Batı Amerika'da yaşayanların çoğu öfkeli. Çünkü çok eskilere dayanan toprak ve yiyecek kavgası yeniden başlamış durumda.

Kurtlar işin aslına bakarsanız bize çok benziyor. Güçlüler, saldırganlar, bölgelerini koruma peşindeler ve yırtıcılar. Akıllı, meraklı, işbirliği yapmaya hazır ve vefalılar. Uyum sağlama yetenekleri var. Ve yaşadıkları ekosistemler üzerinde çok derin izler bırakıyorlar. Yine de kurtlarla bir sorunumuz var. Bu kesin.

Belki masallardaki kötü koca kurdu anlamakta zorluk çektiğimiz için. Belki de gri kurdun, yeryüzünde en yaygın olarak görülen büyük kara memelileri kategorisinde türümüz ve beslediğimiz büyükbaş hayvanların hemen ardından gelmesi ve -kuzey yarıkürede- uzun yıllardır et için bizimle yarışan en büyük rakibimiz olması nedeniyle. Neden ne olursa olsun, kurtlarla insanlar savaş içindeler. Bu, onların topluluklarıyla bizimkilerin arasında toprak ve yiyecekten kaynaklanan, çok eskilere dayanan bir çekişme. Ve ABD'de bu çekişmenin yaşandığı savaş alanı, kuzeydeki Kayalık Dağları eyaletleri boyunca yayılıyor. Aslında pek çok kişi açısından bu, sona ermiş bir savaş idi. Doğa parklarında dahi acımasızca vurulan, tuzağa düşürülen ve zehirlenen gri kurtlar, 1930'lara gelindiğinde Amerika'nın batısında doğadan silinmişlerdi. 1974'te Canis lupus, Kıta Amerikası'nın 48 eyaletinde soyu tükenmekte olan canlılar arasına alındığında, gri kurtların varlığı sadece kuzey Minnesota'nın bir köşesi ve Michigan, Superior Gölü'ndeki Isle Royale Ulusal Parkı'yla sınırlanmıştı. Sonra, 1980'lerin ortalarında küçük bir grup, Kıtasal Bölünme (Continental Divide) boyunca Kanada'dan aşağılara indi. Aralarından ikisi Glacier Ulusal Parkı'nda bir çayırlık alana yerleşti ve 1986'da beş yavru büyüttü. Kurtların ardında taban tepen bilim insanları bu yeni gelen gruba, bir görünüp bir kayboldukları için "sihirli sürü" adını verdi. Sürü büyüdü. Kısa sürede önce ikiye, sonra üçe ayrıldı. Ama çoğunluğu parkta yaşamayı sürdürdü. Bazılarıysa komşu ulusal ormanlara dağıldı. Ve sonra birdenbire bir çift, Glacier'den 150 kilometre kadar güneybatıda, Idaho sınırına yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki özel bir çiftlik arazisinde bir in kurdu. İnsanlar hem Idaho hem de kuzey Wyoming'de kurt gördüklerinde yetkililere bildirmeye başladılar. Ancak yine de elde bu kurtların sadece oradan geçmekte olduklarını çürütecek bir delil yoktu. En azından o zaman... 1995 ve 1996'da ABD Balık ve Yaban Hayatı Dairesi, Kanada'da yakaladığı kurtları 890 bin 308 hektarlık Yellowstone Ulusal Parkı ve Idaho'nun yabanıl topraklarına bıraktı. Daha önce benzeri görülmemiş bu federal girişim öylesine geniş çaplı bir umut, korku, öfke, dava konusu ve manşet haber patlamasını tetikledi ki pek çok kişiye göre kurtların ABD'nin Batı bölgesine dönmesi bu yolla başladı. Asıl neden bu değildi. Ancak bu doğaya bırakma olayı adeta bir çığ etkisi yarattı. Sayıları arttı ve savaş kızıştı. Yaban hayatı görevlileri 2008 yılı içinde bütün batı bölgesi kapsamında 569 büyükbaş hayvan ve koyunun kurtlarca öldürüldüğünü doğruladı. Bu rakam bölgede meydana gelen çiftlik hayvanı