Anayasa Mahkemesi, üç kişinin polisler tarafından darp edildiklerini ve hakarete maruz kaldıklarını ileri sürdükleri olaya yönelik soruşturma ve yargılama sürecinde hak ihlali yapıldığına hükmetti. 

Özel araçla seyir halinde olan üç kişi, motosikletli polis ekipleri tarafından şüphe üzerine durduruldu. Araçtan indirilen kişilerin kimlik kontrolü yapıldı. Bu sırada araçta bulunanlarla polis ekipleri arasında tartışma yaşandı.

Araçta bulunan bir kişi ekip otosunda, diğer kişiler ise götürüldükleri polis merkezinde ve sağlık muayenesinde darp edildiklerini iddia etmelerine rağmen muayenenin özenli yapılmadığını öne sürdü. Polis memurları ise bir kişinin kimlik ibrazına karşı çıktığını, hakaret etttiğini ve bir memura fiziki müdahalede bulunduğunu savundu.

Yaşananlar sonrasında üç kişi, Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, darp edildiklerini, hakarete maruz kaldıklarını ileri sürerek polis memurlarından şikayetçi oldu.

Polis memurları hakkında açılan davada Asliye Ceza Mahkemesi, polis memurlarının hakaret ve yaralama suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına ve her iki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yaptıkları itirazın reddedilmesi üzerine şikayetçiler Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının ihlal edildiğine hükmederek, bir başvurucuya 25 bin, diğerlerine ise 15'er bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Anayasanın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alındığının ifade edildiği kararda, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağının hüküm altına alındığı vurgulandı.

Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada, başvuruculardan birinin polis memurları tarafından darbedildiğinin sabit görüldüğü aktarılan kararda, söz konusu başvurucunun sağlık raporuyla tespit edilen yaralanmalarının, polis memurlarınca açıklanamadığı, maruz kaldığı eylemin süresi, amacı, etkisi ve sonuçları birlikte değerlendirildiğinde eylemin eziyet olarak nitelendirilebileceği tespit edildiği bildirildi.

Eziyet suçu karşısında gerek adli para cezasına hükmedilmesinin gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanıklar açısından caydırıcılık ve başvurucu açısından etkili giderim sağlayacak yeterlilikte olmadığı belirtilen kararda, şunlar kaydedildi:

"Polis memurlarının bin 500 lira para cezası ile cezalandırılmasının ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin, kamu görevlilerinin karıştığı bu tür eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı izlenimi oluşturabileceği, adalete ve hukuk devletine olan güvenin sarsılmasına yol açabileceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle derece mahkemelerince verilen kararın sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulunu yerine getirmediği, başvurucu açısından uygun ve yeterli bir giderim sağlamadığı görülmüştür."

Kararda, darbedilen başvurucu yönünden Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının hem maddi hem usul boyutunun ihlal edildiği ifade edildi.

Diğer başvurucular yönünden ise dile getirilen kötü muamele iddialarının derece mahkemelerince incelenmediğine dikkat çekilen kararda, başvurucuların polis memurları tarafından darbedildikleri yönündeki iddialarının araştırılmadığı, gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında bu iddiaların cevapsız bırakıldığı vurgulandı.

Darp iddialarının araştırılmamış ve adli sürece konu edilmemiş olmasının etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olduğuna değinilen kararda, bu başvurucular yönünden Anayasanın 17. maddesinde koruma altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği ifade edildi.