WWF Türkiye'den bu konuda şu açıklama geldi:

Japonya’da yaşanan korkunç deprem ve tsunami felaketinin ardından Fukuşima nükleer santralinin insan ve doğal çevre üzerinde yarattığı etkilerle ilgili kaygılar devam ederken, nükleer enerji projeleri de dünyada yeniden sorgulanıyor. Çok sayıda ülke, nükleer plan ve programlarını yeniden masaya yatırmaya, mevcut ya da plan aşamasındaki nükleer tesislerini gözden geçirmeye başladı. Japonya'da yaşanan felaket nedeniyle bir çok ülke nükleer santral planlarını yeniden değerlendiriyor. AB üyesi ülkelerin enerji bakanlarının Brüksel’de bir araya gelmesinin ardından Almanya, 1980 öncesi inşa edilen santralleri kapatma kararı alırken Belçika, Fransa, Hollanda ve Avusturya gibi birçok üye ülke yıl sonuna kadar ülkelerindeki mevcut nükleer santrallerini dayanıklılık testine tabii tutacak. İsviçre, İngiltere ve Çin’de de nükleer santral planları yeniden değerlendiriliyor.

Yaşanan acı olayların ortaya koyduğu gerçeklere, toplumsal ve çevresel kaygılara kulak tıkayarak, nükleer santral projelerinde ısrar etmek, sürdürülebilir olmamakla birlikte, olağanüstü tehlikelere açıktır. 1986’da Türkiye’nin yanıbaşında patlayan Çernobil, 1999’da Tokaimura ve en son Japonya’da yaşanan olay, bunun en somut örnekleridir. Teknolojisi ne kadar ileri olursa olsun hiçbir ülke, nükleer kazalardan ve radyoaktif sızıntılardan tamamıyla muaf değildir. Radyoaktif kirlilik, insanlar dahil yeryüzündeki bütün canlıların kitlesel olarak hastalanmasına ve yok olmasına yol açmakla kalmaz, mutasyon yoluyla kuşaktan kuşağa geçer. Dünya üzerinde radyoaktif atıkların güvenli bir şekilde depolanabileceği hemen hemen hiç bir yer yoktur. Yalnız ABD’de 50 bin ton, Almanya’da 12 bin ton radyoaktif atık birikmiş ancak güvenli bir şekilde depolanamamış durumdadır. Dahası, nükleer güç aynı zamanda olağanüstü pahalıdır. Teknolojisi, inşaat ve güvenlik maliyetleri çok yüksek olan nükleer tesislerin riski çok büyük olduğu için sigortalanamaz. Ayrıca, yapım süreleri çok uzun olduğu için başlangıçta öngörülen maliyetler süreç içinde katlanabilir. Enerji darboğazının aşılmasında düşük emisyonlu bir sihirli reçete olarak gösterilse de uranyum madenciliği ve zenginleştirme aşamaları yoğun enerji kullanımı gerektirmektedir. Sonuç olarak, nükleer teknoloji, “güvenlik”, “nükleer çoğalma” ve “toplumsal kabul edilebilirlik” ölçütlerine göre düşük-karbon enerji alternatifleri arasında en alt sırada yer almaktadır.

WWF tarafından yayınlanan Enerji Raporu’nda nükleer enerji “etik olmayan ve pahalı” bir seçenek olarak ele alınmaktadır. 2050 yılına kadar %100 temiz eneryiye geçişin mümkün olduğunun belirtildiği raporda, nükleer atıkların 10 bin yıl boyunca tehlikeli olduğunun altı çizilmektedir. Düşük karbon emisyonları nedeniyle enerji krizinin çözümünde bir seçenek olarak gösterilen nükleer enerjinin, yalnızca atık sorunu düşünüldüğünde bile girilmemesi gereken bir yol olduğu açıktır. Japonya felaketi, diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de nükleer enerji politikasını yeniden masaya yatırmasını gerektirmektedir. Bir deprem ülkesi olması ve siyasi bakımdan istikrarsız bir coğrafyada sabotajlara açık konumda bulunması da, Türkiye’nin nükleer enerjiyle ilgili plan ve projelerini titizlikle yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Yol yakınken, nükleer enerji anlaşmaları iptal edilmeli ve enerji politikaları sürdürülebilir bir zemine oturtulmalıdır. Milyarlarca doları nükleer tesislere yatırmadan önce, bu paraların sürdürülebilir enerji teknolojilerine tahsis edilmesi gibi bir seçeneği de dikkate almamız gerekmektedir.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, “Enerji talebinin karşılanması ve iklim değişikliğiyle mücadelede belirli çevrelerce bir seçenek gibi sunulan nükleer enerji, 21. yüzyılın temiz enerji paketinin bir parçası olmamalıdır. Çözüm nükleerde değil, güneş, rüzgâr ve jeotermal gibi temiz enerji kaynakları ve enerji verimliliğin hayata geçirilmesindedir.” dedi.