Sabahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Kulübü’nün düzenlediği "Türkiye'de Uluslararası İlişkilerin Önemi" başlıklı konferansta konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, küreselleşen dünyada, gelişmeleri takip edip, analizler yaparak buna göre politika geliştirmek zorunda olduklarını söyledi.

Türkiye'nin, etrafındaki gelişmelerin nereden nereye gittiğini çok iyi tespit etmesi gerektiğini belirten Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Dünya bir geçiş süreci yaşıyor ve bu süreçte dünya nereye gidiyor? Bugünkü yaşanan sorunların kaynağı, sebebi nedir? Bunlara nasıl çözüm bulabiliriz? Türkiye’nin sorumluluğu nedir? Uluslararası sistem bu sorunları çözmede ne kadar başarılı ve dünya halklarının beklentilerini ne kadar karşılayabiliyor ve ekonomide yeni gelişmeler nelerdir? Bugün yaşanan sorunların Avrupa’yı ve ötesini nereye götüreceği konusunda kafa yormamız lazım. Dünya yeni bir savaşa mı sürükleniyor? Çünkü bazı gelişmelere baktığımızda 2. Dünya Savaşı öncesi yaşananları görüyoruz. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, hoşgörüsüzlük, kendisinden olmayan herkese karşı nefret, göçmen, İslam düşmanlığı görüyoruz. Bunlar artık emarenin de ötesinde sahada gördüğümüz şeyler. Irkçı partilerin retoriğinin artması kaygı vericidir ama bu retoriği benimseyen insanların o partilere verdiği desteğin artması da ayrıca endişe verici, o ülkenin yönetiminde, Avrupa Birliği'nde (AB) söz sahibiyse endişelenmek için yeterince sebep var."

Afrika'daki ve tüm dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeleri gerektiğine işaret eden Çavuşoğlu, "Ekonominin gücünün yavaş yavaş Asya’ya doğru yani Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığını göremezsek, aynı şekilde Kuzey’den Güney’e uyanan bir Afrika, Latin Amerika’yı görmemiz lazım. Bu gelişmeleri takip etmezsek gelecekteki çıkarlarımız için adım atmakta gecikir ve fırsatları değerlendiremeyiz. Bu gelişmeler çerçevesinde dış politikayı belirlememiz lazım." ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye'nin bütün gelişmeleri yakından takip edip değerlendirerek çok yönlü ve proaktif bir dış politikayı başarıyla uygulamaya çalıştığını vurguladı.

Türkiye'nin bulunduğu coğrafyadaki bir ülkenin, herhangi bir kesimden, bloktan, dünyanın belirli kesimi ya da örgütle dış politika izleme lüksünün olmadığını dile getiren Çavuşoğlu, "Dünyadaki gelişmeler devam ederken bir tarafı tutmamız ya da dış politikamızı bir tarafa bağlı şekilde yürütmemiz gerçekçi değil. Bugünün Türkiye'sine de yakışmaz, bizim potansiyelimizi de yansıtmaz. Aynı şekilde geleceğimizle ilgili atacağımız adımlarla ilgili bizi yanlış yerlere götürür. Böyle bir dış politika izlediğiniz zaman eleştiriler gelebilir. Neymiş; 'Eksen kayması var' veya 'Bizden uzaklaşıyor mu?' Böyle komplekslere girmeye gerek yok." değerlendirmesinde bulundu.

"DENGELİ BİR DIŞ POLİTİKA İZLEMEK TÜRKİYE GİBİ ÜLKELERİN TEMEL İHTİYACIDIR"

