'Helin Avşar’ı içler acısı buluyorum'

Hürriyet gazetesinde Ayna köşesini yazan moda editörü Melis Alphan, Helin Avşar’ın Pazar röportajı yapmasının içler acısı olduğunu söylüyor.

13.12.2009 - 09:46

'Helin Avşar’ı içler acısı buluyorum'

Kimi diziler vardır, izlemeye nereden başladığınızı bilmezsiniz ama giderek sizi sarar. Melis Alphan’ın kamuoyu önündeki kişilerin kıyafetlerini yorumladığı “Ayna” köşesi de pek çok insanın hayatına böyle girdi. Nasıl başladığını bilmeden ama giderek bağımlılık yaratarak...

O, modanın hem okulunu okumuş hem de gazetelerde bu konuda ciddi mesai harcamış. Melis Alphan ne yaptığını bilen ve sözünü sakınmayan biri. İzmirli olmasından kaynaklandığını sandığım bir sıcakkanlılığı da mevcut.

Ajda Pekkan’dan başlayalım. Süperstarın mini etekli bir kıyafetini eleştirirken, “mini eteği 35 yaş üstü giymesin” demiştin. Bu düşüncen hâlâ geçerli mi?
Evet, hâlâ böyle düşünüyorum ama konu mini etekle değil, dekolteyle alakâlıydı. İnsanın mükemmel bir vücudu olabilir, dekolte de giyebilir ama bunun nasıl bir dekolte olduğu önemli. Bu çok genç işi bir kıyafet de olabilir. Orada konu mini etekti, ben de o yüzden mini etek dedim. Ben her yaşın kendine ait kıyafeti olduğunu düşünüyorum. 40 yaşındaki bir kadının 20 yaşında gibi giyinmesi bana çok itici geliyor. Bir insan kendi yaşından daha genç giyinirse yaşını gösterir, ama kendi yaşında biri gibi giyinirse olduğundan daha bile genç gösterebilir.

Kimi Hollywood starları yaşları ilerlese de oldukça dekolte giyinebiliyor...
Örneğin Sharon Stone var, vücudu “taş gibi”, giydiği de yakışıyor. Ama mini etek ona da gitmez. Senin vücudun ne kadar mükemmel olursa olsun cildin değişiyor. Bu yaşlı giyinmek değil, yaşına göre giyinmek. 13 yaşında bir kızın 30 yaşında biri gibi giyinmesini de tasvip etmiyorum.

Gündelik hayatında sen nasıl giyiniyorsun?
Bazı günler hakikaten giyinesim geliyor. Onun dışında gayet boş vermiş ve salaş giyiniyorum. Bir yere gidiyorsam, tabii ki gideceğim yere göre giyiniyorum. Onun dışında gazeteye gidiyorsam eşofman giymiyorum ama elime ne geçerse giyiyorum diyebilirim. Öyle çok kıyafet delisi biri değilim.

Köşe yazarlarından kimler sana göre iyi giyiniyor, kimler kendine yakışmayan kıyafetler giyiyor?
Güneri Civaoğlu giyinmeyi biliyor bence. Fakat Reha Muhtar boynuna atkı gibi şeyler bağlamasa daha iyi olur. Reha Muhtar’ın boynuna bağladığı şeylerden rahatsız oluyorum.

Yıllardır fuları ile bildiğimiz Hıncal Uluç var. Onunkiler seni rahatsız ediyor mu peki?
Hıncal Uluç’un kendine has bir tarzı var. Yani benim kafamda yerleşik o. Bir tarzı olduğu kesin. Normalde Hıncal Uluç’u ilk kez görsem beğenmeyebilirim. Kendisini cesaretli buluyorum, renk kullanımı açısından da uyumlu.

Kamuoyunun gözüönünde olup kötü giyindiğini düşündüğün birileri var mı?
Çok var. Süreyya Yalçın mesela. Erkeklerde Adnan Hoca, iğrenç giyiniyor. Birçok siyasetçi çok kötü giyiniyor. Siyasiler ne giyindiklerinin çok önemi yokmuş gibi davranıyor. Belki halka yakın göründüklerini düşünüyorlardır.

Peki ikisinin kıyafetlerini genel olarak nasıl değerlendiriyorsun?
Beni rahatsız eden, üzerlerindeki her şey çok fazla bağırıyor. Bunu çok itici bulurum. Eda Taşpınar moda için yaşıyormuş gibi hali var. Eminim öyle değildir ve çok iyi bir insandır, ama bana böyle görünüyor. İşte ben bunu itici buluyorum.

