12 Eylül döneminde idam edilen Ramazan Yukarıgöz'ün annesi Aysel Yukarıgöz ve kardeşi Yılmaz Yukarıgöz, NTVMSNBC’ye konuştu.

İlişkili Haberler


"OKUMADAN ÖLMEYECEĞİM DEDİM"
Aysel Yukarıgöz (Ramazan Yukarıgöz’ün annesi):
“26 yıl sabırla bekledim ve mektubuma kavuştum. Benim için bu çok değerli. O benimle yine yaşıyor. Başım dik; başımı hiç önüme eğmedim, hiç utanmadım. Benim oğlum mert biriydi. Keşke o kişilerin oğlum kadar yüreği olsaydı. Bir mektuptan korktular. Mektupta yasak bir şey yazmıyordu. Her şey yasaldı, okuyabilirler. Normal bir aile mektubu. Neden kortular, 26 sene neden saklandı? Babası okumadan öldü. Ben inat ettim yaşadım. ‘Okumadan ölmeyeceğim’ dedim ve nihayet aldım mektubumu."

KARDEŞİ: 12 EYLÜL CUNTASI YARGILANSIN
Yılmaz Yukarıgöz (Ramazan Yukarıgöz’ün kardeşi):
“Ailemize mektup yazıldığını biliyorduk. Yalnız organ bağışı ile ilgili olması gereken bir tane daha mektup yazılmıştı. Cenazeleri almaya gittiğimizde bu mektup babamın önünde bir albay tarafından yırtılıp atıldı. Mektubu aldığımızda özlem yaşadık, bunun yanında orada da 12 Eylül Cuntası’na karşı nefretimiz biraz daha büyüdü, daha da arttı. Onların yargılanmasını talep ediyoruz.

Şimdi yollardaki, okullardaki Kenan Evren yazıları kaldırılıyor. Anayasa’daki geçici 15. maddeyi de kaldırabilirler. Yeniden darbe yapılmaması için Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’ndaki 35. maddedenin de kaldırılmasını istiyoruz. Çünkü 35. madde, ordunun direkt olarak, her zaman darbe yapılmasına müsait. Ordunun Türkiye Cumhuriyeti'ni değil, vatanı koruması gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni siyasi ve sivil otoriteler koruyacaktır. Mektubun verilmeyişinin sebebi, 12 Eylül Cuntası’nın kişi hak ve özgürlüklerini gasp etmesidir. Bu gasp, şu anki 12 Eylül Anayasası’nda da devam ediyor.”

Ramazan Yukarıgöz, Mehmet Kanbur, Erdoğan Yazgan ve Ömer Yazgan beraber idam edilmişlerdi.
Ramazan Yukarıgöz, Mehmet Kanbur, Erdoğan Yazgan ve Ömer Yazgan beraber idam edilmişlerdi.

SÜMBÜLOĞLU: MEKTUPLAR REHİN GİBİ ALIKONULDU
Ruşen Sümbüloğlu (Devrimci 78'liler Federasyonu Başkanı):
“28 Ocak 1983 tarihinde idam edilen 4 devrimcinin, idamdan 10 dakika önce kendilerine mektup yazma hakkı verildi. Arkadaşlarımız son mektuplarını kelepçelerle yazdılar ve görevlilere teslim etiler. Görevliler ise bunu ailelerine teslim etmeyi ve arkadaşlarına son sözlerinin ne olduğunu bildirmeyi uygun bulmadı. Dolayısıyla bu ‘sakıncalı’ mektuplar, Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı arşivlerinde ‘rehin’ gibi alıkonuldu. Biz ailelerden aldığımız vakaletle 2006 yılında bu mektupların peşine düştük. Mektuplara Kara Kuvvetleri’nin arşivinde ulaştık. Önce Ömer Yazgan’ın mektubunu ulaştık ve kamuoyuna açıkladık. 2,5 yıldır da bu üç mektubu almak için uğraşıyoruz. Hâlâ da sonuçlandırabilmiş değiliz. Ramazan Yukarıgöz’ün mektubunu aldık, Mehmet Kambur’un ve Erdoğan Yazgan’ın orjinal mektupları orada duruyor. Mehmet Kambur’un orjinal mektubunun fotokopisini de bugün açıkladık ama orjinali hâlâ Kara Kuvvetleri Komutanlığı’da duruyor. Bize bu mektupla ilgili bir açıklama yapılmadı sadece Genelkurmay Başkanlığı’ndan Ramazan Yukarıgöz’ün iki mektubunu gönderildiğine dair kaşeli bir kağıt geldi.

"CESEDİ BİLE YOK"
9 Haziran 1983’te Antep Özel Tip Cezaevi’nde idam edilen Veysel Güney’in son mektubu değil, cesedi bile yok. İdamdan hemen sonra Yüzbaşı Burhan Erdem isimli birisine tutanakla naaş teslim edilidi. Bu naaşı götürüp ailesine teslim etmesi gereken Yüzbaşı Burhan Erdem, bu görevi yapmayarak, cenazeyi tutanakla kimsesizler mezarlığına gömdüğünü söylüyor. Bu tutanak doğrultusunda mezarı açtık. Çıkarılan kemikler Adli Tıp’a gitti. Buradan gelen DNA’lar ile ailenin DNA’sı ile uyuşmadığı ve dolayısıyla kemiklerin Veysel Güney’e ait olmadığı ortaya çıktı. Burada bir başka sorun daha oldu. O mezardan üç farklı ceset çıktı. Dolayısıyla biz Veysel Güney’in mezarına ve naaşına ulaşamaya çalışırken, kimliğini bilmediğimiz üç farklı ceset ortaya çıktı. Şimdi biz Veysel Güney’in mezarını nerede olduğunu bulmak istiyoruz. Bu 12 Eylül döneminin en önemli göstergesidir.”