ölümlerinin yüzde birini bile oluşturmuyor, ama verilen zarar hiçbir zaman eşit olarak dağılmıyor. Aynı yıl Montana, Idaho ve Wyoming'de çiftlik hayvanlarına saldırdıkları belirlenen sürülerdeki kurt sayısının azaltılması amacıyla bu sürülerden toplam 264 kurt öldürüldü. Bu büyük bir rakam. Öldürülen bu hayvanlar da bölgede sayıları 1600 civarına ulaşan ve 200'ü aşkın sürüde yaşayan kurt nüfusuna dahildi. Bugün kuzeydoğu Washington'da iki yeni sürü var ve bazılarına göre Colorado'da da küçük bir yerleşim bulunuyor. Vahşi Batı, giderek daha da vahşileşiyor. Yaban hayatı tutkunları ve turistler durumdan çok memnun. Sadece Yellowstone'a her yıl on binlerce kişi kurtları izlemeye geliyor ve bölge ekonomisine yaklaşık 35 milyon dolarlık bir katkıda bulunuyor. Uzmanlar da, bu yırtıcının geri dönüşüyle bağlantılı olarak söz konusu yabanıl topraklarda yaşanan ekolojik değişiklikleri kaydediyor. Ki bu geri dönüş, ekolojik açıdan dengesini yitirmiş olan yabanıl topraklardaki kayıpların onarılması, istikrar ve biyolojik çeşitliliğin artışı anlamına gelebilir. Öte yandan bazılarıysa artık ormanların ailelerini götürebilecekleri kadar güvenli olmadığı hissine kapıldıklarını söylüyor. Avcılar da durumdan şikayetçi. Hem de çok. Batıda yaşayan pek çok kişi için kurtlar, karada yaşayan piranalar; av hayvanlarını kırıp geçiren dört ayaklı ölüm makineleri. Mayıs 2009'da, Yaban Hayatı Dairesi kuzey Kayalık Dağları'ndaki kurtları tehlike dışında ilan ederek sorumluluklarını Montana ve Idaho'ya aktardı. Her iki eyalet de onları hemen avlanabilir hayvanlar sınıfına koydu. Ve gerek Montana gerekse Idaho'nun tarihinde ilk kez yasal kurt avı kotaları hazırlandı. Montana Balık, Yaban Hayatı ve Parklar Dairesi yaban hayatı programının kuzeybatı bölgesi yöneticisi Jim Williams, "Yok olmaya yüz tutmuş tek bir sürüden, tüm bölgeye yayılan, avlanabilir sınıfında değerlendirilen artı sayılara ulaşmak," diyor. "Bu, Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar Yasası konusunda aklıma gelen en çarpıcı başarı öyküsü." Daha önce ise, 2008'de uygulamaya konan bir federal yasayla Batı kurtlarının listeden çıkarılmasının ardından, Wyoming, bu hayvanları işe yaramaz zararlı olarak ilan ederek fiilen sınırsız vurma ve yıl boyunca tuzakla avlama izni vermişti. Ardından gelen bir dava, Yaban Hayatı Dairesi'ni, kurtları korunma altına alınması gereken hayvanlar listesine geçici olarak geri koymak zorunda bıraktı. (O dönemden bu yana da kuruluş, eyalet daha farklı bir yaklaşım bulmadan Wyoming'de kurtları listeden çıkarmayı reddediyor.) Bu arada Earthjustice liderliğinde biraraya gelen 14 çevre ve hayvan koruma kuruluşu, kurtların kurşunlara hedef olmadan sürüler halinde yaşayacakları, koruma altına alınmış yerler ve tampon alanlar içeren bölgesel bir koruma stratejisi geliştirene kadar Batı eyaletlerinde tüm kurtların listeye alınması isteğiyle federal hükümete karşı dava açtı. John ve Rae Herman, batı Montana'da 800 baş Angus sığırı yetiştiriyor. Her ikisi de Amerika'da kırsalda yaşayanların altın çağında, otlar ve adaçayıyla dolu vadilerle ormanlık yamaçlarda, peyjazdan