Köşende fotoğraf üzerinden eleştiri yapıyorsun. Helin Avşar’ın Rasim Ozan Kütahyalı ile çektirdiği fotoğrafları yorumlamanı istesem…
Helin Avşar’ın röportaj yapmasını gerçekten içler acısı buluyorum. Geçenlerde bir dergiye, ”Benim yaptığım resimli röportaj” demiş. Bu ne demek? Bizim yıllarca yaptığımız neydi? Röportajı ve gazeteciliği bu hale düşürdüler ya, bunu hakikaten içler acısı buluyorum. Renkli bir haber olabilir belki ama pazar röportajcısı Helin Avşar olmamalı. Kişisel olarak Helin Avşar’a karşı hiçbir husumetim yok, ama gazeteciliği bu hale düşürdüler. Sonra da gazeteciler neden saygı görmüyor deniyor. İşte bu yüzden. O fotoğraflar nedir! Aynı Chanel çizmeler bende olsaydı o fotoğraflardan sonra giymezdim herhalde.



Moda konusunda eğitimlisin. Moda okumaya nasıl karar verdin?
13 yaşında. Aslında ilk tercihim resim yapmaktı. Neredeyse bir profesyonel gibi epey zaman resim yaptım. Bir ressamın atölyesindeydim. Sonra ressam olup sürünürüm gibi saçma bir düşünceye kapıldım. Modaya da ilgim vardı. Sonradan “anti moda” bir insan oldum. Şimdi olsa ressam olmak isterdim.

Aldığın eğitimini biraz anlatır mısın?
London College of Fashion’da okudum. Kadın giyimi üzerine moda tasarımı eğitimi aldım. Aslında Londra’da kalsaydım tasarımcı olabilirdim ama istemedim. Orada bir-iki moda dergisinde staj yaptım. Benim okulumda mezun olurken tez yazmak zorunluydu. Tasarımla alakalı bir bitirme tezi vermen ve bir koleksiyon hazırlaman gerekiyordu. Benim tezim giysilerle iletişimdi, ama konuma alt kültürler de giriyordu. Son 100 yüzyılın içindeki alt kültürler, onların giysileriyle nasıl mesaj verdiği. Aslında insanların giydikleriyle ne anlatmaya çalıştığı. Görüneni yani, tıpkı fotoğrafı okuma gibi. Şimdi yaptığım da işte o.

Alt kültür derken neyi kastediyorsun?
Punkçılar, rockçılar, metalciler, teddyboycular. Gençlik kültürleri, alt kültürler. Orada yazmayı hep sevdiğimi fark ettim. O tezi yazarken bu işle çok ilgili olduğumu anladım. Yani popüler kültürle olan ilişkisi vs.

Türkiye’de gazeteciliğe nasıl başladın?
Türkiye’ye dönüp önce bir tekstil firmasına girdim. Altı ay kadar çalıştım. O sürede bir arkadaşım vasıtasıyla Vizyon dergisine moda editörü aradıklarını duydum. Gittim görüştüm, aldılar beni. İşe Vizyon dergisinde moda editörü olarak başladım. Orada bir-iki röportaj yaptım. Ardından Vizyon’daki şefim Elçin Yahşi, Radikal gazetesine geçti. Geçerken beni de aldı. Aslında hiç yazı yazmamış birini işe almak riskliydi, ama aldı. Orada başladım ve modadan kopmak istedim. Modanın beni hep rahatsız eden bir yanı olmuştur. Ben “anti-moda” bir insanım. Muhabirlik yaptım, ekler kategorisinde haberlere gittim. Milliyet’e geçtim sonra. Can Dündar’ın yönetiminde popüler kültür eki çıkıyordu. Orada editör olarak çalıştım ve daha sonra o ek kapanınca yazı işlerine aldılar beni. Yazı işlerinde bir buçuk yıl görev aldım. Bir gün “Yazı işlerinde çalışmak istemiyorum” dedim. Haftasonu eklerine geçtim. Bir süre sonra moda köşem oldu.

“Ayna” kimin fikri?
Milliyet’in Yayın kordinatörü Emre Oral’ın. Eklerde moda yazarken “Cafe” eki çıkmaya başladı. Emre Bey, “Melis böyle bir köşe yapsın” dedi. Orada normal köşe de yazıyordum. Bunu da yapalım dediler. İlk başta arka sayfa güzelleriyle dalga geçecek bir durum olarak düşünüldü. Kim şık kim rüküş hikâyesinin biraz diliyle oynadım. O konsepti başka yere taşıdım. İçine biraz mizah ekledim. Sonra da bayağı tuttu. Diğer işlerin ötesine geçti.