Dış politikayı dengeli bir biçimde yürütmenin gerekliliğine vurgu yapan Çavuşoğlu, bir tarafa bel bağlamanın doğru olmayacağını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Uluslararası ilişkilerde temel teori ne diyor? Sürekli dost da yok, sürekli düşman da olmaz. O yüzden biz her yerle ilişkilerimizi geliştirirken gerçekçi ve dengeli olmalıyız. Bakın Ukrayna'nın başına gelenlere. AB dedi ki; 'Rusya'yı değil beni seçeceksin.' Rusya dedi ki; 'Hayır, Avrupa’yı değil beni seçeceksin.' Ortada kaldı bir ülke. O gün tamamen Rusya tarafını da seçseydi Ukrayna, akıbeti bugünkünden iyi olmayacaktı. Neden Ukrayna gibi bir ülke iki tarafla ilişkilerini iyi yürütmesin de bir tarafı seçmek zorunda kalsın. İyi örnek olarak Kazakistan’ı vereyim. Kazakistan bugün ABD ile de iyi, Rusya ile de, Çin’le de, bizle de iyi. Dış politikasını dengeli götürüyor. Bunda ne mahsur var? Dengeli bir dış politika izlemek Türkiye gibi ülkelerin temel ihtiyacıdır, komplekse de kapılmamak lazım."

Türkiye'nin dış politikasında geçmişte yaşananlardan örnekler veren Çavuşoğlu, "Eskiden oturduğun yerden kararlar alınırdı; 'Türkiye buna katılsın mı, katılmasın mı?' diye. ('Evet' dersek ne olur, 'hayır' dersek ne olur?) Ama bugün her yerde söz sahibiyseniz bu dış politikayı nasıl yürüteceksiniz?" diye konuştu.

"Bugün dış politikanın dinamiklerini bir taraftan başarılı bir şekilde uygularken ne ile hangi unsurlarla dış politikayı yürütmemiz lazım?" diyen Çavuşoğlu, şunları kaydetti:

"Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanıyım. Her dışişleri bakanı ister ki dış politikanın patronu kendisi olsun. Dışişleri Bakanlığı devletimizin köklü kurumlarından bir tanesidir. 2023'te Bakanlığımızın kuruluşunun 500. yılını kutlayacağız, son derece başarılı diplomatlarla donatılmıştır. Bugün ihtiyaca göre büyükelçiler de alıyoruz. Önümüzdeki ilk sınavda da tarihimizde ilk defa Rusça ve Arapça dillerinden diplomat da alacağız. Gelecek yıllarda Çince de alacağız, diğer dillerden de almamız lazım. Çok taraflı proaktif dış politikayı izlememiz için kadrolarımızı zenginleştirmemiz lazım."

Sadece Dışişleri Bakanlığı'nın yürüttüğü dış politikanın gerçekçi olmayacağını dile getiren Çavuşoğlu, bugün üniversitelerin dış politikadaki katkısını çok iyi gördüğünü vurguladı.

Parlamenter diplomasiye inanan bir insan olarak parlamenterlerin karşılıklı ziyaret ve temaslarını sıklaştırmak için çaba sarf ettiklerini belirten Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Sivil toplum ve iş dünyasının dış politikaya katılması çok önemlidir. Biz Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gece gündüz koşturuyoruz. Hiç uyumadan bir günde üç ülkeye gittiğimiz oluyor. Sadece Dışişleri Bakanlığı olarak gitmek yetmez. Bizim aynı şekilde diğer kurum ve zenginliklerimizle tüm dünyada olmamız lazım. Bugün dünyada misyon sayısında beşinci sıraya çıktık, 242 tane misyonumuz var. On sene önce 160 kadar misyonumuz vardı. Afrika’da 2009’da 12 tane büyükelçiliğimiz vardı, şimdi 42 tane var. Latin Amerika’da 6 tane vardı, şimdi 17’ye çıktı. Büyükelçiliklerimizin sayısını artırdığımız kadar fonksiyonunu da güçlendirmemiz lazım. Sadece büyükelçilik sayısıyla gidersek olmaz. Diğer var olan zenginliklerimizle gidersek kalıcı oluruz. Bugün TİKA’mızla dünyanın her yerinde kalkınma yardımı yapıyoruz, hastane yapıyoruz, okullar açıyoruz, yollar yapıyoruz, sular getiriyoruz. O ülkenin kapasitesini güçlendirmek için eğitim programları, tarımda, turizmde, her alanda gerekli çalışmaları yapıyoruz. Bir ülkenin Dışişleri Bakanlığını baştan sona yapıyoruz veya meclisini yeniliyoruz ama sadece TİKA da yetmez."

