İlişkili Haberler

Uluslararası siyasi arenada günlerdir Macron fırtınası esiyor. Göreve geldiği 2017 Mayıs ayından bu yana gerek Avrupa Birliği, gerekse uluslararası platformda Fransa'nın ağırlığını görünür kılmaya çalışan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, haftasonunda ABD, İngiltere ve Fransa'nın Suriye'ye düzenlediği hava saldırıları sonrasında da sesi en gür çıkan lider oldu.

Macron Pazar günü bir televizyon mülakatında iddialı açıklamalarıyla yine dikkatleri üzerine çekti, ABD Başkanı Donald Trump'ı Amerikan birliklerinin Suriye'de kalması için ikna ettiğini, haftasonundaki operasyonla Türkler ve Rusları ayırdıklarını söyledi. Diplomasi dünyasında pek alışılmadık tarzdaki bu açıklamalara Beyaz Saray ve Ankara'dan yanıt gecikmedi. Beyaz Saray "Suriye'den mümkün olan en hızlı şekilde çekileceklerini" vurgularken Türkiye'den "Rusya ile ilişkilerimiz Fransa Cumhurbaşkanının ayıracağı kadar zayıf değil" yanıtı geldi.

Fransa'nın 40 yaşındaki liderinin uluslararası arenadaki çıkışlarını dış politikadaki deneyimsizliğine bağlayanlar da oldu, Fransa'nın liderlik iddiasına da. Peki Macron'un hedefi ne, niye ön plana çıkmaya çalışıyor?

"FRANSIZLAR GÜÇLÜ CUMHURBAŞKANI İSTİYOR"

Almanya'nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Alman Dış Politika Cemiyeti'nin (DGAP) Fransa Programı Direktörü Dr.Claire Demesmay, Macron'un aceleci ve sabırsız bir politikacı izlenimi yarattığını, ancak liderlik iddiasının aslında Fransa cumhurbaşkanları için yeni bir durum olmadığını belirtiyor. Demesmay, "Macron da gerek iç gerekse dış politik açıdan bu iddiayı sürdürüyor. İç politik açıdan, çünkü Fransızlar Cumhurbaşkanlarından uluslararası politikada güçlü bir duruş bekler. Bu, cumhurbaşkanının işinin bir parçasıdır. Dış politik açıdan da Macron Avrupa'nın küreselleşen dünyada var olmayı sürdürebilmesi için hızla harekete geçmesi gerektiğine inanıyor" şeklinde konuşuyor.

TÜSİAD Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu üyesi Bahadır Kaleağası ise Fransa'nın nükleer bir güç ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak dünya siyasetinde birinci dereceden bir süpergüç olmasa da bir liderlik konumuna sahip olduğunu, "birinci dereceden güçlerin hemen arkasındaki konumunu kaybetmemek istediğini" belirtiyor.

"KONUMUNU KORUMA VE GÜÇLENDİRME ÇABASI"

AB'de reformlar konusunda Almanya ile işbirliğinde son dönemde yaşanan belirsizlikler, İngiltere'nin AB'den ayrılma süreci, Fransa'nın Suriye'deki sömürgeci geçmişi gibi etkenlere dikkat çeken Kaleağası, "Tüm etkenleri üst üste koyduğunuz zaman siyasi manevraların arkasında tek başına bir dünya liderliği ya da Avrupa liderliği değil, ama mevcut durumunu koruma ve güçlendirme motivasyonunu görüyoruz" diyor.

