Sarkozy gitti gidiyor

Nicolas Sarkozy hakkında bir şeyler yazmak hem çok kolay hem de çok zor. Kolay, çünkü sıradışı kişiliği, açığa vurmaktan kaçınmadığı özel yaşamı ve siyasi bilançosu hakkında söylenecek çok şey var. Ama bir o kadar da zor, çünkü bu kadar şeyin arasından seçim yapıp özet yaratmak neredeyse imkansız.

Sarkozy gitti gidiyor

Türkiye Sarkozy’yi gerçek anlamda cumhurbaşkanı seçildiği 2007 yılından itibaren keşfetmeye başladı. Fransa gibi, dışarıdan bakıldığında olağanüstü liberal görünen ama mercek altına aldığınızda merkeziyetçi ve hatta muhafazakarlığının farkına vardığınız bir devlet için biçim olarak bir devrimdi aslında Sarkozy. Her şeyden önce kendi tarihiyle. Hem anne hem de baba tarafından “yabancı” kökenli olan ilk cumhurbaşkanı oldu Fransa’nın. Babası bir Macar göçmeni: Pal Sarközy de Nagy-Bocsa (Macarca gerçek adı “Pál Sárközy de Nagybocsa). Bohemya ve Macaristan imparatoru 2’inci Ferdinand, baba Sarközy’nin atalarına 1628 yılında Osmanlı’ya karşı “kahramanca” savaştıkları için “yarı soyluluk” unvanı vermiş.

LEJYONER BABA CEZAYİR'DE EĞİTİM ALDI
Kızıl Ordu 1944 yılında Macaristan’a girince aristokrat ve yarı soylular ülkeyi terk etmeye başlamış ve baba Sarközy önce Avusturya sonra Almanya derken kendisini birden bire Fransız lejyonerlerinin elinde bulmuş. Her ne kadar inkar etse de biyografisini yazanlar lejyonerlik eğitimini o dönem Fransız toprağı olan Cezayir’in Sidi-bel-Abbes kentinde aldığını belirtiyorlar.

BABA EVİ TERK ETTİ
Baba Sarközy 1948 yılında Marsiya’ya gelince adını Fransızcalaştırıp “Paul Sarközy de Nagy-Bocsa” yaptı ve ressam olduğundan o tarihlerde çizgi ile özdeşleşmiş reklamcılık mesleğini seçti. Bu arada 1949 yılında Andrée adlı bir kadınla tanıştı. Andrée, esasen Selanik Yahudisi olan ama Selanik Yunanlıların eline geçtikten sonra 1912 yılında ailece Fransa’ya göçmek zorunda kaldıklarında Katolik dinini seçen bir cerrahın kızıydı. Paul-Andrée çifti evlendikten sonra 3 erkek çocukları oldu. Çift, bunların 1955 yılında doğan ortancasını nüfusa “Nicolas Paul Stéphane Sarközy de Nagy-Bocsa” olarak kayddettirdi. Küçük Nicolas ilk, orta ve lise eğitimini Paris’in şık nitelenebilecek bir semtinde aldı. Daha küçücükken babası evi terk edecek, annesi ve kardeşleriyle yaşamaya başlayacaktı.

'EZİKLİK' DUYDU
Fransız nöropsikiyatr Boris Cyrulnik, Nicolas Sarkozy’nin, anne ve babasının boşanmasını bir “eziklik” olarak yaşadığını ve o yıllarda boşanma fenomeni bugünkü gibi sık görülen bir vaka olmadığından “boşanmış bir çiftin çocuğu olmanın ayıbı” ile büyüdüğünü belirtiyor. Nicolas, babasızlık ve üç çocukla meşgul bir annenin evladı olarak büyüyecekti. Eziklik aile içinde olduğu kadar okulda da kendini gösterdi. Boris Cyrulnik, bu durumun Sarkozy’de daha küçük yaşlarda “her şeyi kavga ederek ve çalışarak elde etmek isteyen bir kişilik” yarattığını söylüyor ve “Sarkozy küçüklüğünde yaşadığı acıların mahkumu oldu. Kendisini sadece hükmettiğinde veya bir duygusal varlıkla iyi hissediyor” diyor.

Sarkozy, 1973 yılında lise diplomasını aldıktan sonra Paris-Nanterre Üniversitesi’nin hukuk fakültesine kaydoldu. Buradan 1978 yılında yüksek lisansla mezun oldu. İki yıl sonra da 20 üzerinden 10 notla avukatlık sertifikasını kazandı. 1979 yılında siyasi bilimler alanında ihtisas diploması elde ettikten sonra kısaca Sciences-Po olarak anılan ünlü Paris Siyasi Etüdler Enstitüsü’ne girse de bu okuldan 1981 yılında diploama alamadan çıktı.

