Baykal: Görüşmenin muhatabı PKK

CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ın DTP lideri Ahmet Türk'le yaptığı görüşmenin, Kandil ya da İmralı'yla yapılmış sayılacağını savunarak "Görüşmenin muhatabı PKK'dır" dedi.

05.08.2009 - 13:20

Baykal: Görüşmenin muhatabı PKK

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile DTP lideri Ahmet Türk’ün yaptığı görüşme sırasında NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtladı.

CHP lideri Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın DTP yöneticilerini ''Başbakan değil, AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla kabul etmesi'' ve ''Ben DTP'yi PKK ile aynı kefede değerlendirmiyorum, değerlendirmek istemiyorum'' şeklindeki sözlerine ilişkin soru üzerine, ''Başbakan'ın bu gayreti, konuyu değişik bir çerçeve içinde sunma gayreti bir şeyi değiştirmez. Ama bir şeyi yansıtır'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın bugüne kadar terörü lanetlememesi halinde DTP ile temas kurmayacağını ifade ettiğini, bunu da bir temel siyasi ilke olarak ortaya koyduğunu savunan Baykal, ''Şimdi o ilkesini koruyamıyor. O ilkesinin arkasında duramıyor. Şartlar onu DTP ile bir araya gelmeye zorladı. Şimdi bu doğrultuda bir gayrettir bu ama inandırıcılığı yok'' diye konuştu.

KANDİL VE İMRALI'YLA YAPILMIŞ BİR GÖRÜŞME
Temasın aslında kiminle olduğunun da çok açık olduğunu ileri süren Baykal, DTP'nin bugüne kadar yaptığı açıklamaların bunun göstergesi olduğunu kaydetti.

Baykal, şöyle devam etti: ''Bu konularda kimlerle temas kurulabileceği Kandil Dağı'ndaki kişinin bir gazeteciyle yaptığı görüşmede ifade edilmişti. O demişti ki 'müzakereyi ya İmralı'yla yaparsınız ya bizimle yaparsınız ya da DTP ile yaparsınız'. Şimdi bunların arasında bir mahiyet farkı var mı? Kandil'le yapılsa İmralı'yla yapılmamış mı olacak? 'Bu üçü bizim için aynıdır' diyor 'Bu üçünün farkı yok' diyor, 'Bunlardan birisiyle konuşun' diyor. Şimdi Başbakan da konuşuyor onlardan birisiyle. Bu konuşma Kandil'le de yapılmış konuşma sayılır, İmralı'yla da yapılmış konuşma sayılır, çok açık olarak. Bu hem onların ifadesi bakımından hem de DTP yetkililerinin bugüne kadar yaptıkları açıklamalar bakımından...''

DTP'li yöneticilerin açıklamalarının görüşmenin kiminle yapıldığını ortaya koyduğunu ileri süren Baykal, Başbakan Erdoğan'ın da bunu bilerek görüşmeyi gerçekleştirdiğini savundu.

MUHATABI PKK
Baykal, şöyle devam etti: ''Bugün görüşmeye gittiği DTP'nin yetkilileri bu görüşmenin aslında kiminle yapılmakta olduğunu açıkça ifade ediyorlar. Bu görüşmeler daha gündeme gelmeden önce Kandil görüşmelerin kiminle yapılabileceğini söylemişti. Ve onların arasında DTP de vardı, kendisi de vardı, İmralı da vardı. Bunların arasında ayrım olmayacağı ifadesinden anlaşılmıştı. Aynı şeyi İmralı da söylüyordu, 'bunların her birisiyle görüşülebilir' diye. Görüşmenin muhatabı hiç kuşku yok PKK'dır. PKK'nın çeşitli biçimlerde yansımasıdır. Bunu saklayarak, gerçeği örtbas ederek bir yerlere varmak mümkün değildir. Önce bu tip işlerde samimiyet, dürüstlük esastır. Ne yapıldığının açıkça ortaya konması esastır. Halbuki tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız.''

