‘Yedi Tepeli Aşk’ı bitiren tepki mi, sansür mü?

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Alevi olan bir yazarın kaleme aldığı, bakire olmayan Alevi bir kızın evlilik öncesi yaşadıklarını anlatan “Yedi Tepeli Aşk” isimli oyun, tepkiler üzerine gösterimden kaldırıldı. Bu da sansür tartışmalarını gündeme getirdi.

10.01.2009 - 16:54

‘Yedi Tepeli Aşk’ı bitiren tepki mi, sansür mü?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesindeki Şehir Tiyatroları’nda oynanan “Yedi Tepeli Aşk” adlı oyunda, bakireliğini kaybetmiş bir Alevi kızın, evlenme aşamasında duyduğu endişelerin müstehcen şekilde anlatılması tepkilere neden oldu. Oyun, özellikle Alevi seyirciler tarafından şikâyet edildi. Tepkilere hak veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Kenan Işık, oyunu “faşizan ve incitici” olarak değerlendirdi. Oyunun yazarı Seray Şahiner, kendisinin de Alevi olduğunu belirterek, kimseyi rahatsız edecek bir şey yapmadığını savundu. Sansüre karşı olduğunu ifade eden Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, provakasyondan çekindikleri için oyuna ara verdiklerini söyledi. Tiyatrocu Nedim Saban ise Alkaya’yı sansür uygulamakla suçluyor.

ALEVİLERİ İNCİTECEKTİR
Kenan IŞIK (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı)
Burada mesele önce tiyatro, ama biz bunu tartışmıyoruz. Belki de bu gerçek bir sanat yapıtına dönüşebilme kabiliyetinde bir oyun olmuş olsaydı tüm bunları tartışmıyor olabilirdik. Ama mesele geldi sadece buraya indirgendi. Bu konuda da fikrim hiçbir zaman değişmeyecek. Evet, bu bir grup Alevi yurttaşımızı incitecektir, çünkü onların bu konuda bir duyarlılık var. Yani bugüne kadar onları ötekileştiren, ayrımcı bir anlayış var. Biz faşizmi sadece Hitler Almanyası’nın uyguladığı zülüm olarak algılıyoruz, ama faşizm çok boyutludur. Bu, örneğin bir cinsiyete yapılan uygulama da olabilir. Burada dikkatli olmak gerekiyor; ne, nereye gider, burada kimi kastediyoruz, bu kastettiğimiz şeyle acaba bir yerlerde tahribat açılıyor mu, bununla birini ötekileştiriyor muyuz, dışlıyor muyuz bunları düşünmemiz gerekiyor.

BÜTÜN KIZLARIN AYNI SORUNU VAR
Türkiye’de genç kızların böyle bir sorunu var, yazarı da o anlamda tasvip ediyorum. Netice itibariyle gerçekten çok hoş bir hikaye yazmış. Bekaret bir sorundur ama bu nasıl anlatılır, nasıl sahnede ne olur? Benim anlatıma temelde bir itirazım yok, sadece o laf olmasına karşıyım. Sonuçta bu bütün kızların aynı sorunu var, sadece Alevilerin değil ki... Bu konuda ben sadece bu düşüncemi dile getirdim, başka hiçbir şey söylemedim.

‘Aleviler provoke edildi, gelip tiyatroyu basarlar’ sözünü basın bildirisinde okudum ve yadırgadım. Ne maksatla yazıldı, anlayamadım. Alevilerin böyle bir şey yapacağı nerden kanaat getirilmiş de provokasyon deniyor? Aleviler duyarlılıklarını sadece bir şekilde belli kanallara iletiyorlar. Bu kanallar içinde ben varım, gazeteler var, belediye var. Bu şikâyetler gelince doğal olarak ben de düşüncelerimi söylüyorum. Evet, burada bir grup insanı incitecek, onları ötekileştiren, onların duyarlılığını zedeleyen bir hal var.