SİYASETLE ÜNİVERSİTEDE TANIŞTI
Sarkozy’nin politikayla tanışması da üniversite yıllarına dayanıyor. Daha gencecikken 1974 yılında o dönem Fransız sağının en güçlü partisi olan “Cumhuriyet İçin Demokratlar Birliği” (UDR) partisine üye oldu Sarkozy. 1976 yılında, yıllar sonra kanlı bıçaklı olacağı Jacques Chirac’ın kurduğu “Cumhuriyet İçin Birlik” (RPR) partisine katılıp, genç yaşına rağmen partinin Fransa’nın en zengin belediyesi olarak bilinen Paris’in batısındaki Neuilly kenti sorumluluğunu yüklendi. 1977 yılında Neuilly belediye meclis üyesi seçildi. 1981 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde Chirac’ın seçilmesi için çalıştı. Siyasi kariyerinin dönüm noktası ise 1983 yılında Neuilly belediye başkanı seçilmesi oldu. Bu görevi 2002 yılına kadar sürdürecekti. Ülkenin en gözde belediyesinin başkanı seçilmesi devletin ve iş dünyasının zirvesindeki elit tabakayla tanışmasını sağladı. Artık ulusal siyasette önü açılmıştı.

1988'DE MİLLETVEKİLİ OLDU
Fransa’da bir siyasi, birkaç ayrı mevkiye birden seçilme “şansına” sahip olduğundan 1988 yılında Neuilly belediyesini de kapsayan Hauts-de-Seine ilinden milletvekili seçildi. 1993 yılında yapılan genel seçimlerde Sarkozy’nin partisi sandıktan birinci çıkmış, kendisi de yeniden milletvekili seçilmişti. Dönemin sosyalist cumhurbaşkanı Mitterrand yeni kabineyi kurmakla İzmir doğumlu muhafazakar başbakan Edouard Balladur’ü görevlendirecek, Balladur de Sarkozy’yi göreve çağıracaktı. Kendisine hem Bütçe bakanlığı hem de hükümet sözcülüğü teklif ediliyordu. Sarkozy için işler tıkırındaydı.

CHIRAC'I DEĞİL BALLADUR'U DESTEKLEDİ
Ancak 1995 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Chirac yerine favori gösterilen Balladur’ü destekleme kararı alması yakın geleceğini altüst edecekti. Tüm kamuoyu yoklamalarının öngörülerinin aksine sandıktan Chirac çıkacak, iktidar dizginlerini ele geçiren Chirac tüm kartlarını Balladur’den yana oynayan Sarkozy’yi o günden sonra hiç affetmeyecek ve elinden geldiğince yolunu tıkayacaktı. Daha düne kadar parti içinde Sarkozy’yi alkışlayanlar Chirac’ın seçilmesiyle kendisini yuhalamaya başlayacaktı. Sarkozy 1999 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde partisinin liste başı olarak ulusal siyasete dönmeye çalışsa da elde ettiği kötü skor nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldı. Fakat perspektifte 2002 cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Sarkozy bu seçimde kerhen de olsa Chirac’ı destekleyecekti. Herkes yeniden seçilmenin Chirac’ın siyasi yaşamının son 5 yılı anlamına geldiğini bilmekteydi.

CHIRAC HİÇ BİR ZAMAN AFFETMEDİ
Ve Chirac, seçimin ikinci turunda solun da desteğiyle milliyetçi Le Pen’e karşı rahat bir çoğunlukla yeniden cumhurbaşkanı seçildi. Sarkozy’den potansiyel başbakanı olarak söz edilmeye başlandı. Ancak Chirac geçmişi unutmamıştı. Kendisine Başbakanlık yerine İçişleri bakanlığını verdi. Artık kabinenin iki numarasıydı. 2004 yılına gelindiğinde, o dönem bugün iktidarda olan Halk Hareketi Birliği (UMP) partisinin liderlik koltuğunda şimdiki Dışişleri Bakanı Alain Juppé oturmaktaydı. Ancak Juppé, hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle istifa etmek zorunda kalınca Sarkozy bu fırsatı kaçırmayarak parti liderliğine aday olduğunu ilan etti ve aynı yıl yapılan parti kongresinde militanların oylarının yüzde 85’iyle genel başkan seçildi. 2005 yılında Avrupa Anayasası’na “hayır” oyunun çıktığı referandum sonrası gerçekleşen kabine değişikliğinde de Ekonomi, Finans ve Sanayi bakanlığına getirildi.

