Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, NTV Ankara Temsilcisi Nilgün Balkaç’ın sorularını yanıtladı.



Milli Eğitim Bakanı Dinçer, bir soru üzerine “4+4+4” sistemine karşı çıkanların “PKK ve laikçiler olduğu” yönündeki sözlerine açıklık getirdi.

Sözlerinin ideolojik olarak itiraz edenlere yönelik olduğunu belirten Dinçer, şöyle konuştu: “Açıklamamın ilgi çekmek için farklı yansıtıldığı kanaatindeyim. İtirazların önemli bir kısmı ideolojik kaynaklı olduğunu söyledim. Bir sendika, - KCK’yla bağlantısı olduğu biliniyor- 'ya okula göndermeyin ya da rapor alın' dedi. Bu ideolojik bir tavırdır. Endişe taşıyan aileler varsa bunu anlatmaya, endişeleri gidermeye çalışıyoruz. Siyasi ve ideolojik olarak karşı çıkanlar için söyledim. Aileleri itham eden bir söz değildir. İtirazlar rasyonelse bize yol gösterici oluyor.”

Öğretmen atamaları konusunda sıkıntı yaşadığını kabul eden Dinçer, “Yaklaşık 40 bin öğretmenimizi alacağız. Bu yıl içinde 57 bin öğretmeni atamış olacağız. 137 alanımızdaki öğretmenize eşit ve adil davranmalıyız. 40 bin öğretmen alacaksak, yüzde 25 olarak her ile dağıtıyoruz. İhtiyaç oranında açıklama yapıyoruz. Hem talep yüksek hem de kadro düşük. Bir sıkıntı yaşıyoruz. Bunun anlayışla karşılanması gerekiyor. 45 bin öğretmeni ya diğer illere dağıtacaktık ya da onları rahatsız etmeden kendi ilçelerinde alıkoyacaktık. Yüksek talep bu sorunu ortaya çıkardı. Elimizden geldiğince bütün öğretmenlerin arzusunu yerine getirmeye çalışıyoruz” dedi.

‘BAŞBAKAN’IN TORUNU DA OKULA GİDECEK’
Bakan Dinçer, CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 60 ve 69 aylık iki torununun okula gidip gitmeyeceği” yönündeki soruyu da yanıtladı.

Dinçer, “Genel bir kuralı hatırlatmak istiyoruz; 66 ayı dolduranlar okula gidecek. Başbakan’ın torunu, Cumhurbaşkanı’nın torunu ayrıcalığa tabi tutulmaz” diye konuştu.

‘SBS’Yİ KALDIRACAĞIZ’
Bakan Ömer Dinçer, SBS ve YGS’de yapacakları düzenlemelerle ilgili de açıklamalarda bulundu.

SBS’yi kaldıracaklarını ve YGS’yi de yılda birkaç kez yapacaklarını belirten Dinçer, şöyle konuştu:

“Türkiye'de özellikle imtihanlarla ilgili çok önemli bir rahatsızlık var. Biz, iki tür imtihan yapıyoruz. İlköğretimden sonra ortaöğretimdeki okullarımıza yerleştirme yapabilmek için SBS yapıyoruz, üniversiteye girişte Üniversiteye Giriş Sınavı yapıyoruz. SBS ve YGS maalesef toplumda çok ciddi bir ağırlığa sahip. Hatta öylesine bir ağırlığa sahip görünüyorlar ki; hem imtihandan önceki eğitim sürecini etkiliyor hem de imtihandan sonra çocuklarımızın hayatını etkiliyorlar. Dolayısıyla böylesine kritik sınavlar toplumda büyük bir gerginliğe, büyük bir strese de sebebiyet veriyor.