"EKONOMİNİZ GÜÇLÜ OLACAK"

Bakan Çavuşoğlu, uluslararası ilişkilerde gücün önemli olduğuna işaret ederek, "Ekonominiz güçlü olacak. Ekonominiz ne kadar güçlüyse biraz önce söylediğim faaliyetleri de o oranda yapabilirsiniz." ifadesini kullandı.

Ayrıca ihtiyaç duyulduğu zaman sınırın ötesinde terörle mücadelede dahi gücün gösterilmesi gerektiğini dile getiren Çavuşoğlu, şunları kaydetti:

"Yani uluslararası ilişkilerde 'hard power' dediğiniz o sert gücünüzü yeri geldiği zaman hainlere karşı göstermeyi bileceksiniz. Bu kapasiteniz olacak. Ama kalıcı olmak için yumuşak güç dediğimiz 'soft power' dediğimiz gücünüzü tüm insanlık hissedecek. Türk Hava Yolları (THY) dahil tüm kurumlarımızla biz yumuşak gücümüzle dünyanın her yerinde varız. Bizim gibi bir ülkenin, bu coğrafyada yaşayan bir ülkenin etrafında yaşanan sorunları çözmek için çok yoğun çaba sarf etmesi lazım. Bu bize yansıdığı için de önemli fakat etrafımızdaki krizler, yönetilemeyen ülkelerdeki sorunlar çözülmezse bizim bu bölgede ne kadar istikrarlı bir ülke olarak kalabileceğimiz başka bir şey, bizim milli çıkarlarımıza ne kadar tehdit oluşturacak başka bir şey, buralardaki çıkarlarımıza ne olacak bu da ayrı bir şey.

Ama tüm bu detaylara bir de insani açıdan baktığınız zaman bu sorunların çözülmesi için katkı sağlayacaksınız. Yani uluslararası ilişkilerde kriz yönetimi çok önemlidir. Bugün Türkiye'nin dış politikasının önceliklerinden bir tanesi de kriz yönetimidir. Suriye'deki gelişmeleri takip ediyorsunuz, şu son bir yılda, özellikle Halep krizinden bu yana Türkiye'nin üstlendiği roller sayesinde sahada ateşkesi belli bir düzeyde konsolide ederken, siyasi çözüme doğru Suriye'nin gitmesinde en önemli aktör Türkiye'dir. Bugün ABD'nin Suriye'den çekilme kararında da en önemli aktör Türkiye'dir, aldığımız kararlar sayesinde ama bir ülkenin çekilmesi, oradaki boşluğu kimin dolduracağı ve terör örgütleriyle mücadele, Suriye'nin toprak, sınır bütünlüğü ve siyasi süreç..."

"KUDÜS, FİLİSTİN KONUSUNDA SUSMAYAN TEK ÜLKE TÜRKİYE"

Suriye'deki gelişmelere değinen Çavuşoğlu, "Suriyelilerin yürüttüğü ve Suriyelilerin sahiplendiği bir siyasi çözüm istiyoruz. Küçük grupmuş, diğer grupmuş, Uluslararası Suriye Destek Grubuymuş veya DEAŞ'a karşı koalisyonmuş gibi formatlarda kimsenin Suriye'ye bir anayasa dayatmasına da izin vermeyiz. Çünkü Suriyeliler bunu müzakere edecekler. Hukuki danışmanlık mı? Evet verelim. Onlara uzman desteği ihtiyaç varsa verelim ama kendi geleceklerini kendileri belirlesin. BM çatısı altında Suriye'de siyasi bir çözüm için en önemli aktörlerden bir tanesi Türkiye olmuştur. Irak'ta seçimden sonra hükümet kurulurken biz, Irak'ın yeniden inşası için kafa yormazsak bir taraftan çıkarlarımız için de geç kalırız, bir taraftan yanı başımızdaki Irak'ta kapsayıcı bir hükümet kurulmazsa ve eskiden yapılan hatalar tekrarlanırsa veya başkaları burayı yönetmeye kalkarsa birçok riskler oluşabilir. İşte yanı başımızdaki Irak'ın yeniden istikrara kavuşması ve de yeniden inşası için çok katkı sağlayan ülke Türkiye'dir. Kuveyt'teki konferansta da 5 milyar dolarlık taahhüdü ile en yüksek taahhütte bulunan ülke Türkiye'dir." şeklinde konuştu.

