimde de aradım ama bulamadım” diye yazmıştı.

Boş yere aramış, zaten bulamazdı ve bulamaz, zira o kitap şimdi bende. Birkaç sene önce okumam için bana vermişti, sonra unuttu, ben de iade etmedim.

Bundan böyle de hiç vermem, zira Hürriyet'in yazı işlerindeki veda konuşmasını o kitabın ismiyle bitirdiğine göre bendeki nüshanın kıymeti çok daha arttı demektir.



Adamım Ertuğrul Özkök - Ahmet Hakan 

Dün sabah kendisinden duydum...

Aradı beni ve “Genel yayın yönetmenliğini bırakıyorum” dedi...

“Ne yapacaksın?” dedim...

“Yazıya devam” dedi...

Ardından da ekledi:

“Rahatladım. Tüy gibi hafifim... Yıllar sonra dün gece ilk kez 7 saat uyku uyudum.”

Telefonu kapattım...

Ve bir kaldım, öylece kaldım...

Hayır, hayır...

Kendimi düşünmedim...

Türk basınının geleceğini falan da düşünmedim...

“Bu gidişin anlamı nedir?” türünden sorular da sormadım...

Sonrası üzerine de fikirler oluşturmadım...

Kahrolası medya dedikodularına dalmadım...

Hiçbiri ama hiçbiri umurumda bile değildi...

Ben sadece son 5 yılımı birlikte geçirdiğim “arkadaşım Ertuğrul Özkök portresi”ne daldım...

Hüzünlü bir gülümseme yayıldı yüzüme...

Ve tuttum, onun farklı yönlerinin bir çetelesini çıkardım:

* * *

Çocuktur Ertuğrul Özkök...

Büyük harflerle “yaşama sevinci” yaz ve karşısına onun hınzırca gülümseyen fotoğrafını koy... Her şeyi anlatmış olursun...

Yaratıcıdır Ertuğrul Özkök...

O kadar yaratıcıdır ki “rakiplere bu kadar fark atmak ayıp olur” diye bazen frenlenmesi gerekir.

Coşkuludur Ertuğrul Özkök...

Çoğu zaman o birilerini yere göğe sığdıramaz ve çoğu zaman da o yere göğe sığmaz.

Takıntısızdır Ertuğrul Özkök...

Öfkenin en doruklarından merhametin rüzgârına kapılması için iki dakika yeter de artar bile...

Dönektir Ertuğrul Özkök...

“Fikr-i sabit” denilen illetten o kadar uzaktır ki, bin yıl aynı türküyü çığırmanın geçer akçe olduğu bir memlekete, dönebilmenin erdem olduğunu öğretmiştir.

Sirayet ettiricidir Ertuğrul Özkök...

20 yıl boyunca Türkiye’nin en büyük ve en önemli gazetesini yönetirken ruhunu üflemiştir... Çaktırmadan... Sinsice... Taklide açık bir şekilde...

Fırlamadır Ertuğrul Özkök...

Matraklığa prim verir... Espriye açıktır... Mavracıdır... Yüzünde muzipçe bir gülümsemeyle karşılar her türlü fırlamalığı...

Delikanlıdır Ertuğrul Özkök...

En gençlerin en yeni dilini bilecek denli delikanlıdır... Tanıdığım yaşsız adamların en başında o gelir... Yaşı yoktur onun...

Hafiftir Ertuğrul Özkök...

“Ağır ol da molla desinler” sözünü darmadağın etmiştir... Hafiflikten bir ağırlık çıkarılabileceğini kanıtlamıştır...

* * *

İki tesellimiz var:

Ertuğrul Özkök bir yere falan gitmedi... Yine burada olacak...

Bütün bu özelliklerini artık sadece yazılarına yansıtacak...

Ve yoldaşımız olmaya devam edecek.

İkinci tesellimiz ise Enis Berberoğlu gibi bu işi en iyi şekilde yapacak bir ismin gelmesi.

 



Ertuğrul Özkök – Cüneyt Ülsever

Sabah bir arkadaşım telefonla arayıp, Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’in genel yayın yönetmenliğinden ayrıldığını bildirdi.

