Blake Lively: İlk defa bir filmde çıplaklığa 'tamam' dedim

Son olarak All I See Is You filmiyle seyirci karşısına çıkan ABD’li oyuncu Blake Lively, "İlk defa bir filmde çıplaklığa da 'tamam' dedim. Tüm bu ilkleri aynı filmde yaşadım, rahat ettiğim alanın çok dışında bir rolün içine girdim" dedi.

  • 1

    'Gossip Girl' ile adını geniş kitlelere duyuran Blake Lively, son filmi “All I See Is You”da görme engelli bir kadın olarak seyirci karşısına çıktı. Lively, bilinmeyenlerini ve özel hayatını Barbaros Tapan’a anlattı.

    İnsan bir duyusunu yitirince diğer duyu organları daha hassas ve güçlü olur denir, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

    - Kesinlikle doğru, diğer duyularda aşırı keskinlik oluyor. Çünkü bir duyunun eksikliği diğer duyuları daha çok kullanarak giderilmeye çalışılıyor. Bunu nereden biliyorum; çünkü filmde görme yeteneğimi engellemek için özel lensler kullandım. Enteresan bir deneyimdi. Lensler ilk başta görüş açımı engellese de gözlerim bir müddet sonra duruma adapte olup görmek için savaşıyordu. O yüzden lensleri defalarca kalınlaştırmak zorunda kaldılar. Rol arkadaşımın yüzünü göremeden, gözlerine bakamadan oynamak zordu gerçekten ama görme engellilerin seslere ve etrafa olan hassasiyetlerini çok daha iyi kavradım bu sayede...
  • 2

    Karmaşık karakterleri canlandırmak istediğinizden bahsetmiştiniz bir röportajınızda. Bu senaryoyu okurken Gina hangi yönüyle sizi cezbetti?

    - Gina’da beni etkileyen birçok nokta var. 12 yaşında geçirdiği bir kazada görme yeteneğini kaybeden bir kız... Görmeden büyüyor, bir ilişkiye başlıyor ve hayatı kocasının gözlerinden görüyor. Sonra ameliyat olup gözlerine kavuşuyor. Aynaya baktığında 12 yaşındaki tatlı kızın yerine güzel bir kadın görüyor. Kendini keşfediyor, cinselliğini keşfediyor, hayatın farkına varmaya başlıyor. Fakat kocası bu farkındalıkları bir tehdit olarak algılıyor. Ameliyat sonrası ilişkileri daha iyiye doğru gideceğine umulmadık bir hâl alıyor. Çünkü her şeyin yolunda gitmesi için kocasına bağımlı olarak yaşamaya devam etmesi gerektiğini fark ediyor.
  • 3

    Rol seçerken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

    - Karakterde ilk dikkat ettiğim nokta, filmin başından sonuna kadar yaşadığı serüven ve beni zorlayıcı bir tarafının olup olmadığı... Mesela bu filmde kör rolü oynadım, bu benim için bir ilk. Şarkı söyledim, normalde asla şarkı söyleyemem, bu da bir ilk. Bitmedi, ilk defa bir filmde çıplaklığa da “tamam” dedim. Tüm bu ilkleri aynı filmde yaşadım, rahat ettiğim alanın çok dışında bir rolün içine girdim.
  • 4

    Filmi Bangkok’da çektiniz. Farklı kültürlerle aranız nasıl?

    Bangkok, Phuket ve Barcelona’da çektik filmi... Thai yemekleri ilk iki-üç ay çok hoşuma gitti ama sonra her yemekte köri kokusu ve tadı almak bıktırdı maalesef. Tayland değişik bir deneyimdi. Sokaklarda fakirlik bariz ama aynı zamanda görsel olarak da çok zengin bir ülke. Çiçek ve meyve pazarlarının kokusu şahane. Fakat dediğim gibi, fakirlik yüzünden sokakta yürürken üzüntü duyuyordum. Filmde gözleri dağlanmış ve zorla dilendirilen bir kadın var, Bangkok’ta bu normal bir durum mesela! Benim için öyle bir çevrede olmak gerçekten zordu.
  • 5

    Çok ünlü bir eş (Ryan Reynolds), iki çocuk, dünya çapında bir şöhret ve kariyer... Vakit problemi yaşıyor musunuz?

    - Biz Ryan ile aynı dönemde film çekmemeye dikkat ediyoruz. Eşlerden biri bir ülkede, diğeri dünyanın başka bir tarafında, iki ayrı set... Üstelik günde 18-19 saatini sette geçiriyorsun. Bu çok zorlayıcı. Öyle bir hayat istemiyoruz. Bizim için en önemli şey birlikte olmak... O nedenle günübirlik bir geziye bile gitsek çocuklar bizimle beraber oluyor. Okula başladıklarında nasıl olur bilmiyorum tabii ama şimdilik hep bir aradayız. Ryan çalışırken ben onun setini ziyaret ediyorum, ben çalışırken o benim setime geliyor. Birbirimizi fikirlerimizle besliyoruz. İyi ki aynı işi yapıyoruz, bu bakımdan bazen kendimi şanslı sayıyorum.
  • 6

    Anne-baba hayatı nasıl geçiyor peki?

    - Sanki biz hep anne-babaydık! Birlikte olmaya başladığımız andan itibaren aile olmak istedik. Çocuklarımız yokken bile evimizi çocuklu bir ailenin evi gibi dizayn ettik. Şimdi bir aileye sahibiz ve ufaklıklarla beraber hayal ettiğimiz hayatı yaşıyoruz.
  • 7

    Televizyon altın çağını yaşıyor. Siz de kariyerine televizyonla başayan bir oyuncusunuz. O günler ile bugünün televizyonunu karşılaştırıyor musunuz?

    - 6.5 yıl “Gossip Girl”ü yaptım. Ama şimdi televizyon o kadar farklı bir boyutta ki karşılaştırmak mümkün değil.
  • 8

    Neler hatırlıyorsunuz o günlere dair?

    - 19 yaşında New York’a taşındım ve diziye başladım. Büyümeye, kendi kendime yaşamaya zorlanmış gibi hissediyordum. 6 yıl boyunca aynı karakteri oynamayı sevmiştim aslında, çünkü insan zaman geçtikçe aynı rolde kendini daha rahat hissediyor. Doğru bir proje ile televizyona hâlâ sıcak bakıyorum, fakat yaptığım filmlerle de gurur duyuyorum. Her projede farklı bir yönetmenle çalışmak, onların zengin vizyonlarını görmek müthiş bir zevk.