İş adamlarının oradaki yatırımlarında ve üstleneceği projelerde bu krediden faydalanacağını ifade eden Çavuşoğlu, bunların hepsinin detaylı şekilde düşünülüp, planlanması gerektiğini söyledi.

Çavuşoğlu, Türkiye'nin Ukrayna krizinin çözümündeki rolüne de değinerek, Türkiye'nin kriz yönetiminde objektif, dengeli ve adaletli olduğunu, hiçbir gizli gündeminin bulunmadığını, Yemen'deki, Libya'daki sorunu da çözmek için çaba sarf etmek gerektiğini belirtti.

Krizlerin, insani boyutunu kesinlikle ihmal etmemeleri gerektiğini, mazlumlara sahip çıkan bir ecdadın torunları olarak bu anlayışı sürdürmeleri gerektiğini vurgulayan Çavuşoğlu, "Fakat bölgemizde çözümü bugüne kadar dondurulmuş itilaflara çözüm bulamazsak bu itilaflar yer yer gelir, bölgede tırmandırmaya sebep olur." dedi.

Çavuşoğlu, Türkiye'nin Balkanların istikrarı için de çok önemli adımlar attığını dile getirerek, bölgedeki dondurulmuş itilafları da çözmek için gayret sarf edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Türkiye için ayrıca milli ve kutsal davalar bulunduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Milli ve kutsal davaları takip etmek de Türk dış politikasının en önemli sorumluluğudur. Bir tanesi Filistin, Kudüs meselesidir. Kudüs, Filistin konusunda herkesin sustuğu bir ortamda bile bugün Amerika ile iyi ilişkiler kurmak için yarışan bazı Müslüman ülkelerin Filistin'e 'Sesini fazla çıkarma' dediği bir ortamda bile susmayan bir ülke vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti'dir, susmayan bir millet vardır o da Türk milletidir. Amerika'nın büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararından sonra faaliyetlerimizi takip ettiniz. İki tane İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi ve her iki zirvenin arkasından da BM Genel Kurulu'na bunu taşımamız ve orada da her ikisinde de ezici bir çoğunlukla ABD ve İsrail'in tüm dünya ülkelerine baskı yapmasına rağmen, tehdit etmesine, taahhütlerde bulunmasına rağmen, çok ezici bir çoğunlukla Filistin'in lehine karar çıkartmamız Türkiye'nin bu girişimciliği ve kutsal davalarına sahip çıkması sayesinde olmuştur. Biz hiçbir zaman bu davayı yalnız bırakmayacağız. Milli davalarımızdan bir tanesi, buna dondurulmuş itilaf da deniliyor Kıbrıs sorununun çözümü için de gerekli adımları atıyoruz. Bu tek başımıza bize bağlı bir konu değil. Garantör ülkeler var ve iki taraf var adada, biz artık diyoruz ki 'laf olsun' diye bir müzakereye oturmak zaman kaybıdır. Neyi, nasıl müzakere edeceğiz, takvim belirlensin, sonuç odaklı olsun, artık kaybedecek enerjimiz yok, ne olacaksa olsun. Şimdi aşamadayız. Kıbrıs davasını da tabii ki çok yakından takip ediyoruz."