Melis Alphan’ın bu kadar hızlı bir şekilde tanınmasını kimlere bağlıyorsun?
Öncelikle Sedat Ergin, kendisinin büyük bir rolü var. Milliyet’te bana çok yardım etti. Ne demek istediğimi, ne yapmak istediğimi anladı ve bana destek verdi, özgür bıraktı, hep tavsiyelerde bulundu. Yeri geldiğinde önerilerde bulundu. Nasıl yazabileceğim konusunda beni yönlendirdi.

Yani Sedat Ergin sendeki madeni gördü ve işlenmesini sağladı bir anlamda...
Kesinlikle, ben de onun dediklerini yapabilecek kapasitedeymişim demek ki... Bugün Melis Alphan varsa bunun öncelikli nedeni Sedat Ergin’dir.

Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay ile aranda bir polemik geçti, konu neydi?
Ben Twitter’a “Posta’nın ikinci sayfası beni aynen taklit ediyor” gibi bir şey yazmışım. Rıfat Bey bunun üzerine bana bir cevap verdi. Orada dedikleri çok doğruydu. Bizim yaptığımız iş yıllardan beri her yerde yapılan bir şey. Ama Milliyet Cadde çıktıktan sonra biz köşeyi 2. sayfaya aldık. Birden Posta’da da aynı yerde, sayfa konsepti çok benzer bir köşe çıktı. Onların moda bölümleri zaten ikinci sayfadaydı. O köşeyi yazan kişi de biraz uzun olsa da benim tarzımda yazıyor. Rıfat Bey sonra beni aradı. Bu işi ilk yapan ben değilim, fakat tarz ve konum olarak çok çok benziyor. Ben bunu anlatmak istedim. Ayrıca benzemesi kötü bir şey de değil.

Milliyet’ten neden ayrıldın?
Çok ciddi bir teklif geldi ve değerlendirmek istedim. Milliyet ile çok ciddi bir bağım vardı. Fakat neredeyse yedi yıldır oradaydım. Hareket etmek iyidir derler, güzel bir teklif gelince de değerlendireyim dedim. Hürriyet, Kelebek olmasa başka yere gitmezdim.

Vogue dergisi Türkiye’de çıkıyor. Türkiye'deki moda dergiciliğine ve sektörüne iyi şeyler katacağına inanıyor musun?
Kesinlikle inanıyorum. Vogue sonuçta dünyanın tartışmasız bir numaralı moda dergisi. Ve Türkiye’de yayın yapacak olması ülke adına çok önemli bir şey. Sektörü canlandıracağını da düşünüyorum. Ne yapacaklarını bilmiyorum ancak üzerine çok çalıştıklarını ve özendiklerini biliyorum. Türkiye’de çok basmakalıp moda dergileri var. Bir yenilik getirir, okumak isteyeceğim bir şeyler çıkarsa çok çok iyi olur.

Marka yazmam diye bir sözün vardı eskiden. Ancak şimdi bir röportajında marka yazacağım demişsin. Değişen ne?
Marka tanıtımı yapmayı doğru bulmuyorum. Reklam yapıyormuş gibi görünmekten çok korkarım. Yanlış anlaşılmaktan çekindiğim için de özellikle kaçınırım. Ancak parasını kendim verip aldığım bir-iki üründen o kadar memnun kaldım ki, insanlar da kullansın diye onları yazdım.

Markalar sana kullanman için ürün gönderiyor mu?
Geliyor ama ben çok pahalı ürünleri kabul etmiyorum. Zaten onlar da artık beni tanıdı. Bir keresinde bilgisayar göndermişlerdi, onu hemen geri yollamıştım. Etik bulmuyorum. Bazı ürünler alınabilir belki ama kesinlikle yazılmamalı bence.



Melis Alphan’ın favori markaları hangileri?
Benim favori markam sürekli alışveriş yaptığım Machka. Network’ü de çok başarılı buluyorum. Yurtdışında mağaza açması gereken bir marka.

Bir ödül gecesine katılacak olsan seni hangi tasarımcının giydirmesini isterdin?
Arzu Kaprol’ü beğeniyorum. Ondan da alışveriş yapıyorum. Benim tarzıma uyuyor diyelim, kişiliğime uyuyor. Tabii bu bir tek o var demek değil. Tarzıma en çok Arzu Kaprol uyuyor.

Tarzını nasıl açıklarsın?
Bilmem, başka birinin yapması lazım bu yorumu. Bana çok kişi, “Kendinizi bir gün de aynaya koyun” diyor. Bir gün yapacağım galiba.

Senin yaptığın şekilde kıyafetini eleştirmesini istediğin biri var mı?
Hadley Freeman olsun isterdim. Onun tarzında, esprili bir şekilde bu işi yapacak biri çıkarsa o da olur. Hep birlikte okur, güleriz.

