Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama Türkiye'den ayrıldı ancak sözleriyle ilgili yorumlar devam ediyor. ABD Başkanı’nın Türkiye'nin laik yapısına yaptığı vurgu, kimi çevrelere göre Bush yönetiminin Türkiye'ye biçtiği ‘ılımlı islam ülkesi’ olma rolünün terk edilmesi olarak yorumlandı.

Obama, “"Bu sabah Atatürk'ün, ülkenizin kurucusunun mezarını ziyaret ettim. Hakikatten bu ziyaretten, kendisi adına inşa edilmiş bu anıttan çok etkilendim. Çünkü kendisi tarihin şeklini değiştiren bir liderdir. Ama Atatürk'ün yaşamına ait en büyük anıt hiçbir şekilde taştan ya da mermerden inşa edilemez. Kendisinin bırakmış olduğu en büyük miras Türkiye'nin canlı laik demokrasisidir. Bu Meclis de bunun devamını sağlamaktadır" dedi.

Fransız Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in, Türkiye'nin laikliği ile ilgili kaygısını iletmesi de laiklik tartışmalarına yeni bir boyut ekledi. Kouchner, NATO zirvesinden sonra, "Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliğine artık sıcak bakmadığını" söyledi. Gerekçesi, "Türkiye'nin, daha güçlü din ve daha az laiklik” yönünde değişimi karşısında duyduğu kaygıydı.

Benzeri bir yorum mart ayında Türkiye raporunun görüşüldüğü Avrupa Parlamentosu’ndaki bir tartışma sırasında da gelmişti. Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma, "Avrupa Parlamentosu Türkiye'nin İslamizasyonu'nu hiçbir zaman kabul edemeyeceği konusunda şüpheye yer bırakmamalı; ülkenin laik yapısı korunmalı" demişti.

Oğuz Haksever'in Haber Merkezi programına katılan Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, bu tartışmalarla ilgili görüşlerini açıkladı.

Lagendijk, Fransa Dışişleri Bakanı’nın Türkiye'ye tepkisi konusunda şöyle konuştu: Bu tepki beni hayal kırıklığına uğrattı. Kendisini hep ilke sahibi bir insan olarak görmüştüm. Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda çok ilkeli tutumları ve argümanları olmuştu ve şu anda bu durumu hiç anlamıyorum.

Türkiye'nin Rasmussen konusunda çok sert davrandığını söyledi ama Avrupa’da da aynı teknikleri, aynı argümanları kendi istediklerini elde etmek için kullanan bir ülke var; Fransa. Onun için de, Fransa Türkiye'ye bu konuda; NATO zirvesinde nasıl davranacağı konusunda ders verecek son ülke. Belki Fransa’nın kendi ülke içi politikalarıyla ilgili bazı sorunları olabilir. Sağ hükümet olan Sarkozy yönetiminin, uyguladığı bir takım baskılar olabilir. Türkiye konusunda ortaya koyduğu argümanın çok zayıf olduğunu düşünüyorum.

Oğuz Haksever’in soruları ve Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk’in cevapları şöyle:

Siz de Türkiye'nin, Batı dünyasında ‘ılımlı İslam ülkesi’ olarak algılandığı konusunda hemfikir misiniz?
Lagendijk: Hayır ben öyle düşünmüyorum. Bu konuda, Amerika ve Avrupa’da bazı kuşkular var ama bence Avrupa’daki çoğu insan Türkiye’yi laik olan ve laik kalması gereken bir ülke olarak görüyor. Zaten Avrupa Birliği’ne giriş içinde bu gerekli. AKP’nin iktidarda gelmesiyle; siyasi İslam’da kökleri olan bir parti, bu bağlamda Türkiye'de siyaset dünyasında İslam’ın güçlü olduğunu düşünüyorlar. Ama benim ve pek çok Avrupalı için, ‘Türkiye'nin laik bir ülke olarak devam edeceği’ durumu geçerli. Bunda bir kuşku yok.

Siz AKP’yi İslami parti olarak tanımlar mısınız?
Lagendijk:
Hayır ne AKP’yi böyle tanımlarım ne de Türkiye'yi İslami ya da ılımlı İslam ülkesi olarak tanımlarım. Türkiye, çağdaş, laik bir ülke. Evet nir gerçek de var, nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan bir ülke.