"BUGÜN İNSANİ DIŞ POLİTİKADA TÜRKİYE, DÜNYADA BİRİNCİ SIRADADIR"

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin izlediği bu politikaya girişimci dış politika denildiğini ama insani dış politika ihmal edilirse girişimciliğin de bir faydasının olmayacağını belirterek, "Bugün insani dış politikada Türkiye, dünyada birinci sıradadır. Dünyanın en zengin ülkesi değiliz, gidiyoruz oraya doğru, tüm krizlere, sorunlara rağmen ama en cömert ülkesiyiz. Eskiden 'milli gelire göre en cömert ülkeyiz' diyorduk, şimdi rakamlarla en cömert ülkeyiz, dünyanın tepesindeyiz. Bununla da gurur duyuyoruz." diye konuştu.

Nerede mazlum varsa ona sahip çıkmakla gurur duyduklarını dile getiren Çavuşoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunu Cenab-ı Allah herkese lütfetmez. Dünyanın en cömert ülkesi ve milleti olmak herkese nasip olmaz. Dünyada mazlumların, mağdurların umudu olmak da herkese nasip olmaz. Doğu Türkistan da Sincar da Uygur da Arakan da Somali de Afrika da dahil, dünyada nerede mazlum, mağdur varsa hepsinin umuduyuz, hepsinin de hakkına sahip çıkıyoruz, lafla da sözle de çıkmıyoruz, icraatımızla çıkıyoruz, çıkmaya da devam edeceğiz. İlişkileri stratejik bir şekilde yürütmek de önemlidir. Bir ülkeyle bugün bir sorun yaşarsınız, yarın normalleşirsiniz. Bugün ilişkileriniz çok iyi olabilir, yarın bir konuda anlaşamayabilirsiniz ama temel prensip her ülkeyle ilişkileri her alanda güçlendirmek ise bu anlaşmazlıkları ve uyuşmazlıkları bazen parantez içine alırsınız, bazen de belli bir süre devam etse bile sonrasında üstesinden gelirsiniz. Ömür boyu bunu devam ettirmek gerçekçi bir dış politika olmaz. Uluslararası ilişkilerde duygusallık önemlidir ama reel politikten uzaklaşan bir duygusallığın kimseye faydası olmaz, Türkiye'ye de faydası olmaz."

Ülkelerle ilişkileri stratejik düzeye çıkartırken eskiden dış politikada sadece birkaç konu olduğunu ancak şimdi ilgilenmeleri ve ilişkileri geliştirmeleri gereken alanların sayısının arttığını dile getiren Çavuşoğlu, "Bugün 15 sene önce imzaladığınız bir ikili anlaşma bakıyorsunuz güncelliğini kaybetmiş, onu revize etmenin yanında ilişkilerin hukuki zeminini de güçlendirmeniz lazım. Serbest ticaret ticaret anlaşmaları, vizelerin kaldırılması gibi atacağınız adımlarla ticaretin önünündeki engelleri kaldırmak ve dünyanın her yerinde firmalarımıza fırsatlar sunmak dış politikanızın önceliklerinden bir tanesidir. Ve bugün uluslararası ilişkilere baktığımız zaman da tüm dünya ülkelerinin bu alanda yani çıkarlarını gözetme konusunda son derece aktif olduğunu görüyoruz. Bizim kimseyle bir rekabetimiz yok ama uluslararası ilişkilerin doğasında var rekabet. Bugün bizim hiç kimseye bir engel çıkarma gibi bir derdimiz yok ama THY'nin büyümesinden rahatsız olan bazı ülkelerin hava yollu şirketleri, THY'nin o ülkeye uçmasını engellemek için ya da uçuş sayısını artırmasını engellemek için neler yapıyorlar neler, bizzat şahit olduğumuz konular var ama üstesinden tek tek geliyoruz." ifadelerini kullandı.

"GÖÇ KONUSUNDA DESTEK OLUNMADI"

Çavuşoğlu, göç konusunda Türkiye'ye destek olunmadığına vurgu yaparak, sadece övgü geldiğini kaydetti.