TEPKİ KASITLI OLARAK KAYDIRILIYOR
Seray ŞAHİNER (Oyunun Yazarı)
Yaşananlardan dolayı çok üzgünüm. Oyun ekimden beri sahneleniyor ve sahnelenmeye başladığı andan itibaren Alevilerden tepki almamıştık. Çünkü bizim orada anlattığımız kız, bahsedildiği gibi namusunu kaybetmiş değil. Bu namus kavramını irdeleyen bir oyun sadece, yoksa ben zaten bekareti namusun bir ölçütü olarak görmüyorum ki, bunun üzerinden birilerini incitmeye çalışayım.

Alevilerden buna bir tepki yoktu zaten. Oyunun içinde yer alan başka bir öyküye tepki vardı. Orada yine benim yazdığım ‘Yedi ağlı don’ diye bir öykü vardı. Bu öyküde 15 yıl öncesinde Fatih’te kurulan ve yavaş yavaş yayılmaya başlayan bir tarikatten bahsediliyordu. Biz oradan gelen tepkiler ne olacak diye düşünürken, birden bire olay buraya getirildi. Ben açıkçası tepkinin kasıtlı olarak kaydırıldığını düşünüyorum. Başka bir yerden alıp, çok içbükey, tersinden yansıtacak bir ayna tutuluyor olaya.

BEN DE ALEVİYİM
Ayrıca haberlerde aktarıldığı gibi oyunda Alevilik ya da Sivaslık vurgulanmıyor. Benim orada anlatmak derdinde olduğum, temsil hakkıydı. Yani dar toplumda Aleviler neden Alevi olduklarını söyleyemesinler? Benim annem Erzincanlı, babam Selanikli. Dolayısıyla iki grubu da biliyorum, onlar içinde büyüdüm. Ben, 15 yıl insanlar görüşmeyi kesmesinler diye Alevi olduğunu söyleyemeyen bir annenin kızıyım. İnsanlar tişörtlerine ‘Ben Aleviyim’ yazısını yazsınlar demiyorum, bunu ifşa etmek zorunda değil kimse. Saklamak ya da söylemek herkesin kendi inisiyatifinde ama saklamak zorunda kalmak durumuna karşıyım.

Haberde kullanılan ‘incitici, faşizan duygu’ sözleri benim hayatımda duyduğum en ağır eleştiri. Hatta bu eleştiri de değil. hakarettir. Hiç bu kadar ağır laf duymamıştım.

HEDEF GÖSTERİLDİM
O gün oyunu iki bin kişi seyretti ama oyun pek çok insanın okuduğu bir gazetede ‘faşizanca’ ibaresiyle yer aldı. Bu da şimdi kopyalanarak internette çoğaltılıyor. Bunu okuyup da bilmeyen insanlar seyreden insanlardan daha fazla. Birçok internet sitesinde fotoğrafım basılıyor ve ‘Alevileri rencide eden kız’ şeklinde ibareler var. Hiç böyle bir şey yapmadım, tamamen temsil hakkımın derdindeyim. Oyun başka bir yere de çekilmeye çalışılıyor bence. Yerel seçimlerin yaklaştığının ben de farkındayım ve daha çok Alevi oyunu alabilmek için biraz da Alevilerin üzerine gidiliyor olabilir.

Ben oy vermeyeceğim bir partinin siyası propagandasına alet edildim, hiç yapmadığım şeyler, sözlerim çarpıtılarak yansıtıldı. Çok rahatsızım, çok üzgünüm.

