İstanbul’un siluetinin yeni gözdesi Maslak, varlığını ve ihtişamını en çok geceleri hissettiriyor. Tanzimat’tan beri Batılılaşma hülyasıyla yaşayan ve çağdaş uygarlık seviyesinin somut unsurlarını elle tutulurcasına görmeyi arzulayanlar, Maslak’ın bir tür gece şenliğini andıran ışıklarını gördüğünde “işte o hülya” ile karşılaştığını düşünebilir, ama sabah güneş doğup Maslak’ın ışıklarını söndürene kadar. Çünkü sabah olunca gecenin örtüsü kayboluyor ve keşmekeş başlıyor.

İster konut olsun, ister ofis, Maslak gökdelenleri profesyonelce işletilmesi gereken sistemler. Çok kat, çok işyeri, çok konut; aynı zamanda çok insan ve çok sorun demek. İstanbul halkının tren, metro, vapur gibi ulaşım araçları nedeniyle görece yeni tanıştığı ve fakat çok kolay uyum sağladığı turnikeler gökdelenlerin olmazsa olmaz parçası. Güvenliğin ilk adımı turnikeler. Bir plaza çalışanı sabah evden çıkarken şunları kontrol etmek zorunda: Cüzdan, anahtar, cep telefonu ve bina giriş kartı.

'Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek', 'Belki Varmış Belki Yokmuş', 'Kapak Kızı' gibi kitapların yazarı Ayfer Tunç'un kaleminden Maslak:

Hemen herkesin hemfikir olduğu gibi, İstanbul dünyanın silueti en güzel şehirlerinden biridir. Ama bu güzelim siluet bir süredir hızla değişiyor. Dünyaca ünlü o resim Ayasofya’nın kubbeleri, Sultanahmet’in minareleri, Galata Kulesi’nin konisi ve Boğaz Köprüsü’nün zarif yayından ibaret değil artık. Bu resme gökdelenleriyle eklemlenen bir yer var şimdi: Maslak.

Fotoğraflar: Saner Şen
Fotoğraflar: Saner Şen

Elli yıl öncesine kadar İstanbullular için adım başı yılan çıkan bir dağ başı, kurtların fink attığı ıssız orman olmaktan öte pek anlam ifade etmeyen Maslak, pek çok şehircinin ve şehirleşme endüstrisi çalışanının ağzında, İstanbul’u çağdaş standartlara ulaştıran modern bir iş merkezi anlamında kullanıldı. Gökdelenler, İstanbul siluetinde simgesel bir biçimde geçmişle geleceği birleştirirken; özellikle geceleri gökyüzünü delen sarhoş edici ışık seliyle, dünyanın çağdaş şehirlerinden birinde yaşadığımız, yerli model bir modernizm merkezi yarattığımız yanılsaması bırakıyor üstümüzde.

Bu yeni manzaraya bakarken, İstanbul’u bütün hususiyetlerinden sıyırarak kıyasladığımız şehirler, gelişmişliğin temsilcisi olan Batı şehirleri, bilhassa New York. Oysa dünyanın bütün kıtaları hakkında az çok bilgi ve fikir sahibi olanların bu manzarada gördüğü şey, Batı’da vadesi çoktan dolmuş, eskimiş bir modernizm. Maslak’ı bünyesine alan İstanbul’u kıyaslamamız gereken şehirler ise panoramik fotoğraflarda benzerliğini kolayca görebileceğimiz Hong–Kong, Cakarta, Rio de Janeiro, Johannesburg, Bangkok, Kuala Lumpur, Şanghay, Buenos Aires gibi şehirler. Maslak, gelişmekte olan ülkelerin (üçüncü dünya veya az gelişmiş de diyebiliriz) hırslı bir şehirleşme modelinin küçük çaplı bir örneği.

Sayılan bu şehirlerle, Maslaklı İstanbul’u aynı hizaya getiren unsur ise ekonomi–politiğin gelişmişlik teorilerinin önemli sözcük öbeklerinden biri: Sistem–altyapı–şehirleşme–kapitalizm vs. Bize yepyeni ve modern bir görünüm, geleceğimizin tasarlandığı üretim ofisleri olarak sunulan iş dünyası merkezinin üstü Maslak da, altı ne?

Maslak’ta dört yıl bir denetim firmasında çalışan Kerem Bey, “Maslak’ta asfaltın altıyla üstü arasında büyük bir fark var. Üstü Türkiye’nin en büyük finans ve ticaret merkezlerinden biri, altı ise bir köyden farksız” diyor.

Eskiden Maslak...
Eskiden Maslak...

Kuş uçuşu fotoğraflarındaki yanıltıcı gece güzelliğini saymazsak, genel görünümüyle Maslak’ın bir plan dâhilinde yapılmadığı her halinden belli oluyor: Keşmekeş yollar, şantiye alanlarını çeviren paravanlar, inşaat vinçleri, gürültüyle geçen beton kamyonları, oto sanayine girip çıkan arabalar, sürekli inşaat halinde olmanın yarattığı ince bir toz, her bir plazanın kuytusundaki çöp konteynerleri, çöpleri ayıran toplayıcılar, yüksek topuklu mini etekli kadınlar, laptop çantalı takım elbiseli erkekler, plaza önlerinde sıralanıp sigara içenler, süslü plazaların çimenlerinde oynaşan ve güvenlikçilerin kovaladığı köpekler, sokakta gezinen inekler, iki plaza arasında birdenbire karşımıza çıkıveren gecekondu irisi apartmanlar, altı katlı, cuma günleri cemaati iki bine çıkan, diğer günler boş kalan cami, öğle saatlerinde kadın çalışanların alışveriş yaptığı giysi satan tezgâhlar, Sheraton ve Princess başta olmak üzere beş yıldızdan hiç yıldıza oteller ve arabalar...

Yazının devamı National Geographic Türkiye'nin Mayıs sayısında.