Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Adalet Akademisi'nde bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özetle şöyle konuştu:

“Dünya 5'ten büyüktür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı olan 5 devletin yol açtığı adaletsizlikleri, haksızlıkları ifade ediyoruz. Evet beşten büyüktür dünya. Çünkü 5 tane ülkeye siz 196 ülkeyi mahkum edemezsiniz. Hatta 5 tane ülke de değil. Bu 5 daimi üyenin içinden bir tane üyenin iki dudağı arasına siz tüm dünyayı mahkum edemezsiniz. Ama ne yazık ki şu anda dünya, bu 5 daimi üyenin beşine veya bir tanesine mahkum. Buna kimsenin hakkı yok. Öyleyse biz bu dünyada adalet var diyemeyiz. Kaldı ki oradaki temsile baktığımız zaman, 3 kıtayı görürsünüz. Din olarak baktığımız zaman İslam'ın dışında hangileri varsa orada o var. Yani Müslümanlar yok, gayrimüslim veya diğerleri... Onlar orada var. Peki bu adalet mi? Değil. Kıtalara baktığımız zaman Avrupa var, Asya var, Amerika var. Afrika niye yok? Diğerleri niye yok? Bunu sorgulamak adalet adına bizim hakkımız değil mi İnsanlık adına, vicdan adına bizim hakkımız değil mi?

Bunun için de dünyanın beşten büyük olduğunu iddia edenlerin sayısının artması ve kusura bakmayın gelin bakalım şu Birleşmiş Milletleri bir gözden geçirelim. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde şu anda 5 tane daimi üye var. Siz 10 tane geçici üyeyi oraya işte böyle laf ola beri gele koyuyorsunuz. Hiçbir yetkileri var mı Yok. Dostlar alışverişte görsün diye onların da şöyle bir düşüncelerini alırlar. Ama sonuca müdahale etme noktasında en ufak bir tesirleri söz konusu değil. Öyleyse bunun değişmesi lazım.

"ORHAN BABA SORUYOR AMA BAŞKALARI SORMUYOR"

Şu anda Suriye'de 350 bin insan öldürülmüş vaziyette. 7 milyon insan evinden barkından, her şeyinden uzak. Fakat 2 ülke bağlıyor işi. Neresi? Çin ve Rusya. Defaatle konuşmamıza rağmen iş çözülemiyor. Nerede adalet? 350 bin insan ölüyor, hala müdahaleniz yok. 7 milyon insan evinden barkından kopmuş durumda müdahale yok. Hani İnsan Hakları Evrensel Beyennamesi, lafta. Ülkemde 1 milyon 700 bin insan şu anda sığınmacı. Bizim ülkemizdeki kadar Lübnan'da sığınmacı var. 1 milyona yakın Ürdün'de sığınmacı var. Şimdi bizim burada adaleti aramak hakkımız değil mi 5,5 milyar dolar ülkemizde şuanda yapmış olduğumuz harcama. Avrupa'da ne kadar var? 130 bin. Peki Türkiye'ye gelen bir destek yardım var mı? Şu ana kadar 250 milyon dolar. Yaptığımız harcama 5,5 milyar dolar. Sormazlar mı insana, Adaletin bu mu dünya Şimdi bu konuda Orhan Baba soruyor ama bak başkaları sormuyor. Bunları çözmemiz lazım. Suriye'de, Irak'da, Mısır'da ve dünyanın diğer pek çok bölgesinde yaşanan olaylara ilişkin eleştirilerimizin temelinde de oradaki insanların maruz kaldığı adaletsizlikler ve zulümler yatıyor.

"ZULMÜN ALTERNATİFA ADALETTİR"

Terörün estiği bir yerde bu icraatı yapmak adalete inanmış insanların işidir. Adalet o kadar önemli. Çünkü zulmün alternatifi nedir, adalettir. Olay bu kadar basit. Adaletin düşmanı nedir, zulüm. Onun içinde bu işin üzerine üzerine hep birlikte gitmek durumundayız.

MEVLANA'DAN ALINTI

Esasen bizim tarihimizde kültürümüzde, inancımızda adalet kavramı, hayatın merkezinde yer alıyor. 'Allah adaleti, iyiliği akrabaya yardım etmeyi emreder' ilahi emrindeki vurgu gayet açıktır. Atalarımız adalet ile zulüm bir arada bulunmaz demişlerdir. Biz de bu kadim anlayışa uygun şekilde, 2001 yılında kurduğumuz partimizin isminde adalet ifadesini en başta yerleştirdik ve yola öyle çıktık.
Mevla'nın adalet tanımını ifade etmek istiyorum; diyor ki Mevlana: Adalet nedir Ağaçları sulamak. Zulüm nedir Dikene su vermek. Adalet bir nimeti yerine koymaktır, su emen her kökü sulamak değil, zulüm ise bir şeyi konmaması gereken yere koymaktır'. İşte buyurun Mevla'dan adalet tanımı. Gerçekten de adalet ile zulüm arasında böylesine ince bir çizgi böylesine ince bir sınır vardır.

