Türkiye'ye biçilen yeni rol gerçek mi?

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, Barack Obama'nın Türkiye ziyaretini ve İslam dünyasına karşı geliştirdiği yeni politikaları değerlendirdi.

10.04.2009 - 11:57

Türkiye'ye biçilen yeni rol gerçek mi?

Bush ve 'neo con'ların politikaları birkaç yıl önce “Ya bizdensiniz, ya da onlardan” anlayışı ile dünyada ikiye bölünmüşlüğü, Müslüman Doğu-Hırıstiyan Batı ayrımını derinleştirmişti. Amerika’nın emperyal çıkarları gereğince bu politika önleyici vuruş adı altında işgal, savaş, işkence uygulamaları ile hayata geçirildi. Bu politikanın bir kısmı hala geçerliliğini koruyor. Alt yapısını Huntington’un Medeniyetler Çatışması ve Fukuyama’nın "Tarihin Sonu" tezleri üzerine kuran bu politika, iflas etti etmesine ama arkasında da inanılmaz bir yıkım bıraktı. Çünkü 'neo con'ların yarattığı enkaz, dünyanın büyük bir kısmının vicdan ve zihinlerinde silinmesi zor olan izler bıraktı. Bu yüzden bu enkazı kaldırıp yeni bir dönem inşa etme misyonu yüklenen yeni başkan Barack Obama’nın işi hiç de kolay görünmüyor.

Obama ile başlayan yeni Amerikan anlayışı, Medeniyetler İttifakı gibi yapay platform ve toplantılarla değil, uygulama aşamasında kendini hissettirecek. Çünkü Medeniyetler İttifakı denilen anlayışı kabul etmek, kendimizi dışarlıklı olarak görmemizi isteyen Huntington’ın Medeniyetler Çatışması anlayışını da kabul etmek anlamına geliyor. Dünyayı ekonomik, siyasi biraz daha derinleştirirsek kapitalizmin yol haritası üzerinden değil de dinler, kültürler aracılığı ile tanımlamaya çalışan bu görüş, yıllardır büyük felaketler getirdi. Çözüm, ittifaklar yapmak değil insanların zihninde ve kalbindeki düşmanlıkları silecek politikalar oluşturmaktan geçiyordu.

İyi niyetli bir yaklaşımla Amerikan Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretindeki sözlerinin düşmanlıkları, ön yargıları “biz ve onlar” üzerine kurulan Bush paradigmasını silmenin ilk adımını oluşturduğu söylenebilir. Obama’nın mesajlarının adresi ise belli: Türkiye, Ortadoğu ve İslam dünyası. Türkiye’de, Ortadoğu’da bugünden yarına Amerika’ya yönelik olumsuz bakış açısı değişmeyecek olsa da Başkan Obama’nın İstanbul’da söyledikleri yeni bir dönemin işaretini veriyor. En azından insanda böyle bir umudu yeşertiyor.

Tabii ki bu işaret önümüzdeki dönemde Türkiye-Amerika ilişkilerini, Dünyada Türkiye’nin algılanış biçimini (ılımlı İslam-laik demokratik bir ülke), Ortadoğu’nun Türkiye’ye nasıl baktığını ortaya koyacak.

ILIMLI İSLAM MI, YOKSA LAİK VE DEMOKRATİK Mİ?
Ama öncelikle Türkiye’nin kafasını netleştirmesi gerekiyor. Çünkü, kısa süreli aralıklarla farklı tanımlanan Türkiye’de kafalar karışık. Öncelikle tanımlarda anlaşmak gerekiyor. Yani biz ılımlı bir İslam ülkesinde mi, İslam’la laikliğin birlikte yaşanabileceği örnek bir ülkede mi, yoksa laik demokratik bir ülkede mi yaşıyoruz? Hepsi mi yoksa sadece birisi mi?