Baykal, Hükümetin konuya ilişkin düşüncesini ve yapmak istediklerini açıklıkla kamuoyuyla paylaşmadığını, ''sisler arkasında bir çalışma yürütüldüğünü'' ileri sürdü.

SİSLİ ATMOSFERE KATKI YAPMAYIZ
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın kendisinden randevu talep etmesi durumunda tavrının ne olacağı sorusuna da Baykal, ''Bu, randevularla kapalı kapılar arkasında konuşulabilir olmaktan artık çıkmıştır. Konuyu netleştirmeye ihtiyaç vardır. Neyi konuşacağımızı önceden bilmemiz lazım. Bizimde bu sisli atmosfere katkı yapmamız doğru değildir'' karşılığını verdi.

Hükümetin büyük bir bekleyiş yarattığını ancak içerik hakkında bilgi vermediğini kaydeden Baykal, ortaya atılan talepler olduğunu ileri sürdü. Hükümetin bunları dinledikten sonra talep edenlerle bu talepler zemininde bir müzakere zeminine girdiğini iddia eden Baykal, ''Türkiye bir bekleyişin içine sokuluyor. Bu bekleyişin iki tarafı da meçhuldür. Ne verileceği meçhuldür, buna karşılık silahlı terör örgütünün nelerden vazgeçeceği meçhuldür'' dedi.

DİLLERİNİN ALTINDAKİ BAKLAYI ÇIKARSINLAR
Görüşmüş olmak için bir araya gelmenin sorunların çözümüne katkı sağlamayacağını belirten Baykal, şunları söyledi: ''Başbakan'ın ya da hükümet adına konuşacak yetkili kişilerin dillerinin altındaki baklayı çıkarmaları lazımdır. Bu çıkmadan konuşmak o dilin altındaki baklaya destek vermek anlamına geliyor. Biz iyi niyetli bir çözüm istiyoruz ama karşımızdakinin neyin peşinde olduğunu bilmiyoruz. Bu konuda iyi niyetli kabullerle yola çıkma şansımız artık kalmamıştır. Konunun netleştirilmesine ihtiyaç var. Hükümet ne yapmak istediğini kamuoyunun önüne açıkça koymalıdır. Yeterince kulis yaptılar, yeterince perde arkası çalışma yaptılar. Daha isterlerse yapabilirler, kimlerle yapacaklarsa... Biz, bunun dışındayız ne istediklerini açıkça ortaya koyacakları noktaya kadar bu süreci izleyeceğiz. O ortaya konduktan sonra da değerlendirmemizi yaparız.''

''Biz bu sürece yardımcı olmak istiyoruz. Ama yardımı kapalı kapılar arkasında ne olduğunu bilmediğimiz bir yol haritasının parçası haline dönüşerek yapmak istemiyoruz'' diyen Baykal, CHP'nin yaklaşımının temelinde ''etnik ayrışmadan uzak durulmasının yattığını'' belirtti.

Ayrıştırıcı değil, kaynaştırıcı politikalara yönelinmesi gerektiğini kaydeden Baykal, ''Şu anda amacı kaynaştırma değil ayrıştırma olan çevreler bu süreci ayrıştırmaya yönelik politikalar için mesafe kazanma fırsatı olarak değerlendiriyorlar. Ve o doğrultuda bir takım açılımlar yapmak istiyorlar'' dedi.

Yaşanan süreç nihai sonucu mu getirecek yoksa yeni talepleri mi ortaya çıkaracak bunun bilinmesi gerektiğini kaydeden Baykal, ''bir şey olmaz'' anlayışıyla kabul edilen ayrıştırıcı bir takım taleplerin ileride daha kapsamlı talepleri getireceğini savundu.

KİMSEYE TUZAK KURMASIN
Baykal, ''Siz iktidarda olsaydınız, bu açılımı şeklen nasıl başlatırdınız?'' sorusunu yanıtlarken de ''Önce ne yapmak istediğimizi açıkça ilan ederdik'' dedi.

