Can Dündar, Prof. Haberal'la aynı uçaktaydı

NTV programcısı Can Dündar, havaalanında Demirel'in ziyaretini ve uçakta Prof. Haberal'la konuşmalarını anlattı.

13.04.2009 - 16:25

Can Dündar, Prof. Haberal'la aynı uçaktaydı

NTV programcısı gazeteci Can Dündar, Ergenekon soruşturmasında bugün gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B televizyonunun sahibi Prof. Dr. Mehmet Haberal'la aynı uçakta İstanbul'a geldi.


Uçakta Prof. Haberal'ın hemen önündeki koltukta oturan Can Dündar, Haberal'la en son konuşan gazeteci oldu.

Dündar, havaalanı ve uçakta yaşananları şöyle anlattı:

"13.00 Ankara-İstanbul uçağındaydım, benim bir sıra arkamda Haberal oturuyordu. Sohbet imkanı bulduk yol boyu. Esenboğa Havaalanı'ndayken geleceğini öğrenmiştik, uçağa binmeyi beklerken bir araba yanaştı, biz Haberal’ı getirdiler zannettik uçaktan Demirel indi.

DEMİREL'DEN SÜRPRİZ
Yanında asistanı vardı ve beklemeye başladı. Biz Demirel uçağa binecek zannettik. Daha sonra Haberal’ı taşıyan minibüs geldi. Anladık ki Demirel uçak için değil Haberal için gelmiş. İkisi kucaklaştılar, 5 dakika kadar konuştular. Tüm uçak bekletildi. Demirel Haberal’ı elinden tuttu, bir tür nasihatler etti zannediyorum. Tekrar kucaklaştılar, bindirdi uçağa ve kendisi arabasına binip geri döndü.

Demirel Ergenekon soruşturması konusunda fazla konuşmamayı, öne çıkmamayı tercih ediyordu bugüne kadar. Tam gözaltı esnasında bir Ergenekon sanığı adayı bir isime bu kadar destek vermesi, bir mesaj vermesi bence önemli bir jestti.

ZİNCİRBOZANA DA BİZ UĞURLAMIŞTIK
Uçağa binince ben sordum Prof. Haberal'a Demirel’in bu jestini. Haberal, "Zincirbozan’a giderken de ben onu uğurlamıştım" dedi. Bir gönül borcu diye de bakılabilir belki.

Demirel demiş ki; "Senin vatanperverliğine kimse toz konduramaz." Haberal da biz de sizin için benzer bir uğurlama yapmıştık diye Zincirbozan'ı hatırlatmış. Haberal, "Yasakların kalkması için de çalışmıştım, 'Aaydınlar dilekçesi'nde imzam vardı" dedi.

Demirel'in havaalanına gelişiyle ilgili "Böyle bir günde böyle bir şey yapılması önemliydi" diye konuştu. Hakikaten de bence de önemli bir mesaj vermiş oldu.

Uçakta iki sivil polis vardı Haberal'ın yan koltuğunda oturan. Çok politik konuşmalara izin vermedi polisler önce fakat Prof. Haberal neşeliydi.

ÇAĞIRSALAR GİDERDİM
Evdeki gözaltı sürecini sordum. Şunları anlattı:

"Duştaydım, apar topar hazırlandım. Aslında çağırsalar giderdik. Türkiye adına üzüldüm, çünkü yarın bir karaciğer ameliyatım vardı. Ertesi gün bir böbrek nakli ameliyatı, daha önemlisi Pazartesi günü bir kongrede açılış konuşması yapacaktım ve onur konuğu olarak bulunacaktım. Bütün dünyadan bilim adamları geliyor İstanbul’a ve şimdi orada ne denilecek? Hani, onur konuğu nerede denirse? Bu ülkeye yazık oluyor."

AKP'NİN KURULUŞ TOPLANTILARI DA PATALYA OTEL'DEYDİ
Ben iddianamede bahsi geçen Kızılcahamam Patalya Oteli'ndeki toplantılar konusunu hatırlattım, orada ilginç bir şey söyledi. "Bu ülkeyi şu anda yöneten iktidar partisinin kuruluş toplantıları da o otelde yapılmıştı" dedi. Dolayısıyla oradan da AKP’ye bir gönderme yaptı.

OFİSİMDE ATATÜRK'ÜN İDAM FERMANI ASILI
Uzun bir konuşmaydı ama aklımda kalanlar içinde şunu dedi: "Benim çalışma ofisime gelirseniz görürsünüz, Atatürk’ün idam fermanı asılıdır. Böyle dönemler olur, dönemler geçer. Bazen işte idam fermanı imzalanır hakkınızda, bazen kahraman olursunuz. Bunlar gelir geçer, biz hep buradayız mesajını verdi."