Tüm bu tanımlamalar ya da empoze edilen bakış açıları aslında kendimizden çok ABD, Batılı ülkeler ve İslam ülkelerinin biraz da Türkiye’ye biçmeye çalıştığı rolle ilgili galiba. Ama işin Türkçesi, son kertede birilerinin biçtiği rolü oynuyor gibiyiz. Ya da Amerika politik olarak kendini nasıl planlıyorsa, bizleri de öyle bir dünyaya hazırlıyor sanki.

2004 yılında Amerikan Dışişleri Bakanı Collin Powell’ın bilinçli ya da bilinçsiz olarak Türkiye için kullandığı “ılımlı İslam ülkesi” tanımının, Obama’nın sözlerinden yola çıkarsak 'değişmesi' gerekiyor. Peki ya dünya ve insanların algısı kısa sürede nasıl değişecek? Ya da Türkiye’nin değişen siyasi ve sosyolojik yapısı, bu değişime uygun mu? 10-15 yıl önce herhangi platform ya da ekranda başörtüsü Türkiye’nin yapısını yansıtmıyorsa, şimdilerde de başörtüsünün yer almadığı görüntü Türkiye’yi temsil etmiyor. Bu yüzden Obama’nın Tophane-i Amirane’de buluştuğu öğrencilerin arasında tek bir başörtülü konuğun olmaması, Türkiye’nin gerçek yüzünü göstermemektedir. Ya da o görüntü Türkiye’ye bu kez biçilen “çağdaş, laik” bir ülke resmine uygun, ama Türkiye’nin bugünkü resmine terstir.

Obama’nın idealist ve iyimser yaklaşımı ile ABD’nin emperyal çıkarlarının nasıl örtüşeceği bilinmiyor. Çünkü ABD’nin kendi politikası çerçevesindeki emperyal arayışı, son çeyrek yüzyılda dünya için hiç de hayırlı olmamıştır.

AMERİKA'NIN BESLEDİĞİ UNSURLAR, ABD'Yİ VURDU
Hafızamızı tazelersek 1980’de Afganistan işgalinde Sovyetler Birliği’ne karşı Afgan mücahitleri desteklenmiş, komünizme karşı yeşil kuşak teorisi oluşturulmuştu. Türkiye’de bunun içine sokuldu. Bu amaçla Pakistan’ın daha fazla İslam’a yönelmesine göz yumuldu. Sovyetler yıkılınca ABD herkese sırtını döndü, çünkü işleri tamamlanmıştı. Ama öyle olmadı.

Amerika’nın “beslediği” Taliban ve El Kaide gibi unsurlar bu kez ABD’yi vurdu. Eski özgürlük savaşçıları bu kez “terörist” oldu. Komünizmin yerini düşman olarak “İslam” aldı. Bu kez ılımlı İslam radikal İslam ayrımı yaratıldı. Türkiye’deki iktidar değişikliğine uygun ılımlı İslam’a örnek olarak gösterildi. Dünya konjonktüründe şu an için herhangi bir değişiklik yok. Türkiye’yi Müslüman ülke olarak tanımlamayanlar, şimdi laik mi diyecekler belli değil. Ya da bir ülkeyi tanımlarken din üzerinden tanımlamak Medeniyetler Çatışması tezinin bir tezühürü değil midir? Şimdi Türkiye nasıl tanımlanacak?

Ortadoğu’ya ise klişe deyimiyle “temkinli bir iyimserlik” hâkim. Bölge ülkeleri Obama’nın sözlerinden memnun, ama yine de bekleyip görme taraflısı. Birçok kişi geçmişte yaşananların zihinlerdeki güvensizliği silmeyi zorlaştırdığını söylüyor. Yani, derin yaralar söz konusu ama Obama’nın iyimser bir hava yarattığı yadsınmıyor. Amerikan politikalarının yakından takip edildiği ülkelerin başında İran geliyor. İran bir yandan “Obama’nın sözleri değil, eylemleri önemli” derken kapıları kapatmıyor, hatta belli konularda yakınlaşma olduğu biliniyor.