Hem şaşırdım, hem de şaşırmadım. Şaşırdım, bir gece evvel Hürriyet’in yılbaşı kutlama partisinde neredeyse gecenin en neşeli insanı Ertuğrul Özkök’tü. Demek ki gerçek liderler kendilerini her halükârda taşımayı iyi biliyorlar.

Şaşırmadım, Hürriyet Gazetesi’ne nefret kusan tüm kesimlerin Özkök’ün kellesini isteme konusunda bir merkezden yönetilen taarruzuna uzun süreli dayanmak yaşadığımız olağanüstü dönemde çok zordu. Sivil vesayetin Doğan Grubu’na uyguladığı baskının bir yerde netice alması kaçınılmazdı. Bakalım, yaşanacak günler daha neler gösterecek.

Ertuğrul Özkök’ün ayrılmasına bir doğal nedenle de şaşırmadım. 20 yıldır bu görevi ifa ediyordu. Neredeyse her gece saat 21.00’lere dek gazetede çalışmakta olduğunu Hürriyet’te herkes bilir. Benim hayatta gördüğüm en çalışkan yöneticilerden birisidir.

* * *

1998 yılının kasım ayı idi. Bir akşamüstü sekreterim beni Ertuğrul Özkök’ün telefonla aradığını söyledi. Çok şaşırdım. Kendisiyle herhangi bir tanışıklığımız yoktu. Telefonda nazikçe beni Hürriyet’e davet etti. O zamanlar çeşitli gazetelere yazılar gönderiyordum ama esasen danışmanlık hizmeti veriyordum. “Herhalde, Hürriyet benden danışmanlık hizmeti isteyecek” diye sevinçle görüşmeye gittim. Karşıma “köşe yazarlığı teklifi” çıktı! Özkök, profesyonel gazetecilik geçmişi olmayan bir kişiye koskoca Hürriyet’te “köşe yazarlığı” teklif ediyordu! Birkaç yıl sonra İsmet Berkan bir söyleşide benim ismimi vererek bu tip riskleri sadece Ertuğrul Özkök’ün alabildiğini ve genellikle de yanılmadığını ifade edecekti. Ayşe Arman, Ahmet Hakan, Ercan Kumcu gibi kıymetli isimleri, belki de büyük riskler alarak, medyaya kazandıran hep Özkök’tür.

* * *

Artık amirim olmadığı için açıkça yazıyorum. Benim gözümde Ertuğrul Özkök medyanın Turgut Özal’ıdır. Kimse inkâr edemez ki, Turgut Özal, hata ve sevapları ile, Türkiye siyasi tarihinin en yenilikçi, en radikal, tabulara en rahat karşı çıkan siyasi lideridir. Benim indimde rahmetli Özal Atatürk’ten sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en olumlu rolü oynayan ikinci şahıstır.

Kişisel görüşüme göre Ertuğrul Özkök de, hata ve sevapları alt alta yazıldığında, Türk medya tarihinin en etkin, en radikal, en yenilikçi, tabuları altüst eden genel yayın yönetmeni olarak tarihe geçecektir.

Onun döneminde gazetecilik olağanüstü değişime uğramıştır. Haber, yorum, magazin ve spor öyle bir hal-i hamur edilmiştir ki, ortaya “herkesin gazetesi Hürriyet” çıkmıştır. Üstelik her görüşten, her renkten insanın bir arada yazdığı bir gazete!

Ertuğrul Özkök’ün deyimiyle o herkesin, her istediğini bulduğu “gazeteciliğin süpermarket”ini yaratmıştır.

Genlerinin farklı olduğunu fark eden her çapsız gazeteci de yıllardır ona söverek iaşelerini kazanmaya çalışır. Herhalde, dünyada medya tarafından bu kadar saldırılan başka bir medya mensubu yoktur.

Kızanı da, seveni de kabarıktır ama Türkiye’de herkes güne önce Hürriyet’e attığı başlığı, sonra da o günkü makalesini okuyarak başlar.

* * *

Ertuğrul Özkök beni 28 Şubat döneminde Hürriyet’e davet etti. O dönemde yazdıklarımdan dolayı 7 davada yargılandım. Davaların 3’ü Recep Tayyip Erdoğan’ın haklarına sahip çıktığım için açılmıştı. Askeri dönemde gazeteden hiçbir uyarı almadım. Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında aldığım uyarı sayısı ise anlamlı bir rakama sahiptir.

