Gelecek yıldan itibaren de ben yiyeceğimiz pirincin burada yetişmiş olmasını istiyorum'' diye de devam ediyor.

Sierra Leone'nin dışişleri bakanı ünvanını taşıyor olabilir ama Zeynep Bangura'nın tutkusu ülkesinin içinde olup bitenler: Kendi kendine yetemeyen Sierra Leone'nin kendi gıdasını kendisinin üretmesi için teşvik edilmesi... Geçen yıl doğup büyüdüğü Yonibana köyü yakınlarında bir pirinç çiftliği yaratmış. Yonibana, ülkenin kuzeyinde geleneksel kırsal bölgenin tam merkezinde bir yer.

Çeltik tarlasının içinde çevreyi izlerken, sarı kelebekler etrafında uçuşuyor. Hafif bir meltem, yemyeşil pirinç başaklarının sağa sola savuruyor. Bu denli güzel bir yerin, bir zamanlar 20. yüzyılın en vahşi iç savaşlarından birine sahne olduğuna inanmak neredeyse imkansız. Sierra Leone'nin kuzey bölgesi, 10 yıl süren iç savaştan en çok etkilenen bölgelerden biri.

İç savaş sırasında barış ve demokrasi talebiyle ön planda bir sivil toplum eylemcisi olan Zeynep Bangura, isyancı grupların saldırısına da hedef olmuş, yılmamış, isyancılarla yüzleşmek üzere yaşamını riske etmek pahasına kamplarına kadar gitmişti. ''Kuşkusuz korkutucuydu'' diyor: ''Sarhoşlardı, uyuşturucu etkisi altındaydılar, çoğu çocuk yaşlardaydı.. Çok kasvetliydi... Bu çocukların bazıları mühendis olabilirdi düşüncesini zihnimden atamadım.''

Savaş, kırsal kesimde yaşayan binlerce kişinin isyancı saldırılarından korunmak kaygısı, tecavüze uğramak ya da sakat kalmak korkusuyla köylerini terketmelerine yol açtı. Bu kaçış, dünyanın en yoksul ülkelerinden Sierra Leone'nin sanayileşmiş tarım yönünde attığı ufak adımları da sekteye uğrattı. Dolayısıyla da, uzun savaş yılları boyunca ve 2002'de barış sürecinin ilk dönemde gıda yardımları ve tarım destekleriyle hayatta kalabildi. Bir aileye, bir toprak parçası.

Ancak Yonibana köy meydanındaki parlak mavi traktör, değişimin işareti. Harika bir tesadüfle de belki tarla sürmeye ve hasada ek olarak başka katkılarda da bulunarak doğum sırasında ölüm oranlarının yüksek olduğu bu ülkede kadınların yaşamlarını bile kurtarabilir.

Traktör, bu ülkenin temel gıdası olan pirinç hasadının makineleşmesi demek. Daha önce hasat elle, çoğunlukla da çocuklar tarafından yapılıyordu. Yüzlerce hektar alanda hasat için çok sayıda minik ele yani çocuğa ihtiyacınız var. Bunu elde etmek için de erkekler çoğu zaman 2-3 kadınla, zaman zaman da daha fazlasıyla evleniyor. Her annenin de çok sayıda çocuğa sahip olması beklendiği için bir annenin 12 çocuğunun olması görülmemiş bir şey değil. Her doğum da anneler için yaşam riski demek.

Bana çeltik tarlasını gezdirirken kafasını sallıyor Zeynep. ''Buranın hasadını yapmak için çok kadın gerekir. Bu yüzden traktör çok iyi oldu.''

Çok eşliliğin, daha fazla eşe sahip olmanın toplum içinde statüyle de yakından ilgisi var. Kısmen de erkeğin çok sayıda kadın ve çocuğun geçimini sağlayacak toprağa sahip olduğu anlamına da geliyor. Traktörün bu bağı kırması da beklentilerden biri. Doğuma bağlı ölümlerin yarattığı enkazı Sierra Leone'nin her tarafında bulmak mümkün.

Öğle yemeği için gezimize ara veriyoruz. Zeynep'in arkadaşlarından biri de katılıyor bize. 50'lerinde zarif bir kadın. Keyifle sohbet ederken, kapı aralığından utangaç ikiz çocuklar görünüyor. Kadın ''oğullarım'' diyor: ''Sessiz görünüyorlar, ama çok yaramazlar'' diye de devam ediyor.

Kaç yaşında olduklarını soruyorum. ''Altı'' diyor. ''Evlatlık edindim. Anneleri doğum sırasında hayatını kaybetti. Babalarının 19 çocuğu vardı. Bakamıyordu, 50 yaşındayım, ikisine bakamayacağımı düşündüm, sadece birini evlat edinmek istedim, ama ikiz bu çocuklar, ayıramayız deyince iki çocuğum oldu.''

Çocuklar, utangaçlıklarını üzerlerinden çabuk atarak masaya koşup yemeğe katıldılar.

Ben ise, Yonibana'da hasat zamanını bekleyen parlak mavi traktörün gelecekte bu çocuklar gibilerin annesiz kalmasını önleyeceğini ummaktan kendimi alamadım.