Terörle mücadele, DEAŞ gibi bir örgütle karşı karşıya kalan ve doğrudan savaşan başka bir ülkenin olmadığını hatırlatan Çavuşoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"DEAŞ'ı eleştirirken esasında İslam düşmanlığı yapıyorlar. DEAŞ'ın ideolojisini yok etme konusunda Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye kadar etkin olan da yok. Böyle bir terör örgütü bizim yüce dinimizi, İslam'ı temsil edemez. Diğerleri esasen İslam devleti diyerek yüce dinimiz, barış dini İslam'ı karalamak için yarışıyorlar. Biz 'Budist teröristtir' diyor muyuz? İşte BM raporu diyor ki 'Myanmar'da soykırım işlendi.' Bunun içinde o tapınaklardaki görevli din adamları var. Biz buna 'Budist terörizmi, Hristiyan terörizmi' diyor muyuz? Veya İsrail devlet terörü uyguluyor. 'Yahudi terörizmi' diyor muyuz? 'Devlet terörizmi' diyoruz. Onlar 'İslami terör' diyor. Dertleri başka. Yarın İslam'la sorunları bitmesin bu sefer de 'Katolik, protestan terörü' diyecek. Öteki 'Katolik' diyecek. Geçmişte yetmedi bir 30 yıl daha din savaşlarına girecekler. Böyle gözleri kararmış. Bugün bu sorunları yaşıyoruz da bu sorunları çözmek... Türkiye'nin sorunu mu bunlar? Uluslararası sisteme görev düşmüyor mu? Sorunların boyutu, çeşitliliğine ve geldiği seviyeye bakınca tek başına bir ülkenin ya da tek başına örgütün bu sorunları çözmesi mümkün değil."

Çavuşoğlu, girişimci dış politika anlayışını üye olunan uluslararası örgütlerde de yürüttüklerine dikkati çekerek, barış için arabuluculuk mekanizmasının çok önemli olduğunu söyledi.

TÜRKİYE'NİN ARABULUCU ROLÜ

BM çatısı altında bu girişimin eş başkanlığını Finlandiya ile çok başarılı yürüttüklerini hatırlatan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AGİT'te de bu girişimin eş başkanlığını yürütmek için Türkiye ve Finlandiya'ya görev verdiler. Bu bize bir lütuf değil. Üstlendiğimiz bir sorumluluk. Barış için arabuluculukta sergilediğimiz tavır... Dürüst ve adaletli olmamız, taraf tutmamamız... Şimdi bu inisiyatifi İslam İşbirliği Teşkilatı içinde taşıdık ki İslam dünyası kendi sorunları kendi çözebilsin. Bu anlayıştan uzak olan ülkeler var biliyorum. Başkalarının dayatmasıyla kararlar veren ya da adım atan ülkeler olduğunu da biliyoruz. O ülkeler dayatırken bu İslam ülkelerinin paralarını ceplerine ve kasalarına indiriyorlar. Tabirden dolayı özür dilerim ama inek gibi sağıyorlar. Bu bir vak'a, gerçek. Bunu yapanlar da kardeşlerimiz içerisinde çok makbul ülkeler. Onlarla yan yana fotoğraf vermek için yarışıyorlar. Bunu bir itibar gibi görüyor. Bir dostla fotoğraf vermenin mahzuru yok da bu şekilde itibar gibi görmek onursuzluktur. Maalesef böyle."

Çavuşoğlu, ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararından sonra BM'deki toplantı öncesi yaşananları anlatarak, "Filistin Dışişleri Bakanı Riad Malki'yi de yanıma alarak New York'a gittim. Orada bunların herkesi tehdit ettiğini gördük. Bazı ülkeler ki akşam 'Biz direniyoruz.' dediler sabah olunca 'Kusura bakmayın direnemedik. Kudüs ve Filistin'le ilgili politikamız değişmedi. Bu sefer çekimser oy kullanmak zorunda kalıyoruz. Bizi tehdit ediyorlar. Baskı yapıyorlar.' dediler. Koca koca ülkeler. 200 milyon nüfuslu ülkelerden bahsediyorum. Ama bunlara baskı yaptılar en azından bizim lehimize olan oyu çekimser düzeye çevirdiler. Amerika lehine de oy vermediler. Tüm tehdide rağmen. Koca koca Müslüman ülkeler var ya İslam'ın da savunuculuğunu üstlendiğini söyleyen ülkelerin büyükelçileri New York'tan kaçtı. Bırakın benim ve Filistin'in dışında dışişleri bakanının oraya gitmesini 8-9 Müslüman ülkenin büyükelçisi, BM daimi temsilcisi Amerika'nın baskısı yüzünden New York'tan kaçmak zorunda kaldı." değerlendirmelerde bulundu.