MERKEL ÜZERİNDE MACRON BASKISI

Ancak Macron'un girişken tarzı, on yıllardır Avrupa'nın öncü gücü olarak kabul edilen Almanya ve soğukkanlı, temkinli tavırlarıyla tanınan Başbakanı Angela Merkel üzerinde önemli bir kamuoyu baskısı oluşturdu. Fransa Suriye'deki hava saldırılarına doğrudan katılırken Alman hükümeti daha en başından askeri operasyona katılımının söz konusu olmayacağını vurgulamış, uzaktan destek vermekle yetinmişti. Almanya'nın önde gelen medya kuruluşları, "Merkel müttefiklerini birer birer kaybediyor", "Almanya'nın kuşkuculuğu Avrupa'yı yavaşlatıyor", "Almanya beklemede, Macron icraatta" başlıkları altında Alman hükümetinin geri planda kalan tavrını eleştirdi. Ama tam tersini savunanlar, "Merkel'in siyaset, Macron'un şov yaptığını" düşünenler de var.

Fransa Cumhurbaşkanı, haftasonunda Suriye konusunda tartışmalar yaratan açıklamalarından hemen sonra Salı günü de Avrupa Parlamentosu'nda "Avrupa'nın Geleceği" başlıklı bir konuşma yaptı, geçen yıl kamuoyuna açıkladığı AB'de reform planlarında acele edilmesi ve 2019 yasama dönemi sonuna kadar hissedilir sonuçlar alınması gerektiği mesajını verdi.

ALMANYA FRENE Mİ BASIYOR?

AB'de reform konusunda Fransa Euro Bölgesi'nde ayrı bir bütçe oluşturulması, bir AB Maliye Bakanı atanması gibi köklü reformlar isterken, Almanya ulusal çıkarlarla ilgili endişeler nedeniyle frene basan, işleri yavaşlatan muhafazakar bir güç görünümü sergiledi.

DGAP Fransa Programı Direktörü Dr. Claire Demesmay, Almanya ile Fransa'nın izlediği politikalar arasındaki farkın olayları farklı analiz etmelerinden kaynaklandığını belirtiyor. Macron ve çevresinde "Avrupa ve dünya yanıyor, hemen harekete geçmek gerek" düşüncesinin hakim olduğunu belirten Demesmay, "Almanya'nın önceliği ise Birlik'in bütünlüğünü güvence altına almak, yani merkezkaç kuvvetleri kontrol altında tutmak" diyor.

"REKABET DEĞİL, ÖNCELİKLER AYRIŞMASI"

Almanya da Fransa da küresel siyasette güçlü bir AB'ye giden yolun Berlin-Paris hattında işbirliğinden geçtiğinin bilincinde. Ancak farklı ulusal çıkarlara sahip iki büyük güç arasındaki işbirliği uzun vadeli sonuçlar verebilir mi?

Fransa uzmanı Demesmay, "İki ülkenin öncü konumları farklı ögelere dayanıyor. Şu an Macron'unki nükleer güç olma, BMGK daimi üyeliği, ama aynı zamanda ordusunun müdahale becerisi gibi Fransa'nın gücünün klasik ögeleri. Almanya'nın öncü rolü ise ihracat ekonomisi, düşük işsizlik, dünyadaki kültürel, ekonomik ve siyasi rolü gibi farklı boyutlara sahip. Ancak bu farklılıklar iki ülkenin işbirliği önünde engel olmamalı. Fransa'nın sadece güvenlik ve dış politika, Almanya'nın sadece ekonomi politikaları ve ihracat yapması söz konusu olamaz" diyor.

"AB'NİN YAPISI TEK LİDERİ KALDIRAMAZ"

Paris-Berlin hattında şu aşamada rekabetten ziyade öncelikler ayrışması yaşandığına dikkat çeken TÜSİAD Genel Sekreteri Bahadır Kaleağası ise, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in önündeki iç siyasi engellerin "Almanya'nın AB'yi ileriye götüren ülke konumunu zayıflattığı" görüşünde. AB'nin yapısının, güçler dengesinin hem ekonomik hem siyasi anlamda tek bir ülkenin liderliğini kaldıramayacağını, bunu Macron'un da bildiğini belirten Kaleağası, "Tam tersine, Almanya'nın olmadığı bir dinamikte Avrupa'yı ileriye götürmek için Macron'un da gücü azalıyor aslında" diyor.