''Amacı tuzak kurmak olmayanların dürüst ve açık bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini'' belirten Baykal, şöyle konuştu: ''Yapacağınız eğer ayrıştırmaya götürecekse, içinizden hissediyorsanız Türkiye'yi ayrıştırmaya götüreceğini o zaman sıkıntıdasınız demektir. 'Ben o sıfatla görüşmüyorum, bu sıfatla görüşüyorum' dersiniz. Ya da 'sen söyle bakalım ne yapalım ben iyi niyetliyim, bir çare söyle' dersiniz. Şimdi onlar yapılıyor. Artık bu noktada da bu oyalamaya devam etme hakkı yoktur hükümetin. Ne istediğini artık söyleyecektir. Kimseyi oyalamaya kalkmasın, kimseyi aldatmaya kalkmasın, kimseye de tuzak kurmasın. Neye destek verdiğimizi bilmek istiyoruz.''

GÖRÜŞÜP NE YAPACAĞIZ?
Baykal, DTP lideri Ahmet Türk'le görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soru üzerine de ikili görüşmelerin belli bir noktada sorunun çözümüne katkı yapması halinde anlamlı olduğunu ifade etti.

Deniz Baykal, sözlerini ''Biz konunun tarafları değiliz. Görüşüp ne yapacağız, neyi kararlaştıracağız? Benim görüşüm ortada, ne istediğimi söylüyorum Onun düşüncesi, uygulaması ortada. Benim ona yönelik eleştirilerim ortada. 'Terörü lanetle, ilişkini PKK ile kes' diyorum. 'Bunu yapmadığın sürece olmuyor' diyorum'' şeklinde sürdürdü.

Hükümetin CHP'nin düşüncelerini temel alan bir anlayış içine girmesi halinde destek vereceklerini de belirten Baykal, inanmadıkları bir çözüme destek vermelerinin, yanlışa alet olmalarının mümkün olamayacağını kaydetti.

CENAZELER KALKARKEN AF KONUŞULMAZ
Baykal, affa ilişkin soru üzerine ise "Af, terörle mücadelede bir yöntem değildir. Önemli olan, terörü ve terör dışındaki hakli talepleri ayırmaktır. Af, terörün gündemden kalktığı, tehdit olmaktan çıktığı, silahların tümüyle ortadan kaldırıldığı bir noktada düşünülebilir. Cenazelerin kalktığı bir dönemde af konuşulmaz" diye konuştu.

DOLMABAHÇE GÖRÜŞMESİ
Deniz Baykal, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Hükümet ilişkisine yönelik bir soruyu yanıtlarken de şunları söyledi: ''Türkiye'nin temel bir kurumu olarak Silahlı Kuvvetler ile hükümetin sağlıklı bir ilişki içine girmemiş olması çok üzüntü vericidir. Bu sıradan kırgınlık, küskünlük olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Ciddi bir olaydır, Türkiye'nin temel konusudur. Maalesef hiç bir hukuk devletinde, demokratik düzeyde karşılaşmayacağımız tablolar önümüze çıkmıştır. Bunun nereden kaynaklandığını görmek ve çözmek lazım. O meşhur Dolmabahçe görüşmesinin bu nitelikte bir görüşme olduğu kanaati içindeyim'' dedi.

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, ''Dolmabahçe görüşmesi''nin asker-sivil ilişkilerini yeni bir zemine oturtmak amacıyla yapıldığını düşündüğünü ifade etti. Silahlı Kuvvetler'in demokratikleşme, sivil etkinin artırılması doğrultusundaki sürece destek verdiğini belirten Baykal, ''Dolmabahçe'de galiba onlar oturup bir temel mutabakatla 5-10 yıl sonrası için Silahlı Kuvvetler ve sivil siyaset ilişkisinin ne olması gerektiği konusunu kendi aralarında bir temel mutabakata bağladılar galiba, gibi bir değerlendirme içindeyim'' dedi.

Eğer mutabakata varılmışsa bunun asker ayağının askeri, sivil ayağının sivil kurumlarla paylaşılması gerektiğini ifade eden Baykal, ancak görüşme sonrası ''mezara kadar bu özel sırrımızdır'' şeklinde bir tavrın ortaya çıktığını kaydetti.