Küresel sistemin herhangi bir çatışmayı durdurmaya yeteli olmadığını anlatan Çavuşoğlu, var olan sorunlara çözüm üretilemediğini aktardı.

Bakan Çavuşoğlu, küresel sistemin kendisini yenilemesi gerektiğini vurguladı. Küresel sistemin, Suriye dahil herhangi bir çatışmayı durdurmayı başaramadığını, ekonomik sorunlara kalıcı çözümler bulamadığını, dünya insanlığının beklentilerini karşılayamadığını vurgulayan Çavuşoğlu, "İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra alelacele kurulmuş ve o gün bir daha savaşlar olmasın diye herkesin de destek verdiği örgütlerin yapısı, mantalitesi ve karar verme mekanizması hemen o İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki devirde kalmıştır. 5 ülkeden bir tanesi hayır derse hiçbir konuda karar alamıyorsunuz, Suriye dahil." dedi.

KAŞIKÇI CİNAYETİ

Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde uluslararası bir soruşturma ihtiyacı ortaya çıktığını hatırlatan Çavuşoğlu, şöyle dedi:

"Çünkü biz bugüne kadar şeffaf davrandık ve bu cinayetin aydınlatılması için ne gerekiyorsa yaptık ve bilgileri, belgeleri dünya kamuoyuyla paylaştık ama Suudi Arabistan'dan hiçbir gelişme yok. Daha ceset nerede belli değil. Yerel işbirlikçi kim 'Ancak robot resmini göndeririz' diyor. Sokaktan tesadüfen gördüğünüz bir kişi mi ki bu robot resmini göndereceksiniz. Önceden cesedi vermek için anlaştığınız yerel işbirlikçi kimse onun ismini vermeniz lazım. Bu kişiler kimdir, hapistekiler kimdir, ifadelerinde ne var ne yok paylaşma yok. Hep bizden bilgileri alacaklar orada kalacaklar. O zaman uluslararası bir soruşturmaya ihtiyaç var. Ancak Birleşmiş Milletler soruşturması için, gerçeklerin araştırılması için kurulacak komisyonlardan bahsetmiyorum, BM soruşturması için de BM Güvenlik Konseyi'nden karar çıkması lazım ama o 5 ülkeden bir tanesi hayır derse böyle bir soruşturma da açılamayacak."

Herkesin insan haklarından, basın özgürlüğünden, gazetecilerin haklarından bahsettiğini dile getiren Çavuşoğlu, bu cinayette dahi uluslararası sistemin beklentileri karşılayamadığını vurgulayarak, "Bu sistemin değişime tabi tutulması, reforma tabi tutulması lazım." görüşünü dile getirdi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya 5'ten büyüktür" söylemini hatırlatan Çavuşoğlu, Türkiye'nin esasen bu 5 ülkeyle hiçbir sorununun bulunmadığını, "Bizim sorunumuz sistemde ve bu kurumların karar alma sisteminde, mekanizmasında." diye konuştu.