Bilindiği gibi ülkemiz, 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde böyle bir felaketi yaşadı. Emniyet ve adalet teşkilatları içerisinde yuvalanmış bir çete, ülkenin güvenliği ve adaletin tesisi için kendilerine emanet edilmiş imkanları kullanarak, bir darbe yapmaya teşebbüs ettiler. İnsanlık tarihi boyunca peşinde koşulan bir özlemin sembolü olan adalet teşkilatımız, bir kısım savcı ve hakim aracılığıyla ülkesine ve milletine ihanet içindeki bir çete tarafından istismara kalkışıldı. Bu süreçte gördük ki hukukun değil, mahşeri vicdanın değil, başka birtakım güçlerin emrindeki savcıların, hakimlerin adaleti tesis etmesi mümkün değildir.

"KUL İRADESİ KİMSEYE TESLİM EDİLMEMELİ"

Şunu iyi bilmemiz lazım, kul iradesini Allah'tan başka kimseye teslim etmemelidir; asla. Ne Cumhurbaşkanı'na ne Başbakan'a ne elinde sermayeyi tutan para babalarına... Kimseye, hiçbir egemen güce teslim etmediğimiz sürece, işte o zaman yaratılmışların en şereflisi olan insan oluruz.

Bir zamanlar, 'vicdan-cüzdan' diye bir şeyin gündeme geldi. O kahredici bir ifadeydi, aslında asla böyle bir şey olamaz. Derse ki ben hak hukuk vicdan bunun arasındayım, onu öper başımıza koyarız. Çünkü hukuk dediğimiz kavram neyle bütünleşiyor, hakla bütünleşiyor. Bakın biz aslında bir kanun devletinin temsilcileri olmaktan öte geçmeliyiz, ya ne olmalıyız, bir hukuk devletinin temsilcileri olmalıyız. Hukuk başka şeydir, kanun başka şeydir.

Hukuk mu kanun mu derseniz, benim o zaman savunacağım şey; hukuktur. Çünkü kanun önüne gelenin istediği gibi, arzu ettiği gibi, nefsi neyi emrediyorsa ona göre hazırlamış olduğu bir yazılar silsilesidir veya yasalar manzumesidir. Ama hukuk öyle değil. Eğer benim hukukumu bir yasal düzenleme koruyamıyorsa ben ona hukuk diyemem ki...

"AVUKATLARIMA TALEPLER GELİYOR"

Ben Milli Eğitim’de, Talim Terbiye Kurulunun tasvip ettiği bir dörtlüğü okudum diye hapse girdim. Birincil mahkemeden tutunda üst mahkemeye varıncaya kadar ne yazık ki bu çok şeyler oralarda dönüyor. Avukatlarıma aynı şekilde birçok talepler geliyor. Anladık ki demek ki vicdanla cüzdan arasında dolaşan bir yapı var.
Zihnini ve vicdanını birtakım güçlerin emrine vermiş kişiden hakim de olmaz, savcı da olmaz, olamaz. Bunu böyle bilmemiz lazım.

Vicdanının kapıları hukuka, adalete değil de başka yerlere açılanların yaptıkları zulümdür. Çünkü onlar Mevlana'nın deyimiyle, dikenlere su vermeye başlamışlardır. Büyük Türkiye, yeni Türkiye için adalet sistemimizden başlayarak tüm kurumlarımızı, tüm toplumu, bu kanser hücrelerinden hep beraber temizlememiz gerekiyor. 2023 hedeflerimize, 2053, 2071 vizyonumuzu hayata geçirebilmemiz için ortak idealler etrafında birleşmiş, kenetlenmiş güçlü kurumlara ihtiyacımız var. Diğer sorunlarımız, sıkıntılarımız gibi bu meselenin çözümü de demokrasiden, milli iradeye, milletimizin tercihlerine saygılı olmaktan geçiyor.

Bu konudaysa en büyük desteği, soruşturmalarını hukuk adına yapan savcılarımızın, hükümlerine millet adına veren hakimlerimizin vermesi gerekiyor. Demokrasilerde hukuk eliyle bir vesayet sistemi, özellikle devre dışı kalırken, 'onun yerine bir başkasını ikame etme' diye bir şey asla yoktur. Demokrasilerde her türlü vesayet teşebbüsüne karşı milletin, milli iradenin yanında yer almaktır. Gücünü, meşruiyetini milletten almayan hiçbir grup, hiçbir kesimin bu ülkeye, bu millete hükmetme çabasına izin vermedik, vermeyeceğiz.

Siyasetçi siyasetini, hakim ve savcı da kendi işini yapacak. Siyasallaşan her kurum gibi adalet teşkilatı da milletimizin nazarında itibar kaybına mahkum olacaktır. İtibarı olmayan adalet sisteminin gerçek anlamda işlerliğinin kalmayacağı da açıktır. Biz yıllarca siyasetin, siyasetçinin itibarını yükseltmek için var gücümüzle çalıştık, her türlü fedakarlığı yaptık. Sizlerden de adalet teşkilatının özellikle itibarına sahip çıkmanızı istiyorum. Gelin bu mücadeleyi hep birlikte yürütelim, Türkiye'yi aydınlık geleceğe taşıyalım.”