Bizzat Özkök’ün bir köşe yazısına karşı çıkarak yazdığım yazıda askere hakaret ettiğim iddiası ile yargılandığım davada ise yanımda kendisini eleştirdiğim

Ertuğrul Özkök vardı.

* * *

Ertuğrul Özkök yönetimi bıraktığı için üzgünüm ama yerine Enis Berberoğlu geldiği için içim rahat ve huzurluyum!



Özkök - Fatih Altaylı

Ertuğrul Özkök, Hürriyet'in başından uzaklaştırıldı.

20 yılın sonunda.

Özkök başarısız olduğu için yollanmadı. İlahlar kurban istediği için yollandı.

Eğer "yanlış yaptığı" için yollansaydı, ondan önce Aydın Doğan'ı milyarlarca dolar vergi borcuyla baş başa bırakanlar, Soner Gedik'ler, İmre Barmanbek'ler yollanırdı.

Özkök'ün kellesi verildi.

Özkök, Türk basınının son döneminin en önemli figürüydü hiç kuşkusuz.

12 yıl birlikte çalıştım.

Elbette sorunlarımız oldu, özellikle de son yıllarımda. Ama genel bir muhasebe yaptığım zaman, birlikte çalıştığım en iyi yayın yönetmeniydi ve 12 yılın genel muhasebesini yaptığım zaman keyifliydi.

Özkök'ten ötürü keyifliydi. Yöneticilikteki tatlı sahtekârlıklarını bile severdim Özkök'ün. Zaten o da bunları hiç inkâr etmez. "Ne yapayım, işin doğası böyle" diyerek tebessümün arkasına sığınırdı. Kızamazdım bile.

Özkök'ün elbette çok günahı vardı ama günah-sevap hesaplaşmasında benim için sevapları ağır basardı.

En azından benim kötülükleri silmeye temayüllü hafızam öyle diyor.

Birlikte çalıştığımız 12 yılı keyifle anarım.

Ve Özkök'süz olmak, bir gazete için çok ciddi bir kayıptır.

Tek rakibimiz olarak gördüğümüz Hürriyet'in başında dümenci olarak Özkök'ün olması, bizim için keyifliydi. Çünkü zorlu bir rakipti.

Onun Hürriyet'ini geçmek daha zor ama daha keyifli olacaktı.

Vedasını İngilizce bir cümleyle yapmış. Ben Bradley'in kitabından "yürüttüğü" bir cümleyle.

Onun arkasından sövenlerin, şimdi döktükleri gözyaşlarını da gülerek izliyorum.



Özkök'ün vedası! Haşmet Babaoğlu

Ertuğrul Özkök Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği'ne veda etti.

Aslına bakarsanız, epeydir bekleniyordu bu gelişme. Özkök de pazar yazılarında sık sık bunun işaretlerini veriyordu.

Yine de kimse bunun gerçekleşeceğine inanmıyordu.

Öyle ya! Hürriyet'in en tepe noktasında geçirilen ve medyaya damgasını vuran 20 yıldan söz ediyoruz. Dile kolay!

Özkök'ün çalışma arkadaşlarına görevi bıraktığını açıkladığı toplantıdaki son sözü "That was a good life" (Güzel bir hayattı!) olmuş.

Ve bu sözleri söyledikten sonra gözyaşlarını tutamamış.

Ertuğrul Özkök'e yeni "hayat"ında başarı ve mutluluk diliyorum.

Ama kafama takıldı...

Logosunda "Türkiye Türklerindir" yazan bir gazetenin tepe yöneticisi neden orada geçen günlerini İngilizce bir deyimle özetler?

Bir süredir gazetesine "sit-com" diyordu Özkök. Yani Hürriyet'teki çalışma düzenini Amerikalıların tiyatro tadı taşıyan komedi dizilerine benzetiyordu.

"That was a good life" lafı sit-com'un bittiğine yapılmış bir gönderme mi?

Hepsi bir yana...

Belki bu tavrın arkasında medyamızın temel sorunlarından biri gizlidir.