"Avrupa Birliği'nin hangi politikası başarılı?" diye soran ve ekonomi, komşuluk, terörle mücadele, güvenlik, göç, entegrasyon gibi politikalarının başarıya ulaşmadığını aktaran Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Bugün Avrupa Birliği kendi ülkelerinde artan ırkçılık ve aşırıcılığa karşı çare bulabiliyor mu? Hayır. Oysa Avrupa Birliği'nin kendi değerlerini erozyona uğratmaya başladı, kökten sarsmaya başladı bu gelişmeler. O zaman Avrupa Birliği de kendini yenilemeli. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa ve Almanya bir daha savaşmasın diye ekonomik çıkarlar etrafında bu ülkeleri birleştirelim anlayışıyla kurulan bir örgüt genişlemeye çalıştı; genişleme politikası da çok başarısız. Avrupa Konseyi de insani değerler üzerinde ülkeleri birleştirelim dedi ama bugün parlamentosuna bakın, benim iki sene başkanlığını yaptığım Parlamenterler Asamblesi'ne bakın ırkçı ya da aşırı sol partilerin, ideolojilerin kurbanı olmaya başladı ve buralardan da adaletli kararlar çıkmamaya başladı. Ne yapacağız? Bunları yenileyemezsek tekrar bir Dünya Savaşı mı olsun? Kaybolsun da tekrar mı kuralım?"

Türkiye'nin derdinin, uluslararası örgütlerin ya da sistemin tamamen yok edilmesi ve yeniden hepsinin kurulması olmadığını aktaran Çavuşoğlu, "Bunları reforme edebilirsek ve dünyanın beklentilerini karşılayabilecek duruma getirebilirsek o zaman bu örgütlerin yok olmasına gerek yok ama bunu başaramazsak zaten kendi kendine görünürlülüğü, itibarı kaybolacak sonra da kendisi kaybolup gidecek. İşte böyle bir dünyadayız." ifadelerini kullardı.

"KARAMSAR DEĞİLİM"

Öğrencilere "Karamsar bir tablo mu çizdim?" diye soran Çavuşoğlu, öğrencilere şöyle seslendi:

"Ben karamsar değilim. Hiçbir zaman da karamsar olmadım. Yanı başımızdaki krizler en üst noktaya çıktığı zaman da karamsar olmadık. Çünkü her şeyin bir çaresi var. Yeter ki o çareyi ara bul ve uluslararası ilişkilerde uzlaşı çok önemli. Uzlaşı kültürünüz varsa her konuda bir şekilde anlaşırsınız. Uzlaşı kültürünün sadece sizde olması yetmez. Bizde var. Karşı tarafta da olması lazım. İşte uzlaşı kültürü bugünkü sorunların çözümünde çok önemlidir ama karamsar olmaya gerek yok, iyimser olmamız lazım. Yeter ki sorunlar nasıl çözülecek buna kafa yoralım, yeter ki dünyadaki tüm olumlu gelişmeleri takip edip bize ne faydası var, ne yapabiliriz bunu başarabilelim. Yeter ki kendimize olan güvenimiz artsın, kendimize olan güven başkalarını küçük görme anlamında değildir ama tüm dünya değişiyor, her şey değişiyor, biz de statüko içinde kalırsak olmaz. Ben her gün kendimi sorguluyorum ne kadar statüko içindeyim ne kadar kendimi değiştirebiliyorum. Statüko sarmalına girdiğim özelliklerimin de olduğunun farkındayım. Yenilemeye çalışıyorum ama sizlerin büyük bir vizyonu, ufku var. Sizler her gün bu sıralarda, okullarda, master, doktora programları dahil tüm alanlarda her gün kafa yoruyorsunuz. Mutlaka kendi geleceğinizi de düşünüyorsunuz, bu da en doğal hakkınız. Ailelerinizin sizden beklentileri var ama ben biliyorum ki sizler bu devletin ve milletin sizden beklentilerinin de farkındasınız. Sadece bu devletin, bu milletin değil 1,8 milyar ümmetin beklentilerinin de farkındasınız, dünya insanlığının beklentilerini de hiçbir zaman unutmuyorsunuz. Bizim her zamankinden daha fazla sizlerin bu vizyonunuza, bu heyecanınıza, bu aşkınıza ve de ideallerinize, bilginize, birikiminize ihtiyacımız var."