Başbakan kendisi bile daha geçen hafta PKK'nın eylemsizlik kararını dikkate alarak 'Silahlar susarsa operasyon da olmaz' demedi mi?

'Ben o ifadeyi pek anlamadım Tarık' demiş Tayyip Bey.

Hemen arkasından “Savaşan yok ki” diye eklemiş.

***

Tarık Işık Radikal’in deneyimli Ankara muhabiri.

Başbakan Tayyip Erdoğan, G–20 Zirvesi’ne katılmak üzere Güney Kore’ye doğru hareket etmeden önce Tarık, Radikal’in barış ortamına katkı amacıyla başlattığı ‘Savaşma Konuş’ kampanyası ile ilgili düşüncesini sormuş.

İşte o soru üzerine Başbakan gülerek “Bak konuşuyoruz ne güzel. Radikal de konuşuyor, yazıyor değil mi? Onun için o başlığı biraz yanlış attılar diye düşünüyorum” açıklamasını yapmış.

***

Aslında anlaşılmayacak bir şey yok.

Başbakan resmi sıfatı gereği ‘savaş’ kelimesini kullanmaktan kaçınıyor.

Nitekim üç hafta önce kendisiyle yaptığım sohbette yeni Radikal’i ve kampanyayı olumlu bulduğunu söylemesine rağmen ‘savaş’ kelimesini kullanmaktan özenle kaçınmıştı.

Savaş, ilk anda iki düzenli ordunun ve devletin çatışması olarak algılanıyor.

Oysa Türk Silahlı Kuvvetleri bile biraz da NATO üyeliği ve Amerikan savaş doktrinlerinin birebir çevirisiyle ihdas edilen EDOK’un (Eğitim ve Doktrin Komutanlığı) etkisiyle yayınlarında ‘gayrinizami harp’ ve ‘düşük yoğunluklu savaş’ terimlerini kullanıyor.

Dolayısıyla TSK’nın çeyrek asırlık terör mücadelesinde ‘savaş’; ‘asimetrik savaş’, ‘düşük yoğunluklu çatışma’ gibi tanımlamalarla askeri literatürde bile kullanılan bir tabir.

Ayrıca burada savaşın şekli değil öncelikli olan…

Adına ister ‘terör’ diyelim isterse ‘asimetrik savaş’ şiddetin bitirilebilmesidir asıl önemli olan.

***

Peki nasıl bitecek bu savaş?

Elbette PKK’nın silahsızlandırılmasıyla.

“TSK silah bıraksın” diyen bir aklıevvel var mı?

Yok!

Bütün mesele şiddeti tırmandırmak yerine barış dilinin tesis edilmesi yönünde bir iklim oluşturmak.

Başbakan kendisi bile daha geçen hafta PKK’nın eylemsizlik kararını dikkate alarak “Silahlar susarsa operasyon da olmaz” demedi mi?

Kürt sorunu ne tek başına bir terör sorunu ne de tek başına Güneydoğu’nun geri kalmışlığıyla sınırlı.

Güvenlik ve ekonomi boyutu elbette önemli…

Ama asıl mesele Kürt kimliğinin AB standartlarında anayasal vatandaşlık çerçevesinde kabulünde gizli.

Ancak kimlik dahil hiçbir mesele şiddetin gölgesinde konuşulamıyor, konuşulsa da kimlik taleplerinin kabulü yönünde adım atılamıyor.

İşte bu yüzden Radikal ‘savaşma konuş’ dedi, tüm taraflara mikrofon uzattı, dünyanın dört bir tarafından benzer tecrübeleri sayfalarına taşıdı…

‘Savaşma seviş’ diye dalga geçenler de oldu.

Hiçbir itirazım yok, biz konuşmayla ilgiliyiz; isteyen sevişme faslına geçebilir.

Şaka bir yana ‘savaşma konuş’ ifadesinin daha iyi anlaşılabilmesi ve barış ikliminin tesisi için Tayyip Bey’in dediği gibi konuşmaya, yazmaya devam edeceğiz…