Uğur Yücel: Kendimi izlediğimde beğenmiyorum

Star TV'nin yeni dizisi Nefes Nefese ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanan Uğur Yücel, "Kendimi izlediğimde beğenmiyorum. Hatta monitörden oyunuma bakarken bağırdığım oluyor. Tercihim; yazmak ve yönetmek" ifadelerini kullandı.

  • 1

    Geçtiğimiz yıl İçerde dizisinin Kudret’i olarak ekranlarda boy gösteren Uğur Yücel Hürriyet'e konuştu. Nefes Nefese ile ekranlara döncek 61 yaşındaki usta oyuncu, bilinmeyenlerini ve yeni projesini anlattı.

    Son günlerde herkes aynı şeyi soruyordur, ben de yeni dizinizle ilgili sorulara geçmeden önce değinmeden edemeyeceğim; karşımda çok başka bir Uğur Yücel var. Kaç kilo verdiniz?

    - Hayatımda kilo konusu kadar yorucu bir diyalog yok gibi. “Merhaba” diyen hemen cep telefonuna sarılıp fotoğraf çektirmek istiyor ve ilk lafı, “Çok zayıflamışsın” oluyor. Halbuki son üç yıldır 2002’deki kilomdayım. Üstelik seyircinin çoğu beni şu andaki kilomla biliyor. Hatta daha da zayıftım. Ama karşılaştığım herkes, “Çok kilo vermişsin” diyor. Bıktım. “Keşke zayıflamasaydım” diyorum bazen. Adımı ‘Kilo Yücel’ olarak değiştireceğim: “N’aber Kilo Abi?”
  • 2

    Nasıl verdiniz peki? Güzel yemekler yapmayı, yemeyi, içkinin tadına varmayı seven bir keyif insanıydınız. Sizi her yediğinin kalorisini hesaplayan, spor salonundan çıkmayan biri olarak hayal etmek zor...

    - Şimdi sadece tadıyorum. O kadar. İştahım aynı. Yine yemek yapıyorum. Ben tadıyorum, arkadaşlarıma yediriyorum. Kilo da almıyorlar alçaklar!
  • 3

    Yeni dizinizin çekimleri Adana ve Antakya’da yapılıyormuş. Bir yandan sıcak, bir yandan nefis yemekler... Nasıl geçiyor günleriniz?

    - İlk dört bölümü serin zamanlarda çektik. Adana’nın kebabı, eti, Antakya’nın mezeleri, ev yemekleri muhteşem tabii. Adana’da Eski Mesut Kebabçısı, 40 yıldır gittiğim bir yer. Ev sıcaklığı derler ya... “Uğur Abimin keaabını vir!” Bu çok önemli. Uzaktan izliyorlar aklı başına geldi mi diye? Kebabı dürmeden akıl başa gelmez oralarda. Sakallı Emmi de güzel. Yağlı karası çok iyi. Antakya’da en çok Hammuş’a gidiyorum. Arap Alevi köyü... Hammuş’un eşi Hatice ve ekibi olağanüstü mezeler yapıyor. Şehirdeki Pöc Kasabı da iyi. Emniyet’in orada da bir mahalle lokantası buldum tesadüfen. Adı bile yok dükkânın. Şahane, tonton bir sahibi var. Borani enfesti. Bir de çok güzel çorbalar var birkaç dükkânda. Ama şişperek çorbasını ancak evlerde bulursunuz. Hele bir baklalı ve humuslu kahvaltıları var ki enfes. Vakıflı Köyü de çok huzur verici. Tabii şaşırtıcı olan balıklar...
  • 4

    İlk bölümde hem yönetmen hem başrol oyuncususunuz. Oyunculuğu pek sevmediğinizi ama bir yönetmen olarak oyuncuya yaklaşma, ondan ‘oyun alma’ konusunda kendinizi iyi bulduğunuzu biliyorum. Yönetmen Uğur Yücel’le oyuncu Uğur Yücel’in arası nasıl?

    - Kendimi izlediğimde beğenmiyorum. Hatta monitörden oyunuma bakarken bağırdığım oluyor. Tercihim; yazmak ve yönetmek. Oyuncu ilişkileri konusunda şunu söyleyebilirim: Oyunculuktan gelip yönetmenlik yapan ilk insan mıyım neyim memlekette? Kendi yerime koyuyorum oyuncuları. Galiba şefkatle yaklaşıyorum onlara. Çok yalnızdır oyuncu sette. Kedi gibidir; vahşidir, bencildir, korkaktır, sinsidir. Ama başını okşayınca sokuluverir. Bir daha da gitmez. Ama ben kendimi okşayamıyorum çoğunlukla. Hep şüphedeyim.
  • 5

    Hatta ‘performans anksiyeteniz’ varmış. Nasıl başlamıştı bu?

    - Evet, kamera karşısında hiçbir lafımı söyleyemeyeceğim endişesiyle başladı. Sıklıkla kâbuslar görürdüm; tam sahneye çıkacakken hiç ezberim yokmuş... Seyirci dolu, sahne bomboş ve biri benim çıkacağımı bildiriyor. “Ben buraya oyun seyretmeye geldim” diyorum. Kimse dinlemiyor. Matrak aslında, yani oradan bakmaya çalışıyorum.

    Yendiniz mi bunu?

    - Hiçbir şeyi yenemedim. Vertigo ve panik atakla da yeni tanıştım. Kaymaklı kadayıf...

  • 6

    Yeni dizi ‘Nefes Nefese’nin hikâyesini siz nasıl anlatırsınız?

    - Hayat, hikâyesini güzel anlatacak olanlara verirmiş sürprizleri... Büyük tesadüfleri... Başıma gelenleri güzel anlatıyorum ama senaryoları pek anlatmıyorum. Çok kısaca şöyle: Berlin’de yaşayan ‘Ayaz Kıran’ ve kızı ‘Rüya’ birbirlerini çok sevmekteler. Bir gün kız, doğumu sırasında öldüğünü zannettiği annesinin Suriye’de olduğunu öğreniyor. İnternetten Suriye-Türkiye arası yasadışı işler yapan ‘Boran’la tanışıyor. Annesini bulma umuduyla düşüyor yollara. Antakya’dan geçiş yapacakken yıllardır evinden çok trajik bir nedenle ayrı düşmüş ‘Yusuf’un ailesinin, Alacanların içine giriyor. Sonra bütün karanlıkların içinden ‘Atmaca’ lakaplı babası çıkacak. Bir yandan kayıp anne... Rüya’yı evlilik vaadiyle bekleyen Boran... Yusuf’un ve Alacanlar ailesinin Ayaz Kıran’ın yarattığı anaforun içine düşmesi... Daha anlatmayayım ya! Güzel çatışmalar... Öte yanda masalarından yemek, mutluluk, eğlence fışkıran koca bir aile... Ve bütün güzelliklerin üzerinde kara bir bulut...