Siz daha önce ya da şu anda, Türkiye’nin laiklikten uzaklaşıldığına dair bir kuşku yaşadınız mı?
Lagendijk:
Bence Türkiye'deki pek çok insanda bir yanlış anlama söz konusu. Sanki laiklik Avrupalılar için o kadar önemli değilmiş ya da zaten var olduğunu kabul ediyormuşuz gibi. Ama şu konuda açık olmamız gerekiyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne üye olması ancak laik bir ülke olarak kalması ile mümkün olacaktır. Aynı zamanda pek çok Türk ve Avrupalı da daha fazla demokrasi, daha fazla azınlık hakları, daha fazla ifade özgürlüğü görmek isteyecektir. Ama tabiki bu Müslümanlar’ın kendilerine kamusal alanda ifade etme özgürlüğünü de ifade ediyor. Bu başka bir konu.

Obama, Meclis’te yaptığı konuşöadas laik sistem üzerine vurgu yaptı. Bu konuyla ilgili sizin düşünceniz ne?
Lagendijk:
Ben, Obama’nın çağdaş-laik söyleminde bulunmasına hiç şaşırmadım. Aslında ABD’li politikacılar uzun zamandır bunu yaparak bir denge kurmaya çalışıyorlar. Türkiye'nin laik bir ülke olduğundan bahsediyorlar. Öte yandan şunu da söyledi Obama; ‘Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne alınması Müslüman dünyasına çok önemli bir sinyal olacaktır’ dedi. Demek ki, Türkiye'nin diğer bir boyutu olan ‘Müslüman bir ülke’ gerçeğini de görüyor. Evet, Türkiye ağırlıklı olarak Müslüman bir ülke ve bu ülkenin üye alınması Batı’nın İslam’a atfettiği önemi gösterir ama aynı zamanda, laik bir ülke olarak kalmaya devam etmelidir. Ve ben de bu dengeli yaklaşımla paralel düşünüyorum.

Fransa Dışişleri Bakanı’nın Türkiye'ye tepkisine ne diyeceksiniz?
Lagendijk:
Bu tepki beni hayal kırıklığına uğrattı. Kendisini hep ilke sahibi bir insan olarak görmüştüm. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda çok ilkeli tutumları ve argümanları olmuştu ve şu anda hiç anlamıyorum. Türkiye'nin Rasmussen konusunda çok sert davrandığını söyledi ama Avrupa’da da aynı teknikleri, aynı argümanları kendi istediklerini elde etmek için kullanan bir ülke var; Fransa. Onun içinde Fransa Türkiye'ye bu konuda ders verecek, NATO zirvesinde nasıl davranacağı konusunda ders verecek son ülke. Belki Fransa’nın kendi ülke içi politikalarıyla ilgili bazı sorunları olabilir. Sağ hükümet olan Sarkozy yönetiminin, uyguladığı bir takım baskılar olabilir. Türkiye konusunda ortaya koyduğu argümanın çok zayıf olduğunu düşünüyorum.

Avrupa Birliği, Türkiye'nin laikliği açısından iyi bir garanti ya da teminat mı?
Lagendijk:
Kesinlikle en iyi teminat bu, çünkü söylemiş olduğum gibi, yalnızca laik bir ülke olarak Türkiye, Avrupa Birliği’ne üye olabilir ve Avrupa Birliği üyesi olarak kalabilir. Dolayısıyla, Türkiye’nin AKP nedeniyle ya da başka nedenlerden dolayı laiklikten uzaklaşıp İslamlaşmaya kaydığını düşünen ülkeler varsa, Avrupa Birliği bunun en iyi yanıtı olacaktır. Çünkü Avrupa Birliği’ndeki büyün ülkeler, laiktir ve bu birliğin en temel ön koşullarından biridir. AKP açısından da, başka konular bakımından da, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda ağırlık koyulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, Türkiye'nin laik bir ülke olarak kalmasının en önemli teminatlarından birisi bu olacaktır.