Mutabakattan sonra özellikle son dönemde, asker sivil ilişkisinin bir ortak anlayışa dayalı olarak sürdürülmediğini gördüklerini belirten Baykal, askere sivil yargı yolu açan düzenlemenin Silahlı Kuvvetler'in tamamen bilgisi dışında yapıldığını söyledi.

Baykal, ''Şimdi geldiğimiz noktada böyle bir mutabakatı sağlamaya ihtiyaç var. Uyum içinde olacaklar, ama o uyum bir vesayet altında uyum olmayacak'' dedi.

DENİZ FENERİ SORUŞTURMASINI SAVSAKLADI
TBMM Başkanlığı seçimine ilişkin bir soru üzerine Baykal, ''AKP'ye başkan seçer gibi TBMM'ye başkan seçilemeyeceğini'' ifade ederek, Meclis'te grubu bulunan partiler ve bağımsız milletvekillerinin görüşleri de dikkate alınarak, uzlaşma arayarak başkan seçilmesi gerektiğini söyledi. Baykal, şunları kaydetti: ''Sayın Başbakan artık kendi vesayet anlayışını toplumun her kurumuna taşıyacak kadar rahat hissediyor. Vesayet iddiası başkanlık seçimiyle Meclis'e de taşınmıştır. Sayın Erdoğan tek başına Meclis Başkanını tayin etmiştir, bu yanlıştır. Kendisi için de yanlıştır. AKP'nin meclisi değil söz konusu olan Türkiye'nin meclisi. İnsanların gönlünü kırarak, dışlayarak, adam yerine koymayarak, 'istediğimi yaparım' anlayışıyla yürümek doğru bir yaklaşım değil. Sayın Başbakan maalesef bu duyguya teslim olmuş durumda.''

''Mehmet Ali Şahin nasıl bir Meclis Başkanı olacak sizce?'' sorusu üzerine Baykal, bunun için Şahin'in geçmişteki uygulamalarına bakmak gerektiğini söyleyerek, şöyle devam etti: ''Geçmişteki uygulamalarına baktığınız zaman Deniz Feneri konusunda Adalet Bakanına uygun düştüğüne inanmadığım davranışlar sergilemiştir. Alman Büyükelçisi ile konuyu konuşarak, Deniz Feneri'ni Alman yargısı içindeki gelişimini yönlendirmek istemiştir ve bu tespit edilmiştir, Deniz Feneri'ni savsaklamıştır. Belki bu konudaki tutumuyla Başbakan'a yeterli güveni vermiştir. Başbakan çünkü bu anlayışın sahibidir ve Adalet Bakanından bunu beklemektedir. Bu onun lehine bir uygulama olmuştur. Şahin'in Meclis Başkanlığına getirilişinin altında herhalde Deniz Feneri konusunda özenli tavrı, tutumu da vardır.''

IRAK ZİYARETİ
Bir başka soru üzerine de Baykal, Irak'a yapacağı ziyaretin, bu yıl Ramazan ayı sonrasına kalacağını belirtti. Baykal, ''Gidiş kararımda bir değişiklik yok. Irak'lı Kürt liderlere de konuşacağız, çok doğal. Irak Türkiye için çok önemli bir komşu ülke'' dedi.

MUTABAKAT İÇİNDELER
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile görüşmesinin 45 dakikadır sürdüğünün hatırlatılması üzerine de ''Herhalde bir sembolik, oyalama, laf olsun diye yapılan ziyaretin ötesinde. Çay içip kalkma durumu olmamış. Ayrıntılı kapsamlı mücadele içindeler. Yani doğaldır, konu önemli. Mutabakat içine girdikleri anlaşılıyor. Birbirlerini anladıklarını, birlikte gayret ve çaba içine girdiklerini ortaya koyan bir şeydir. Hayırlı olsun. Ortak çalışma istikametine doğru girdikleri gözüküyor'' diye konuştu.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...