Umut yolculuğunda ilk durak: Midilli

NTV Atina Temsilcisi Derya Özcan, Midilli'de göçmenlerin yaşadığı zorlukları kaleme aldı: "Onlarca çocuk var etrafta… Annesi yorgunluktan bitap düşmüş olduğu için kucağında kardeşini biberonla besleyen ablalar, sahilde taşların üzerinde yakılan ateşte ısınan ekmeği yemek için bekleyen küçük kardeşler, etrafa merakla, endişeyle, saf umutlarla bakan çocuklar…"

NTV Haber 05.03.2020 - 10:26 | Son Güncelleme : 05.03.2020 - 12:21

Umut yolculuğunda ilk durak: Midilli

Midilli Adası… Seyyahların deyimiyle Zümrüt Ada…

Yeşillikleri, zeytinlikleri ile ün salmış, bu yüzden Zümrüt Ada yakıştırmasını almış Midilli bugün umudun, hayal kırıklıklarının, zor başlangıçların, ölüme ramak kala yaşanan acıların adası olarak görülüyor.

2015 öncesinde turizmi ile dikkat çeken adayı artık tüm dünya göçmen sorunu ile anıyor. 

Savaşı, kaosu, yoksulluğu geride bırakmak üzere yola çıkanları Ege’nin mavi sularında kimi zaman ölüm kucaklıyor. Sağ salim karaya ayak basanlar, nefes aldıkları ana şükrediyor. 

Geldikleri tekneler çoğu zaman taşıyabileceğinin üzerinde göçmeni sırtlıyor. Tıka basa dolu tekneyle yola çıkan göçmenler yanlarına sadece birkaç parça eşya alabiliyor. Bu teknelerde eşyaya yer yok ama umuda yer çok. 

"KAPILARINI BİZE AÇSINLAR"

20 yaşındaki Muhammed “Benim bir hayalim var, doğru düzgün bir ülkeye gidip okul okumam lazım ki ülkeme hizmet edebileyim. Diğer ülkelerden ricamız, kapılarını bize açsınlar” diyor. 

Muhammed, kendine güzel bir gelecek kurmak isteyen, hayata tutunup, yere düşenlerin de elinden tutmak isteyen binlerce genç sığınmacıdan sadece biri…

Arkadaşı Tacmemed de 21 yaşında. O da Almanya’ya, Paris’e gitmek; okumak istediğini anlatıyor. “Kendimi kurtarmak zorundayım” diyor.

Yunan hükümetinin bir ay boyunca iltica başvurusu kabul etmeme kararı ise onu hedefinden saptırmıyor. “Bir ay sonra da olsa sıkıntı yok, gitmek zorundayız” diyor. 

Her birinin hayali bambaşka…

Şarkıcı olmak istediğini söyleyen 10 yaşında bir kız çocuğu, gözlerinin içi umutla parlarken maharetini gösteriyor Türkçe bir şarkıyla. Dört yaşlarında bir başka minik göçmen Ege’nin karşı kıyısından taşıdığı, yanından hiç ayırmadığı flütünü çalıyor. Çoğunun çorabı yok, çıplak ayak direniyorlar soğuğa. Bu küçük yaşta yaşadıkları tecrübe, yaşıtlarının televizyonda izlemesine bile izin verilmeyen sahnelerden ibaret.

Yedi, sekiz yaşlarında iki kız çocuğu… Türkiye’de uzun süre kaldıkları için Türkçe biliyorlar. Canlı yayında Moria Kampı’ndaki zor yaşam koşullarını anlatıp “onları zor günler bekliyor” derken bana kocaman açılmış gözleri ile endişe içinde baktıklarını fark ediyorum. O an yayın yokmuşçasına, kameraya “buradaki çocukları çok güzel bir gelecek bekliyor, endişelenmelerine gerek yok, her şey yolunda gidecek, merak etmesinler” diyip onları rahatlatmak istiyorum… Tabii ki olmuyor.

Onlarca çocuk var etrafta… Annesi yorgunluktan bitap düşmüş olduğu için kucağında kardeşini biberonla besleyen ablalar, sahilde taşların üzerinde yakılan ateşte ısınan ekmeği yemek için bekleyen küçük kardeşler, etrafa merakla, endişeyle, saf umutlarla bakan çocuklar… Bir başka karede ise “Atina’ya gitmek istiyoruz” diye bağıran bir kalabalık ile onları kamplara geri dönmeleri için bağıran polis arasında kalmış, korku içinde ağlayan bir başka çocuk var…

"BİZDEKİ KEYİF ZENGİNLERDE YOK"

Tacmemed ateşin üstünde ısıttığı lavaşı yerken “ekmeğimiz var, suyumuz var, denize karşı yemeğimizi yiyoruz, bizdeki keyif zenginlerde yok” diyor gülümseyerek. Yunanistan’a ayak basalı daha iki gün olmuş. İki gece, sahilde çakıl taşlarının üzerinde battaniyeye sarılı uyumuş. Ayağında çorabı, elinde kimliği bile yok ama cebini bol bol umutla doldurarak gelmiş. Yaşayacağı zorlukları görmezden gelmeye çalışıyor.

Göçmenlerin bir çoğu gelmeden önce Yunanistan’daki zor şartları gördüklerini anlatıyor ama “başka çaremiz yoktu” diyor.

"KURT KÖYE GELİP NE YAPACAK?"

Yunan kamuoyu Suriye dışındaki ülkelerden gelenlerin mülteci sayılıp sayılmayacağını tartışıyor. Cevapsa ölümü göze alıp yola çıkan bir Afgan gençten geliyor: “Dağda yiyecek bir şey olsa kurt köye gelip ne yapacak? Biz de öyleyiz. Açsak, çoluk çocuğumuz açsa mecburen ülkemizi terk edeceğiz. Ayrıca, diyelim on gün savaş yok, ateşkes yapıyorlar on gün sonra tekrar savaşacaklar”.

Afganistan’dan gelen 20 yaşındaki Muhammed de savaşmayı çözüm olarak görmüyor. Ancak eğitimli nesillerin ülkesine katkı sağlayabileceğini söylüyor. “Çok sıkıntıdayız, ülkemizde savaş var. Doğru düzgün ailemize bakamıyoruz. Mesela okul lazım. Benim bir hayalim var. Doğru düzgün bir ülkeye gidip okul okumam gerekiyor. Ülkem için doğru düzgün bir insan olmam lazım ki sonra ülkeme hizmet edebileyim”.

Zorlu bir mücadelenin henüz başındalar. İltica başvurularına cevap bekliyorlar. Yunanistan’da, Avrupa’da üst düzey yetkililer toplantı üzerine toplantı yapıyor. Onlarsa kendileri için verilecek kararla bir an evvel kendileri ve evlatları için güvenli bir gelecek kurabilmeyi umut ediyor.

Sayfa Yükleniyor...