Bu kadar hayati bir anda ağzından Hollywood karakterlerine özgü laflar çıkan bir kişinin "buralı" gibi yaşadığını ve ülkede olup bitenleri "buralı" gibi değerlendirdiğini söyleyebilir miyiz?

Ertuğrul Özkök için söylediklerim ve söylemediklerim… Reha Muhtar

Dün sabah çarşı karıştı...

20 yıldır Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yapan Ertuğrul Özkök görevi bıraktığını açıkladı...

Sabah Süperpoligon, Medya Faresi beni arıyorlar...

Görüşümü yazacaklar...

Şöyle söyledim medya sitelerine:

“Hürriyet gibi Türkiye’nin ‘devlet gibi’ gazetesini 20 yıl genel yayın yönetmenliği koltuğunda oturarak yönetmek, bir gazetecinin yaşamında çocuklarına bırakabileceği çok değerli bir mirastır...

20 yıl bu kadar denge gerektiren, bu kadar çok hükümetin değiştiği bir Ortadoğu ülkesinde Hürriyet’i yönetmiş olmak, hayatta kendisini başarılı saymak için önemli bir kriterdir...

Ertuğrul Özkök bunu gerçekleştirmiş birisi...

Bence tam zamanında alınmış bir karar...

Yaşamın bundan sonrasını Hürriyet’teki köşesinde, yine etkin yerlerde, günlük stresten uzak müthiş bir keyif içerisinde geçireceğini düşünüyorum...

Her genel yayın yönetmeni, meslek onu terk etmeden bir süre önce, koltuğu kendi bırakmalı...

Ve o muhteşem tecrübenin ışığında, mesleğini keyifli biçimde yapmalı...”

***

Bunları söyledim, ama bir de söylemediklerim var...

Boru değil bu...

Hürriyet’in Yayın Yönetmeni değişiyor...

Üstelik 20 yıldır bu görevi yapan kişi ayrılıyor...

Her vedada sevinenler vardır, üzülenler olur...

Ama benim konum kişisel tercihlerin, “Özkök’ün adamları, Enis’in prensleri meselesinin ötesinde...”

20 yıl uzun bir süre...

Nezih Demirkent’i hatırlıyorum, çok uzun yıllar Hürriyet’in başında kalmış, ismi Hürriyet’le özdeşleşmişti...

Derler ki ne zaman Erol Simavi, “Hürriyet’in patronu ‘benim’ demek istedi... O zaman Nezih Demirkent’le yolları ayırdı...”

Çetin Bey’in (Emeç) Hürriyet Yayın Yönetmenliği’ndeki ömrü çok daha kısa oldu...

Böyle bir görevde çok fazla düşmanınız olur...

Aldığınız her karar, gazeteyi götürmek istediğiniz her yol, bir sürü düşman edinmenize yol açar...

Genel yayın yönetmenliği gibi görevlerde insanların önemli bir kısmı gücünüzden dolayı size saygılı davranırlar...

Düşmanlıklarını gizlerler...

Mesele hayata, “genel yayın yönetmeni olarak gelmediği gerçeğini” bilmekten geçer...

Eğer bunun bilincindeyseniz, “Hayat boyu Tanrı tarafından seçilmiş bir genel yayın yönetmeni” olduğunuza inanmıyorsanız, zaman içinde “sizi sadece kendi kişilik özelliklerinden dolayı sevecek insanlarla” beraber

olursunuz...

En kutsal hazine, sizi sadece kişilik özelliklerinizle seven insanlarla geçireceğiniz keyifli saatlerdir...

Çünkü oradaki alma-verme ilişkisi sanal değil hakikidir...

Karşınızdakine iyi enerji veriyorsanız sevilirsiniz...

Vermiyorsanız, kötülük yapmışsanız, kötülük ediyorsanız, yukarıdan bakıyor, snobize ediyor, insanları adam yerine koymuyorsanız nefret edilirsiniz...

Genel yayın yönetmeni olunmadığı durumlarda hayat hakikidir...

Hakikatlere hoşgeldin Ertuğrul Özkök...

Sanıyorum çok keyifli günler geçireceksin bundan böyle...