OYUNA BİR SÜRE ARA VERDİK
Orhan ALKAYA (İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni)
‘Yeditepeli Aşk’ bizim genç günler festivali için hazırladığımız daha sonra Genç Tiyatro başlığıyla seyirciye sunduğumuz bir oyunumuz. Defalarca oynandı, seyircinin büyük bölümü tarafından beğeniyle karşılandı eleştirenler oldu kuşkusuz ama 3 Ocak Milliyet gazetesinin yayınladığı habere kadar bize karşı Alevi reaksiyonu söz konusu olmadı. Bu haberle birlikte Şehir Tiyatroları enteresan bir biçimde hedef oldu oyunumuz. Çok üzüldük, böyle olmamalıydı. Her oyun eşleştirilebilir ama bu kadar hassas bir noktadan eleştirilmesi, hele bizim Alevi yaramızı açmaya kadar gidebilecek boyutlarda bir haberin ortaya çıkması bizi çok üzdü. Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu aynı gün olağanüstü toplandı ve oluşan ortamın risklerini göz önünde bulundurarak oyunun oynanmasına belli bir süre ara verme kararı aldı.

Burada olası bir provokasyondan zarar görebilecek herkesi gözettik. Alevi toplumunda seyirciyi de oyuncularımızı da Türkiye’deki toplam yaşantıyı da gözettik; çünkü karışık günlerden geçiyoruz ve böyle her an her şeyin olabileceği durumlar risk içeren, zarar üretebilecek durumlar karşısında hassas olmamız gerektiğine karar verdik, Şehir Tiyatroları için tarihi bir deklarasyon yayınladık.

YASAKÇI DEĞİLİZ AMA…
Bu noktaya gelmek istemezdik. Şehir Tiyatroları, Türkiye’de sanat ve ifade özgürlüğü adına çok sıkıntı çekti ve bu konuda bir aşama kaydetti. Bu konuda seyircimiz, tiyatro ve edebiyat kamuoyu müsterih olsun, kesinlikle bir yasakçı zihniyet söz konusu değildir. Ama oluşan durumun hassasiyetini göz önünde bulundurmak zorunda hissettik kendimizi.

Bu oyunda ciddi bir öykü tadı var. Bizim de zaten genç tiyatro repertuarı içinde oyunu seyircimize sunma nedenimiz bu öykü tadının seyircimize geçmesini hedeflememizdi. Daha çok kitap okunması gereken, daha çok edebiyatla ilişki kurulması gereken bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’e daha çok kitap satılması ve edebiyatın daha yüksek rakamlarla okuyucuya ulaşması gerekir. Bu sezonun repertuarında biraz bunu da hedefledik.

Ben sanatın, edebiyatın, tiyatronun kriterlerinin daha farklı olması gerektiğine inanan biriyim, ama şimdi burada polemik üretebilecek bir tartışmaya girmek istemem. Sadece Şehir Tiyatroları ailesi adına incindim. Bu ağır, çok ağır.

SANSÜRE KILIF
Nedim SABAN (Tiyatro Sanatçısı)
Orhan Alkaya, sansüre bir kılıf bulmak için diyeyim “İşte tiyatro bombalanabilir, Aleviler ayaklanabilir” gibi çok tehlikeli bir provakasyon yapmış oluyor. Bunları tiyatroya çok tehlikeli zarar veren bir açıklama olarak görüyorum. Maalesef seçim döneminde ‘Kraldan çok kralcı’ olan kişilerin, Belediye Başkanı’na yaranma nedeniyle yaptığı çok ciddi bir sansür olduğunu düşünüyorum. Çok tehlikeli bir şey, çünkü bir bir kutuplaşmayı kaşıma oldu bu.

Bu repertuvara alınmış, repertuarda çok yetkili insanlar var. Repertuara alırken okumadı mı oyunu acaba? Aldıktan sonra da ‘mahalle baskısı’yla oyun kaldırıyoruz. Bu bir kere bir aydına yakışmayacağı gibi hiçbir tiyatro yöneticisine yakışmaz. Orhan gibi bir şairden, bir tiyatro adamından bunları beklemiyordum. Şunu yapabilirdi, eğer belediyenin baskısı varsa, kotluğu bırakabilirdi. Koltukta oturmak şart mı?