Yazılarına ilgili eleştiri alıyor musun?
Genellikle kendilerini açıklamaya çalışıyorlar. “Şundan dolayı giydim o kıyafeti, böyle düşündüm” diyorlar. Milliyetten ayrılırken yedi yaşında bir kız mail atmış. “Ayna’yı okuyordum, artık yazmayacak mısınız” diye. 7’den 70’e okuyanlar var.

Yeşim Salkım ile ilgili bir palto yazın oldu. Onun her gün İstinye Park’ta olduğunu belirtip paltosunu da eleştirdin. Sonra galiba Yeşim Salkım bir programda üstü kapalı olarak seni eleştirmiş. Bunun için diyeceğin bir şey var mı?
Ben de duydum onu. “Babalarının paralarıyla yurt dışında okuyorlar, sonra gelip köşe kapıyorlar, abuk sabuk yazılar yazıyorlar” demiş. Şayet böyle demişse belaltı vurmuş olur. Öncelikle köşe sahibi olmak öyle çok da kolay bir şey değil. Ayrıca ben paltosunu eleştirmiştim. Onu savunsun. İyi olduğuna inanıyorsa paltosunu savunmasını isterdim.

Moda sence nedir?
Moda aslında bir kültürdür. Giyim kültürü. Moda dediğimiz şey şimdi sezonluk trendler gibi algılanıyor. “Bu çok moda” bence bu cümle de yanlış. Bu sezon, şimdi trendy deniyor ama moda kavramının içi boşaltıldı. Halbuki moda kültürün bir parçası. Nasıl giyindiğimiz bizi yansıtan bir şey, kişiliğimizi yansıtan bir şey. Bir insan konuşmadan önce giysileri konuşur. Kişinin kendine dair verdiği ilk mesaj, insan o yüzden çok önem veriyor. Fakat tabii ki insanları sadece görüntüsü ve konuşmasıyla değerlendirmek de yanlış.

Bu yıl daha çok iyimserlik ve kaçış trendi gündemde. Bunun için ne düşünüyorsun?
Çok doğal. Moda insanların sandığı kadar yüzeysel değil. Her dünyayı yansıtan bir şey. Bu modayı oluşturan tasarımcılar genelde çok duyarlı insanlar ve onlar da bu dünyada yaşıyor. Şimdiki durumumuzla ilgili, şimdi bu halde olduğumuz için. Hem kriz hem bu tuhaf kaos ortamı... Bu iş de hayal satmak ya, umut vermek, insanlara giysilerle de olsa kendilerini biraz iyi hissettirebilmek.

Beş yıldır evlisin. Ev kadını olarak nasıl birisin? Hangi ev işlerini seversin?
Haftada bir ya da iki kere yemek yaparım, gerçi şimdi daha fazla yapıyorum. Ev işlerinden en çok bulaşık ile ütüyü seviyorum.

Peki dikiş dikmek?
Tabii ki, çocukken dikişle lakam yoktu aslında okulda başladı. Okul arkadaşlarımın hepsi küçükken Barbie’lerine elbise dikmişlerdi. Ben öyle biri değildim ve ilk başlarda çok zorlandım. İpliği makineye takmayı öğrenirken okulu bırakmayı bile düşünmüştüm.

Bu ara UGG botlar pek revaçta. Sen seviyor musun?
Nefret ediyorum. İlerde dönüp baktığımızda, hani nasıl 80’lerde perma yaptıran kadınlar nasıl şimdi dönüp kendilerine bakamıyorsa ya da o vatkaları görmek bile istemiyorlarsa, gerçi vatka şimdi de var ama o zamana göre çok daha estetik. O zamankiler içler acısıydı. Nasıl o zamanki fotoğraflara bakamıyorlarsa, bugün de UGG’li fotoğraflarına bakamayacaklarını düşünüyorum. Türk kadını bir şey moda olunca kendinde de olsun istiyor. Bu UGG’ler bacakları incecik olanlarda bile kötü duruyor, hele bacak bir de kalınsa asla giyilmemesi gereken bir aksesuar oluyor. Kendi kendilerini çirkinleştiriyorlar.

Kadın ve erkeklere giyinmeleri konusunda tavsiyelerin var mı?
Bu işten gerçekten anlamıyorlarsa gözetmeleri gereken ilk şey vücutlarına göre giyinmek. Kendine yakışanı öğrenmek. Bir de kürke kesinlikle karşıyım. Kürkü en çok hayvanlara yakıştırıyorum. İnsanların hayvanları öldürmeyi nasıl desteklediklerini de anlamıyorum.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...