tüm büyük yırtıcı hayvanların hemen hepsinin temizlendiği yerlerde büyümüş. John, "Hayvanları toplama zamanı geldiğinde genellikle en çok 3-5 buzağının eksildiğini görüyorduk," diyor. "Şimdi kayıpların sayısı neredeyse 25'e ulaşıyor. Bu baharda evin yakınındaki buzağılama alanımız saldırıya uğradı. Buzağıların yedi tanesinin kurtlar tarafından öldürüldüğü ispatlandı, onlara karşılık bize para ödendi." Buradaki sorun, çiftlik sahiplerinin hayvanın ölüsünü hemen bulamamaları halinde, leş yiyicilerin tüm kanıtları sürükleyip götürmesi ya da paramparça etmesi. Bazı bölgelerde, kurtlar tarafından öldürüldüğü ispatlanan her bir hayvana karşılık gerçek ölümlerin yedi gibi yüksek bir rakama ulaştığı iddia ediliyor. Ama kanıt yoksa, ödeme de yok. Ölü ya da kayıp hayvanlar madalyonun sadece bir yüzü. Kurtlar tarafından tedirgin edilen her büyükbaş hayvan bir sezonda 14 ile 22 kilo arasında kilo kaybına uğrayabiliyor. Bunun yanı sıra bir de stresten kaynaklanan hormonal etkiler kendini gösteriyor. "Bu bahar 85 hamile dişimiz vardı, bunların 60 tanesi düşük yaptı," diyor John. "En kötüsü de," diye ekliyor Rae: "Düşük yapan ineklerin 23 tanesi oğlumuzun yeni kurduğu 25 hayvanlık bir süründendi. Şimdi elinde 7500 dolarlık banka borcu ve sadece iki buzağı var. Kayıplarımızı karşılamak için yavrusu olan ineklerden bazılarını satmamız gerekecek ki bu da geri adım atmamız anlamına geliyor." Kovalamaca sonucunda bacakları yaralanan ya da yaraları enfeksiyon kapan hayvanları satmak imkânsız hale geliyor. Kurtlarla yaşanan temastan sonra, buzağıları olan dişiler huysuzlaşıyor ve yavrularının üzerine çok daha fazla düşüyorlar. Hermanlar, bu durumdaki hayvanları ağılda beslemenin daha zor olacağını düşünüyor. Kendi köpeklerini kullanmaktan çekiniyor ve gelecek yaz bu hayvanların en verimli meralara götürülmeleri halinde bile oralarda kalmayacaklarını, çünkü yayla yakınlarındaki ormanlık bölgelerin kurtların yaşadıkları yerler olduğunu dikkate alıyorlar. Ve bu düşüncelerinde yalnız değiller. Orta-batı Montana'nın Blackfoot Nehir havzasındaki kırsal ortamı koruma amacıyla 1993'te kurulan Blackfoot Challenge kooperatifinin çiftçileri bekçili koruma programını deniyor. Tek başına çalışan, kamyonet, motosiklet ya da yaya dolaşan Peter Brown ile denetime çıkıyorum. Sığırların konumlarına kıyasla kurt sürülerinin bulundukları yerleri kontrol edip, çiftlik sahiplerine günlük rapor veriyor ve böylelikle onlar da sürülerini daha güvenli otlak alanlarına götürüyorlar ya da daha dikkatli bir koruma yapıyorlar. Şimdilerde riskli bölgelerdeki buzağılama alanlarının çoğu elektrikli çitlerle çevrelenmiş durumda. Kurtları otlak alanlarından uzak tutmaya çalışan Brown, bazen eski bir Avrupa tekniğine başvurarak çitleri canlı renklerde bayraklarla donatıyor. Aşağılarda uzanan meralardan bazılarını ekim ayının kar yağışı altında izlediğimizde, Brown'un bakışları, bir leşi bulmak için en iyi rehberlerinden biri olan kuzgunlara takılıyor. Bu defa kuşlar, bir avcının geride bıraktığı geyik bağırsaklarını didikliyor.

Yazının devamı National Geographic Türkiye Mart 2010 sayısında...