SEÇİM ZAFERİNİ PATRONLARLA KUTLADI
Artık kendisi için fethedilmeyi bekleyen tek koltuk kalmıştı: cumhurbaşkanlığı. Sarkozy 2007 cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığını 2006 yılında ilan etti. Fransa’nın TÜSİAD’ı olan MEDEF’e ait “Çok Çalış, Daha Çok Kazan” sloganıyla halkın karşısına çıktı. Olağanüstü rahat tavırları olan ve ağzı iyi laf yapan Sarkozy karşısında Sosyalist Parti’nin silik ve deneyimsiz adayı Ségolène Royal varlık gösteremedi. Sarkozy seçimin 6 Mayıs 2007 tarihinde yapılan ikinci turunda yüzde 46,94’a karşı yüzde 53,06 oyla ülkenin yeni cumhurbaşkanı seçildi. Seçim zaferini Paris’in ünlü Champs-Elysée caddesinde bulunan ve özellikle yaz aylarında terası Körfez emirlerinin aileleriyle dolup taşan Fouquet’s kafesinde ülkenin önde gelen patronları ve medyanın şöhret kalemleriyle kutladı. Kamuoyunda tepki toplayan bu kutlama daha sonraları kendisiyle özdeşleşen “şıngır şıngır başkan” eleştirisinin kaynağını oluşturacaktı.

SEÇİLDİKTEN SONRA İLK İCRAAT EŞİNİ BOŞAMAK OLDU
Aile hayatı 2005 yılında eski eşi Cecilia’nın bir Fransız işadamıyla evlilik dışı ilişi yaşadığının ortaya çıkmasıyla zaten herkesin malumuydu. Cecilia 2007 seçimi öncesi zar zor ikna edilip hiçbir şey yokmuş gibi seçim kampanyasında medyaya gösterilmişti. Fransız medyası her şeyi bilmesine rağmen konuyu görmezden geldi, birkaç marjinal yayın organı dışında üzerine giden olmadı. Sarkozy, cumhurbaşkanı seçildikten birkaç ay sonra Cecilia’dan boşandı. Herkes bunun bir tertip olduğunu söylemekteydi. Sarkozy boşandıktan birkaç hafta sonra tüm dünyayı hayretler içinde bırakacak şekilde eski manken Carla Bruni ile beraber olmaya başladı. İkili fazla beklemeden 2008 yılında evlendi.

KADDAFİ'YE ÇADIR KURDURTTU
Sarkozy, cumhurbaşkanlığının ilk dönemlerini sembollerle donatmaya başladı. Muhafazakarları memneun etmek için Fransa’nın temel direği olan laiklik ilkesini sorgular beyanlarda bulundu. “Pozitif laiklik” adını verdiği ve kimsenin ne olduğunu anlamadığı bir terim ortaya attı. Toulon kentinde 2008 yılında yaptığı bir konuşmada “finansal kapitalizmin sonu geldi” dedi. İlerleyen yıllarda kafasına tonlarca bomba yağdıracağı Libya lideri albay Kaddafi’ye Paris’in göbeğinde bedevi çadırı kurma izni verdi. Fransa’yı NATO’nun askeri kanadına geri döndürdü. Fransa’nın Arap-İsrail anlaşmazlığındaki dengeli sayılabilecek çizgisini terk edip İsrail’e daha yakın durmaya başladı. 2007 yılında “Afganistan’da savaş kaybetmek opsiyon değil” diyerek ülkedeki Fransız akseri sayısını artıran Sarkozy, 2011 yılına gelindiğinde “Bir savaşı bitirmeyi bilmek lazım” diyerek Fransız askerlerinin 2012 sonuna kadar ülkeden çekileceğini duyuracaktı.

2008 yılında Fransa’nın AB dönem başkanlığı altında Akdeniz İçin Birlik adı altında bir girişim başlattı. Kimsenin ikna olmadığı, çok sayıda AB ülkesinin şüpheyle yaklaştığı bu girişim derhal suya düştü, hiçbir verim vermedi. 2012 cumhurbaşkanlığı seçiminde en büyük rakibi gösterilen Dominique Staruss-Kahn’ın IMF genel müdürü seçilmesini sağladı. Vergi konusunda zenginlere olağanüstü “haklar” tanıdı. Zenginlere yönelik imtiyazlar nedeniyle Fransız solu tarafından son 5 yılda Fransa’ya 600 milyar Euro kaybettirmekle suçlandı.