Avrupa Birliği’nde laiklikle ilgili kriterler neler? Örneğin, Türkiye'nin bu yoldan sapacağına nasıl karar verebilirler?
Lagendijk:
Avrupa’daki her ülke tabiki laik ama farklı tanımlar var. Örneğin Birleşik Krallık’ta ya da benim ülkemde, kadınların üniversiteye gittiklerine başörtü takmaları sorun değil. Fransa’da buna çok müsaade edilmiyor ya da müsaade ediliyor ama çok daha katılar. Faklı kurallar var dolayısıyla. Ancak Avrupalılar Türkiye'ye baktıklarında, laik bir ülke görmenin yanı sıra, dinin bütün devlet politikalarında belirleyici olmaması gerektiğini de görmeleri gerekiyor. Bir tarafta din, öbür yanda devletin kuralları var ve devlet bütün dinlere aynı eşitlikte durmalı. Bu bazen Türkiye'de sorun olabiliyor. Çünkü, Diyanet İşleri var ve bu dini işlerden sorumlu bir bakanlık düzeyinde adeta. Avrupa’da böyle bir kurum yok. Azınlık mezhepleri örneğin Aleviler... Onlar da Türk ve Müslüman ama Sünnilerden farklılar. Bunların devlet tarafından saygı görmesi gerekiyor. Farklı dinlerin olması ve hepsine eşit şekilde davranılması gerekli. Bence bu, Avrupalılar için laikliğin tanımı olarak düşünülebilir.

Türkiye'nin Avrupa Birliği çabaları durdu mu yoksa Avrupa Birliği’nde mi böyle algılanıyor?
Lagendijk:
Bir yavaşlama olduğu ortada ve bu nedenle Avrupa’daki pek çok kişi biraz sükutu hayal yaşıyor; Türkiye'nin ne istediği ile ilgili olarak. AKP hala Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne üye olmasını istiyor mu? Geçen yılın başlarında çok güçlüydü ve bu yılın başlarında önemli işaretler gördük ilerleme noktasında. TRT 6 önemli bir işaret. Aayın Baykal’ın Brüksel’e gelmiş olması ve her iki tarafın da ‘bizim için Avrupa Birliği hala çok önemli’ demesi çok önemliydi. Yerel seçimlerin ardından, Alevi konusunda, Kürtler konusunda, Türkiye - Ermenistan ilişkilerinde ilerleme kaydedilmesi, son yıllarda fazla bir şey yapılmaması görüşünden, ‘yeniden döndü’ işaretine kayma yapacaktır.

Bush’un Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemesi ile Obama’nın desteği arasında bir fark var mı?
Lagendijk:
Bence var. Benim Obama’ya bakışım ki, Avrupa’da ve Türkiye'de pek çok insan da Obama’yı öyle görüyor; dünyaya daha açık bir insan ve Müslümanların hassasiyetlerini anlıyor. İslamın kendi içindeki hassasiyetleri anlıyor ve ben Meclis’te yaptığı konuşmayı bu anlamda çok beğendim. Çünkü orada, İslam dünyasının hassasiyetleriyle, Türkiye'nin Batı tarafından gördüğü muamele arasında bir denge vardı. Evet bu düzgün bir şekilde yapılmalı. Aynı zamanda Türkiye'nin laik karakterine de vurgu yapıldı. Bence bütün bunları, Bush’un yapabileceğinden çok çok daha iyi bir şekilde ortaya koydu. Zaten Bush’un bu tür hassasiyetleri yoktu.

Obama, ‘Türkiye'yi Avrupa Birliği’ne almalısınız’dedikten sonra, Sarkozy ‘Bu Avrupa Birliği’nin kendi iç meselesi’ dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Lagendijk:
Ben sayın Obama’nın Türkiye'yi bu şekilde savunmasından çok memnun oldum. Çünkü bu, ABD’nin bu konuyla ilgili olarak Türkiye’nin arkasında olduğunu gösteriyordu. Ama önemli bir şey daha var. Avrupa’da da Türkiye'yi isteyen büyük bir çoğunluk var.

Sarkozy’nin de ‘Bu Avrupalıların kararı demesi’ beni şaşırtmadı. Haklı da aslında. Obama da ‘Hayır, ben karar vereceğim’ demedi ki. ‘ABD olarak ve ben şahsen, Türkiye'nin yanındayım’ dedi. Ben, Türkiye'nin bu desteğe sahip olmaya devam etmesinden çok memnun olacağım ama tabiki kararı Avrupa Birliği verecek; ve de Sayın Sarkozy... Hadi hep birlikte onu ikna etmeye çalışalım...