‘Aleviler ayaklanıp tiyatroyu yakacaklar diye korkuyorum’ demek, hiç insanların kafasında böyle bir şey yokken bunu sokmak ne kadar ayıp bir şey. Aynı şeyi Kenan Işık da, maalesef oyun günü yapmış. Bütün seyircilere dönüp bu oyun ‘faşist bir oyun değil mi?’ demiş. Hiç kafalarında olmayan şeyleri insanların kafasına sokmak gibi bir şey bu. Bu da biliyorsunuz faşizmin ilk ilkesidir.

BUGÜN ‘YEDİTEPELİ AŞK’, YARIN...
1978 yılında Şehir Tiyatroları’nda izlediğim, rahmetli Nüvit Özdoğru’nun yönettiği “Yarın Bütün Dünya” oyunuyla tiyatroya sevdalanmıştım. Oyun, küçük çocukların beyinlerinin nasıl yıkandığını, küçük faşistlere dönüştüğünü anlatıyor ve “Bugün Almanya, yarın bütün dünya” diye bitiyordu.

3 Ocak 2009’da İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yön. Orhan Alkaya’nın “Yedi Tepeli Aşk” adlı oyunu sansürlediğini duyunca, “Bugün Yedi Tepeli Aşk, yarın bütün oyunlar” diyesim geldi.

Bu sansür, çiçeği burnunda genel sanat yönetmeninin ilk uygulaması değil. Daha önce “Leonce ile Lena”daki ateist göndermelerin tırpanlandığını duymuştum. Geçen yıl kurumda konuk olarak yönettiğim “Geçmişten Gelen Kadın”ın cinsel öğeler içermesinden dolayı, iyi eleştiriler almış olmasına rağmen, programa alınmadığı da söyleniyordu.

ALEVİLER TİYATRO YAKMAYACAK KADAR BİLİNÇLİDİR
3 Ocak tarihli Milliyet gazetesinde “Tiyatroda Alevi tartışması” başlığıyla basına taşınan haberin ardında bambaşka şeyler var: Sözüm ona, Aleviler oyundaki bir hikayeye tepki göstermişmiş de, oyun kaldırılmışmış da, Orhan Bey tiyatronun yakılmasından korkmuşmuş! Bir genel sanat yönetmeni, tehdit alsa bile, tiyatrosunun yakılmasından ürktüğünü söylüyorsa, bu davranışıyla, bilerek ya da bilmeyerek adeta tiyatroyu hedef göstermiş olmaz mı? Alevi vatandaşlarımız, yine Alevi kökenli bir yazarımızın yazdığı bir öyküyü tersten okumayacakları gibi, tiyatro yakmayacak kadar bilinçlidirler.

ÜZÜLME TAKLİDİ YAPTI
Milliyet gazetesine ‘Alevi baskısı’ diye taşınan olay, belediyenin seçimlerden önce, tiyatro nedeniyle, yandaşlarını kaybetme korkusundan ibarettir. Bugüne kadar tiyatro yakmayı aklından bile geçirmeyen bir kesim, sahnede söylenen sözlerle değil, asıl bu demeçle, aşağılanmıştır. Türkiye’de yakılan, bombalanan, yıkılan tiyatroların çoğu, arazi mafyalarının işidir. Genel Sanat Yönetmeni, daha geçen yıl yıkılan Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun arkasında durmazken, birdenbire neden binalara sahiplenme gereği duymuştur. Doğrusu, anlamak çok zor.

Milliyet gazetesini okuduktan sonra, “Sözlerim çarpıtıldı” diyerek basın bülteni yazan tiyatro yöneticileri, Alevilerin üzerinden, sansürü aklamaya çalışmaktadır. İzleyiciler tarafından çok beğenilen bir oyunu, sadece birkaç izleyicinin seyirci defterine karaladığı birkaç cümle yüzünden yasaklamak, demokrat Orhan Alkaya’ya yaraşmaz. Oyun yasaklarken üzülme taklidi yapmak ise iyi bir göstermeci tiyatro örneğidir, başka da bir şey değildir.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...