Doğrusu biz bu sınavların toplum ve eğitim sistemi üzerindeki bu etkinliğini azaltacak ana yaklaşım tarzı itibarıyla tedbirler düşünüyoruz. Ama ikisi içinde ayrı ayrı çalışmalarımız var. SBS imtihanlarını çocuklarımızın seçildiği ve en başarılı olandan en başarısız olana doğru listelendiği bir imtihan olmaktan çıkaracağız. Liselere çocukların sınavla gittikleri sistemi ortadan kaldıracağız. Çocukların almak istedikleri eğitimi bulundukları yere en yakın liselerden alacak şekilde yeni bir hazırlık yapıyoruz. fen lisesi, sosyal bilgiler lisesi ile türkçe-matematik eğitimi, güzel sanatlar gibi farlı alanlarda eğitim yapmak isteyenlerin yine sınava tabi tutulmadan kendi kabiliyetine göre eğitim yapabileceği bir çalışma yürütüyoruz. Tamamlandığı zaman kamuoyuyla paylaşacağız. SBS’yi kaldırmayı planlıyoruz.

BİR YILDA BİRDEN ÇOK YGS
Çok yoğun bir şekilde bütün öğretmenlerimizin mesleki gelişimini sağlayacak programları da hazırlıyoruz. Bütün bu çalışmaların bugünden yarına olacağını hesap etmek bence çok zihni bir yanılgıya sebebiyet veriyor. Bunun 3-4 yıllık bir stratejik plan olduğunu hesap ederek konuşmak da yarar görüyorum. Bu hazırlıklarımızı buna göre yürütüyoruz.

YGS’yi yılda bir kere yapıyoruz, yaklaşık 1 milyon 800 bin öğrencimiz sınava giriyor. Öğrenciler hayatlarını nerdeyse buna endeksliyorlar. Biz toplumu bundan kurtarmak bu gerginlikten de azade etmek için YGS imtihanını da yılda birkaç kere yapacağız. Öğrenci kendisi girmek istediği zaman randevu alacak, ona özgü sorular soracağız. Bu sınavda başarılı olamazsa yıl içinde yine tekrar başka bir sınava girme şansı olacak. Hangi imtihandan daha fazla puan alırsa onu kullanabilecek. Bu açıdan hareketle o toplumun üzerindeki ciddi baskıyı kaldırabileceğimizi ümit ediyoruz. Modern ülkelerin çocuklarını test ettikleri bir yöntemi uygulamaya başlayacağımızı söyleyebiliriz.

SBS gibi öğrencileri seçen ve sıralayan bir imtihanı yapmayacağız ama Milli Eğitim Bakanlığı’nın niteliğini ölçen, çocuklarımıza bilgi ve yetenekleri kazandırmak için başka bir sınavı düşünüyoruz. Sınavı kazandı veya kazanamadı diye bir üst eğitime dair bir seçme yapılmayacak. Bizim şimdiki planlarımız iki yıllık bir süreyi kapsıyor. Belki bu yıl tekrar SBS’yi yaparız ama ondan sonraki yıl için tartışılabilir.”

Çok özel sınavların olmayacağını dile getiren Dinçer, “Çocuklar, öğretmenin kanaati, derslerdeki başarısı, velinin tercihiyle yönlendirilecek. Çok özel yeni sınavlar olmayacak” dedi.

Başarılı devlet liseleriyle ilgili bir soru üzerine Dinçer, “O okullara SBS imtihanı kazananlar gidebiliyorlar. O sınavları kaldırdığımızda benzer okullar talepleri kendi yöntemleriyle yapabilirler diye düşünüyorum. Ama şu anda verilmiş herhangi bir karar yok” diye konuştu.

‘ÖĞRETMEN OLMAK ZOR’
Bakan Dinçer, “Öğretmen olmak zorlaşıyor mu?” sorusu üzerine şunları kaydetti:

“Aslıdan öğretmen olmak şimdi de zor. Şu anda da yaklaşık olarak 300 binden fazla öğretmen adayımız yeteri kadar kadro ilan edemediğimiz için veya ihtiyacımız olmadığı için yoğun bir rekabet içinde sınavlara giriyor ve bu sınavlarda başarılı olduğu zaman ancak öğretmen olabiliyor. Bizim aldığımız tedbirler öğretmen olmayı veya öğretmenlik kadrosuna geçmeyi zorlaştıran tedbirler değil. Bizim aldığımız tedbirler öğretmenlerimizin yetişmesini, daha objektif bir seçme sürecini oluşturmayı ve nihayet öğretmenken de öğretmenlik mesleğini geliştirmeyi öngören tedbirler. Bu açıdan bakıldığında bunun süreçleri zorlaştıran bir tasarım olduğunu düşünmek yerine, aslında öğretmenlik mesleğini hak ettiği yere taşımaya, öğretmenlerimizin istihdam ve çalışma şartlarını iyileştirmeye, mesleki kariyerlerini geliştirmeye dair yeni tedbirler olarak düşünmekte bence yarar var.”

