Uzun zamandır Greenpeace internet eylemcisiydim. Her kampanya ve tanıtıma katılmaya çalışıyordum. Fakat yaşadığım ülkede çevre konusunda işler sarpa sardığında, tüp gaz ile nükleer santral bir tutulduğunda ve Japonya ile aramızdaki dağların neler yapabileceğini duyduğumda, internette pasif bir eylemci olmanın yetmeyeceğini, alanlara çıkıp, eylemlerde “isyan” etmek gerektiğini farkettim.

Mersin’de Akkuyu için ‘İnsan Zinciri’ oluşturulacağını duydum. Katılmaz mıyım! Diyordum ya arıyordum bir meydan, çıkıp bağırmak için, insanlara burada olanları duyurmak için.

İlk haberim olduğunda, benim gibi çevreci bir insan olan dostum Begüm ile aynı heyecanı paylaşıyorduk. “Evet, sonunda meydanlarda olabileceğiz!” lafı konuşmalarımızın arasında sürekli geçmeye başlamıştı. İkimiz de biliyorduk, aslında bu riskli bir eylemdi. Riskten kastım, hiç bir şekilde siyasi yada bizim eğitim hayatımızı etkileyecek bir etkinlik olduğu anlamında düşünülmesin. Eğer yeterli çoğunluk sağlanamaz ise nükleer isteyen tarafları etkileyemeyecek yada bir şekilde sesimizi duyuramayacaktık. Sonuçta 150 kilometrelik bir mesafede insan zinciri oluşturmaya çalışıyoruz.

17 Nisan günü, saat on ikide girdik Begüm ile zincirin arasında. En başta pek kimse yoktu, sadece belli gruplar gelmişti ve gözlerim Greenpeace grubunu arıyordu. Yirmi dakika sonra insanlar toplu halde akın etmeye başladı. Alan birden kalabalıklaşmıştı. Biz de Greenpeace ekibini görmüş, katılmıştık aralarına.

Eylemin merkezinde, “Nükleersiz Türkiye” yazan bir pankartı tutup, sesimizi sonuna kadar zorlayarak slogan atmaya da o sırada başlamıştık. Hayalimiz kısmi olarak gerçekleşmişti. Eylemde en öndeydik ve doğa için savaşıyorduk… Bu kimsenin tahmin edemeyeceği, kısacası kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı bir duyguydu. Anlatılamazdı…

Çevreciler, pencerelerden slogan atanlar, öğretmenler, memurlar, emekliler, 7’den 70’e tüm Mersin halkı 159 kilometrelik bir zincirin oluşturulmasında bize yardım etmişlerdi…

Arabalarıyla korna çalıp, konvoya katılan insanların yanı sıra, dünyada neler olup bittiğinden haberdar olmayan, henüz kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edemeyen insanlarla da karşılaştık. Ama on bin duyarlı insana karşı on duyarsız insan, aslında hiçbir şeydi. Onlar büyük bir meşe ağacında rüzgarın kırıp kuruttuğu küçücük dallardı aslında. Onlar hiçbir şeydi…

Git gide insanlar yoğunlaşıyordu. Aynı zamanda trafik, konvoydan dolayı sıkışmıştı. Trafiğin sıkışması ile beraber eylemin etkisi hızla büyüyordu. Bizim zafer işaretlerimize arabalarından cevap veriyorlardı. Beni en çok etkileyen, pamuk gibi beyaz saçlı bir ninenin, arabanın camını açıp “Ben nükleer istemiyorum yavrum! Ben sizin geleceğinizi istiyorum!” demesiydi. Gözleri parlıyordu. “Biz de geleceğimizi istiyoruz!”
 
Eylemin basın toplantısı kısmında saat iki olmuş, güneş tepede ve biz hala bağırıyoruz: “Akkuyu, Çernobil olmayacak!”
 
Binlerce kişi aynı anda slogan atıp, aynı anda şarkılar söylüyordu meydanlarda. Aynı kaderi paylaşıp, onu değiştirmek istiyorlardı aynı zamanda.

Nükleersiz bir Türkiye dileklerimle…

Uğur Genç