Ben artık son operasyonla birlikte buna "Ergenekon" diyemiyorum, Ergenekon üzerine kitabımız var, orada anlattığımız şeylerle bunları yan yana koyunca ben hiçbir benzerlik göremiyorum. Bu daha çok AKP’ye yönelik bir devirme girişiminin darbe girişiminin ya da bir sivil inisiyatifin cezalandırılması işine dönmüş gibi görünüyor. Suçlular varsa elbette cezalandırılacaktır ama bunun adını Ergenekon diye koymak gladyoya haksızlık olur. Gladyo diye koca bir örgüt var ortada ve o bunların içinde kaybolup gitmeye mahkum gibi görünüyor.

SAVCI NE ZAMAN FELÇ EDECEĞİNİ İYİ BİLİYOR
Oğuz Haksever: Türkan Saylan’ın evinin aranmasına ne dersin?

Can Dündar: Zannediyorum ki savcının önünde belki 100 kişilik, belki 500 kişilik koca bir liste var, sırasını bekleyenler var, sırasını savanlar var, sırası gelenler var. Ve bunlar için belli sinirlere dokunduğu zaman nereleri felç edeceğini iyi biliyor. Elbette ve belli noktalarda o hamleleri yapıyor.

Bugünkü hamlesi bence toplumun belli kesiminde felç olma duygusu yarattı. En çok tabi ki 'Kardelenler' için, eğitimine destek verdiği kızlar için doğrusu kötü haber sayılabilir. Ciddi bir mücadele yürütüyordu Türkiye adına ve aslında eğitim alanında da Türkiye'de ciddi bir çekişme olduğunu biliyoruz. Bu çekişmede dengenin bir tarafı ciddi zedelenmiş gibi görünüyor.

Gözaltına alınan isimlerin ortak özelliği hükümetten hazzetmemeleri ve sadece hazzetmemekle kalmayıp bu konuda 'ne yapılabilir?' üzerine kafa yormaları.

İKİ ADIM İLERİ, BİR ADIM GERİ
Sivil toplum örgütlerinin bence politik olma misyonları da olabilir yasal sınırlar içinde kalsınlar yeter ki. Yasal sınırı aştılarsa mutlaka cezalandırılmaları gerekir. Ama bugünkü tabloya baktığımızda, baştan beri söylediğimiz 'muhalifler mi cezalandırılıyor?' iddialarına güç verecek bir operasyondu bugünkü dalga özellikle.

Bir önceki dalgada iddianameyi hatırlayacaksınız, nihayet yörüngesine giriyor gibi şeyler söylenmişti. Sanki iki adım ileri bir adım geri gibi bir strateji hissediyorum. Bir Ergenekon soruşturması giderken bir yandan da muhalifleri de alalım, onları da işin içine katalım, hükümeti devirme niyeti olanları cezalandıralım niyetini de hissediyorum."

KORKU CUMHURİYETİ GÖRÜNTÜSÜ VERİLİYOR
Oğuz Haksever: Toplumun içinde bulunduğu durum açısından da dikkat çekici bir durum yaratıyor ne dersin?

Can Dündar: "Gelirken uçakta işadamları vardı, onlar çok ilginç saptamalar yaptılar. Türkiye'nin tam olarak istikrarsızlık görüntüsü verdiğini söylediler. Prof. Haberal da nitekim dedi ki, "Şu anda insanlar korku içinde, endişe içinde sokaklarda. Ben kendi çevremi yatıştırmaya çalıştım, 'Yürüyüş yapalım, gösteri yapalım' diyenleri"

Kaçınılmaz olarak bir çok insan tedirgin olacaktır. Çok basit bir şey, Türkan Saylan’ın yürüttüğü eğitim faaliyetleri belli iş adamlarının desteği ile yürütülüyordu. Şimdi birçok insan destek vermekte çekinecektir. Dikkat edin salıverilenler eskisi kadar konuşmuyorlar, temkinli konuşuyorlar. Başbakan'ın bile telefonla dikkatle konuştuğu bir ülkede yaşar olduk. Bunlarda bir korku cumhuriyeti görüntüsü veriyor ki, ürkütücü bu.


TİJEN MERGEN'İN GÖZALTINA ALINMASI YENİ BİR AŞAMA
Tijen Mergen'le aynı gazete bünyesindeyiz, benim için gerçekten çok şaşırtıcı. Bir sosyal sorumluluk projesi yürütüyordu ve onun başındaydı Türkan hanımla birlikte. Ben de bir çok toplantılarına katılıp, ne tür etkinlik içinde olduklarını gözlemlemiştim.

Milliyet’in "Baba Beni Okula Gönder" kampanyası defalarca ödüllendirilmiş ve büyük ilgi görmüş bir kampanya. Dolayısıyla şimdi böyle bir gözaltı da insanın aklına ister istemez 'Acaba bir yayın organımız cezalandırılıyor, bir yayın organının bu tür eylemlere girişmesi mi cezalandırılıyor?' sorusu geliyor.

Ve bu Ergenekon gibi hepimizin bir an önce açığa çıkması için çalıştığımız, umut ettiğimiz operasyona da gölge düşüren bir şey. Tijen’in gözaltına alınmasıyla bence şimdi bir aşama daha gölge düştü."

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...