Türkiye’nin son dönemde algılanış biçimi İslam ülkesi olarak bölgede önemli rol oynayabileceği yönünde. Obama Türkiye’nin rolüne değindi, ama İslam ülkesi olarak değil. Ancak ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmış olması dikkatle izleniyor. Yani önümüzdeki dönemde bölge ülkelerinin Türkiye’den beklentileri artabilir.

Tabii ki tüm bu çabalardan sonra işin pratiğine yani uygulamaya bakmak gerekecek. Çünkü önünde Afganistan ve Pakistan gibi zor sorunlar var. Nükleer silah başka bir problem. Her şeye rağmen “İslam’la savaşta olmadıklarının açıklanması” söylem bazında çok önemli.

Obma’nın özelkilike "İran’a 'Nükleer silah geliştirmeyin' derken, bizim de aynı zamanda 'nükleer silahlarımızı azaltacağız' dememiz gerekiyor” sözleri çok olumlu, idealist bir bakış açısı, ama gerçeklerle örtüşmüyor denebilir.

Obama yönetiminin asıl hedefi Irak’tan çekilme ve Afganistan’da mücadele. Çünkü Washington’u asıl Afganistan meşgul edecek. Hatta bu uğurda şeriatçı Taliban ile anlaşma yoluna bile gidilebilir. Çünkü, ABD giderek daha bataklığa saplanıyor. Hatta Afgan sorununu Pakistan ile aynı kefeye sokarak çözmeye çalışıyor.

EN CAN YAKICI KONU FİLİSTİN-İSRAİL
Ama tabii ki en can yakıcı konu: Filistin-İsrail. Obama yönetimi bu dönem kendilerine hedef olarak bu sorunun çözümünü koymasa da, Filistin-İsrail sorunların “anası” olmaya devam ediyor. Obama ise bu konuda şu an için “iki devletli çözüm” dışında herhangi ileri bir adım atmış değil.

Yeni İsrail hükümetinin iki devletli çözüm gibi bir türlü sonuca ulaşmayan, insanları bıktıran bir formülden bile vazgeçeceğini açıklaması, Amerika’nın işini zorlaştırıyor. Araplar, Obama'nın Arap ve İslam dünyasına yaklaşımını, özellikle bir Filistin devletinin kurulması için çaba göstereceği yönünde söz vermesini övgüyle karşılıyorlar. Ama Amerikan politikasında çok farklılık olacağını düşünmüyor insanlar.

İLK ZİYARET İSRAİL'E YAPILMADI
Türkiye’nin Hamas’la olan ilişkisi, Suriye-İsrail arasındaki çabası biliniyor. Bu ilişkilerin önemli bulunduğunu düşünüyorum. Yani şu dönemde Türkiye’nin prestiji giderek yükseliyor. Ama şöyle düşününler de var: Türkiye ABD ile arasında mesafe koyarak İslam dünyasına yönelmişti. Şimdi bu tersine mi dönüyor acaba?

İsrail’de ise işler biraz karışık. Hala kendi işleriyle uğraşıyorlar. Her ne kadar Obama iki devletli çözümde ısrar eder görünse de, İsrail deki yeni hükümet bunu gündemden çıkarmak istiyor. Bu süreçte ABD ile İsrail arasında biraz soğukluk olabilir. Demokratların da biraz mesafeli olduğu bilinir. Ancak İsrail’den vazgeçemezler. Ama şu var: Bilindiği gibi ilk ziyaretler genelde İsrail’e yapılır ve Ortadoğu’ya yönelik mesajlar oradan verilirdi. Obama bu kez genel mesajlar vermekle birlikte İsrail’e gelmedi. Burada insanların kafasında “acaba ne oluyor” sorusu oluştu. ABD'nin Türkiye ile ilişkileri düzeltirken İsrail’in de işine gelen bir politika tarzı uyguladığı söylenebilir. Son kertede İsrail’in Türkiye ihtiyacı var. Evet, Ortadoğu’da beklentiler yüksek; ama geçmişin silinmesi de bir o kadar zor görünüyor.

Bakalım iyi niyet ve idealizm Amerika’nın küresel/emperyal çıkarlarıyla örtüşecek mi?

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...