'24' DİZİSİ HAYRANI
Şiirde Baudelaire, sinemada Gerard Depardieu ve Ingrid Bergman, TV dizileri arasında da 24’ü seven Sarkozy, ülkenin elit yönetici tabakasından oluşan yarı gizli “Le Siecle” (Yüzyıl) adlı kulübün de üyesi. Aynı kulübün üyeleri arasında IMF eski patronu Dominique Strauss-Kahn, Dünya Ticaret Örgütü müdürü Pascal Lamy, Sarkozy’nin bu yılki seçimde en büyük rakibi François Hollande, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Jean-Claude Trichet, Alain Lamassoure, Renault’nun eski CEO’su Louis Schweitzer, AB komiseri Michel Barnier, eski başbakan Laurent Fabius, şu anki başbakan François Fillon, François Bayrou, Alain Juppé, Hubert Védrine, Pierre Moscovici, Jacques Attali ve Serge Dassault gibi isimler de var.

AB YOLUNDAKİ TÜRKİYE'NİN YOLUNA TAŞ KOYDU
Sarkozy’nin Fransa-Türkiye ilişkileri bilançosu da oldukça tartışmalı. Türkiye’nin AB üyelik perspektifine karşı olduğunu her fırsatta açıkça dile getiren Sarkozy, Türkiye’nin AB ile yürütmekte olduğu katılım müzakerelerinde 4 başlığı tek taraflı olarak “tam üyeliğe götürdükleri” gerekçesiyle askıya aldı. AB-Türkiye ilişkilerinin yavaşlaması için elinden geleni yaptı. Buna karşılık Ankara’yla AB konusundan arındırılmış sıkı ilişkiler kurmaya çalıştı. Burada Türkiye’nin zayıf noktası olan PKK konusunu koz olarak kullandı. Yıllardır Fransa’da serbestçe faaliyet gösteren PKK’ya yakın derneklere onun döneminde baskınlar düzenlenmeye başlandı. Sanki AB cephesinde Ankara’ya atılan gol bu şekilde dengelenmeye çalışılıyordu. Sarkozy 2007 yılında iktidara geldiğinde diplomasi baş danışmanını derhal Ankara’ya gönderip Fransız Senatosu’nda bekleyen “Ermeni soykırımını inkarın cezalandırılması” yasasını gündeme getirmeme sözü verdi. Bu sözünü, Wikileaks diplomatik danışmanının Ankara ziyaretiyle ilgili belgeyi ortaya dökene kadar da tuttu.

'İNKAR YASASI' KOZUNU KULLANDI
Belgenin 2011 yılında ortaya çıkmasıyla birlikte yaklaşan seçimleri de dikkate alıp ülkedeki Ermeni cemaatine yeni vaatlerde bulundu. Chirac döneminde kararlaştırılan “Fransa’da Türkiye Mevsimi” etkinliği talihsiz biçimde Sarkozy döneminde gerçekleşti. Ankara’da kimilerinin aklına gelse de etkinlik iptal edilmedi. Sarkozy etkinlik çerçevesinde Paris’e gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le elinden geldiği kadar az görünmeye çalıştı. Ayıp olmasın diye kendisiyle sergi açtı. Serginin açılışına medya alınmadı. Cumhurbaşkanlığı süresince G-20 dönem başkanı sıfatıyla sadece bir kez Ankara’ya gitti. Sarkozy’nin Türkiye seyahatinin sadece 3 saat olması –nedendir bilinmez- Ankara tarafından kabul edildi. Aslına bakılacak olursa Ankara son “Ermeni soykrımını inkar yasası” girişimine rağmen Sarkozy’yle yaşamaya alıştı. İki ülke arasındaki siyasi ve diplomatik sorunlar ekonomik ve ticari ilişkilere olumsuz yansımadı.

KAYBEDERSE İŞ DÜNYASINA DÖNECEK
Sarkozy şimdi her alanda yıpranmış bir başkan-aday olarak “Güçlü Fransa” sloganıyla halkının karşısına çıkıyor. Herkesin “olumsuz” dediği bilançosunu savunuyor. Ancak hiçbir kamuoyu yoklaması bugüne kadar kendisini seçimin galibi göstermiş değil. Olur da sürpriz biçimde seçimi kazanırsa seçimin gerçek kaybedeni hiç şüphesiz onu hiçbir zaman kazanan göstermeyen kamuoyu yoklamaları kuruluşları olacak. Kaybederse siyaseti bırakıp iş dünyasına geri dönecek. Seçimi kaybetmesi Fransız sağında yeni arayışların önünü açacak. Kazanırsa neler olur, işte onu kimse hayal edemiyor.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...