Siyasi polemiklerde seviyenin düşmesi hâlâ siyasilerimizin ciddi bir sorunu. Öfkeli konuşmaların; tartışmanın yerini mahalle kavgası ağzının almasının hoş görülür bir yanı yoktur.

Siyasi tartışmalarda düzeyi ancak siyasilerin kendileri yukarı çekebilir.

Ama seçime giderken sergilenen öfkeli görüntüler bunu umursamadıklarını gösteriyor.

Bu yaygın seviyesizliğin en tepesinde, insanları insan olarak aşağılamak ve en kaba ırkçılık da aynen duruyor.

Bir siyasi rakibi için “annesi Ermeni” diyebilen ırkçı siyasilerin siyasi hayatları bitmediği, partileri bunları koruduğu sürece seviyesizliğin önünün alınması da çok güçtür.

***

İki büyük partinin seçim programlarının içinde “siyasi etik” yasası bulunuyor. Siyasi ahlakı, gündelik hayatta ve en basit tartışmalarda çiğneyenlerin siyasi hayatlarını bitirmek yerine bunu bir yasayla, ceza maddeleriyle yapmaya kalkmak durumun itirafından başka bir şey değildir.

Yalan söyleyen, rakibine iftira atan bir siyasiye “siyasi etik” açısından cezasını verecek olan kendi partisidir, partisinin yöneticileri ve mensuplarıdır ve tabii ki seçmendir.

Partilerin aday listelerinde, “siyasi etik” suçu işlemiş birçok isim bulunuyor. Ama herhangi bir seçim çevresinde “sivil toplum”un örgütlenerek “filanca aday şunu yapmıştır, ona oy vermeyeceğiz” diye “ahlak baskısı” oluşturduklarının da henüz ciddi bir örneği yoktur.

Ancak böyle birkaç olay olur, “siyasi ahlaka uygun davranmamış” adaylar dolayısıyla açık ve net cezalar görürlerse, siyasi partiler “siyasi etik”e daha yüksek düzeyde özen gösterirler.

***

Şu anda “siyasi etiğe uygunluk ya da uygunsuzluk” kıstası sadece “lider”in kanaatiyle belirleniyor.

Rakibe dayanaksız suçlamada bulunan bir partiliyi “siyasi etik” açısından suçlu gören bir anlayış da henüz parti yöneticilerinde, liderlerde oluşmuş değil.

Siyasilerin her türlü “seviye düşürme”sine kamuoyunun, halkın, seçmenin de iyi gözle bakması mümkün değil. “Açıksözlü delikanlılık” ile “başkalarını aşağılama” arasındaki farkı herkes görebilir, görmektedir.