Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İstanbul'da medya yöneticileriyle görüşmesi sonrasında gazetecilerin suikast iddiasıyla ilgili sorularını yanıtladı.

İlişkili Haberler


Arınç, yöneticilerle yaptığı görüşmede Genelkurmay'dan yapılan açıklamayı olumlu ancak sonuç alıcı bulmadığını belirtti.

Arınç görüşme sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "Olayın bir mağduru varsa, o da benim. Ancak Emniyet'in operasyonuyla elde edilen bilgi ve belgelere savcılık tarafından el konuldu. O yüzden bu konuda konuşmak istemedim. Çünkü adli tahkikat başladıktan sonra müdahale etmemek lazım.

Bana aksettirilen bilgiler hakkındaki düşüncelerimi paylaşmıştım. Hafta sonu konutumdaki polislerden birinin aramasıyla olayı öğrendim. Ankara Emniyet Müdürü bilgi vermek istedi. Pazartesi bilgi verirsiniz dedim. Dönünce sabah görüştük.

NE BELGE, NE KAYIT GÖRDÜM
Aldığım bilgileri Bakanlar Kurulu'ndaki birkaç arkadaşım ile paylaştım. Başka kimse ile konuşmadım. Emniyet Müdürü'nün verdiği bilgiden başka ne belge, ne de kamera kaydı izledim."

NAMUSUMLA SÖYLÜYORUM Kİ...
"Namusumla söylüyorum ki, savcının işine karışmam" diyen Arınç sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'nin en güzide kurumu, en onurlu kurumu, en disiplinli kurumu silahlı kuvvetler içerisinde böyle bir yanlışlık yapacak kimsenin olmadığına bütün gönlümle inanmak istiyorum. Ama bunu bir adli tahkikat sonucunda vereceğime de inanıyorum ve o günü de de bir an evvel hasretle bekliyorum.''

ŞAHSEN ENDİŞEM YOK
Suikast iddiası konusunda "Şahsen bir endişem yok" diyen Arınç, olayla ilgili suç duyurusunda bulunma safhasında olmadığını kaydetti.

BİRİ ALBAY, BİRİ BİNBAŞIYMIŞ
Arınç, Emniyet Müdürü'nün aktardığı bilgilere göre olayı anlattı: "Sanıyorum Cumartesi günü saat 14.30 sıralarında emniyetin telefonuna bir ihbar yapılmış. Bu ihbarda iki sivil aracın benim konutumun civarında sürekli dolaştığı, içindeki şahısların bir eylemde bulunabilecekleri ve bu konuda bir tertibat alınması istenmiş. Tabii emniyete bu tür ihbarlar zaman zaman geliyordur ama olayı önemli bulmuşlar. İsmim geçiyor olunca terörle mücadele ekipleri binanın yakınında bu araçları aramaya başlamış. Bir tanesini benim sokağımdan daha geniş olan bir üst sokakta park etmiş durumda görmüşler ve beklemeye başlamışlar. 'Nasıl olsa gelecekler ve araçla ilgilenecekler' diye... Daha sonra bir araçla iki kişi gelmiş ve bu araca yöneldikleri sırada polis duruma hakim olmuş. İlk konuşmalarında kendilerinin subay olduğunu ifade etmişler. Sonra zapta isimleri geçmiş. İsimlerini verecek durumda değilim. Birinin albay, birinin binbaşı olduğu emniyetin saptamasıyla tespit edilmiş. Tam hatırlamıyorum ama araçlardan birisinin Genelkurmay Başkanlığı veya Kara Kuvvetleri Komutanlığına ait olduğu, bir diğerinin de bir rent a car firmasından kiralanmış araç olduğunu tespit etmişler.

Kişiler asker olunca savcıya haber verilmiş, savcı da 'Merkez Komutanlığından görevlilerin gelmesi gerekir' diye düşünmüş ve oradan sanıyorum bir albay, yarbay birkaç kişi daha gelmişler. Onlar da araçların başında bu işlerin başında bulunmuşlar. Yani usul ve hukuk bakımından bir eksiği olmamış.

KAĞITTA BİZİM APARTMANIN İSMİ YAZILIYMIŞ
Sanıyorum en çok tartışma konusu olan şey, bizim evimizin bir kağıda yazılı olarak ellerine geçmesi. Bunlardan birisi araçların başındayken su içmek istemiş. Bir pet şişe getirilmiş, pet şişenin kapağını açmış, fark ettirmeden yere mi düşürmüş, cebine mi sokmuş, bir hareketlilik görmüşler ve sonra 'Elini çıkart ve onu ver' denilmiş. O da alelacele elinden çıkardığını ağzına götürmek ve su içmek isterken, bana söylenen bu, polisler tarafından eli tutulmuş ve elindeki kağıt alınmış. Bu kağıtta da bizim sokağımızın numarası ve apartmanımızın ismi yazılıymış. Bunlar üst arama tutanağında dercedilmiş. Araçların içinde arama yapılmış. Bilebildiğim kadarıyla kanunsuz sayılabilecek, dikkat çekilebilecek bir nesne bulunamamış. Sonra götürülmüşler mi, yoksa direkt evlere mi gidilmiş. Lojmanlarında arama yapılmış. Lojman aramalarında hem askeri, hem sivil savcı hazır bulunmuş. Sanıyorum, 1 civarında başlayıp, 5'te bitirmişler. Sonra da ne buldularsa savcılığa teslim etmişler ve emniyetin işi bitmiş. Bu safhadan sonrasını bir gram dahi olsa bilme imkanım yok. Bunlar bir şekilde basın tarafından da istihbarat edinilmiş ki, gazetelerde yazılıp, çizilmeye başlandı.''