‘MAHCUP OLDUK’
Dinçer, Gaziantep’teki terör saldırısında tutuklananlar arasında bir öğretmenin de bulunduğunun hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu:

“Şu anda biz hangi hukuki yollarla öğretmen tercih ediyorsak o yollarla almaya devam edeceğiz. Ama tabii biz bu konularda gerçekten çok hassas da davranıyoruz. İçimizde çürük elmalar varsa bunu kamuoyuyla paylaşmasak bile kendi içimizde bunun gereğini yaparak ayırıyoruz. Gözden kaçanlar için de kamuoyuna mahcup olduk. Hangi ideolojiyi hangi hayat tarzını benimserse benimsesin, hangi sendikaya üye olursa olsun aslında çocuğumuzla karşı karşıya kaldığında kendi görevi ve misyonu dışında hiçbir şeyi alet etmeyeceği kanaat ve inancımı buradan tekrar paylaşmak istiyorum.”

‘ÖĞRETMEN BULAMAZSAK BİZİ MAZUR GÖRÜN’
Ders talepleri konusunda sıkıntı yaşanabileceğini ifade eden Dinçer, velilerden anlayış beklediklerini dile getirdi.

Dinçer, şunlar kaydetti: “Kürtçe dersiyle ilgili birtakım tahminler yaptık, hazırlıkları yürütüyoruz. Çok sayıda talep gelebilir, biz de yeteri kadar öğretmen bulamayabiliriz. O yüzden öğretmen bulamadığımız için ders açamayacak olursak, yine kamuoyundan bu konuda mazur görülmemizi bekleriz. Sadece bu Kürtçe dersi için değil, başka dersler içinde çünkü biz bu sene bir değişiklik yapıyoruz sistemimizde, ilk defa kapsamlı bir seçimlik ders uygulamasına geçiyoruz. Hangi derslerin ne kadar tercih edileceğine dair çok net bilgiye sahip olma ihtimalimiz görünmüyor. Bunu da görebilmek için okullarda eğitim başlamadan bir hafta önce biz çocuklarımızın tercih yapmalarını sağlayacak bir uygulama başlattık. Önümüzdeki Pazartesi gününden itibaren ortaokuldaki çocuklarımızın her birisine evlerinden veya herhangi bir dijital ortamdan yoksa okullardaki imkanlardan yararlanarak hangi dersleri seçmek istediklerini bize bildirmelerini talep ettik. Hiç kimse birbirini etkileyerek bir seçimden bulunmayacak. Hatta öğretmenin ve okul idaresinin de etkilemesini arzu etmedik.”

KÜRTÇE EĞİTİMİ
Bu yıl mevcut öğretmenlerin Kürtçe dersi vereceğini söyleyen Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çocuklar bağımsız bir şekilde aileleriyle birlikte tercihlerini yapmalılar. Biz de buna göre hangi dersleri hangi sınıfları açacağımızı görebilelim. Bunun ötesinde mevcut öğretmenlerden seçimlik derslerde istihdam edebileceğimiz öğretmenlerin her birini görevlendireceğiz. Yoksa şimdiye kadar yaptığımız uygulamalarda olduğu gibi ücretli öğretmen istihdamı yöntemine başvuracağız. Bu yılın bir değişim yılı olduğunu göz önüne alarak kamuoyundan hoşgörüyle bakması için ricada bulunacağız.

Biz ‘PKK’nın etkisi olmasın’ diye şu anda mevcut öğretmenlerimiz içinde başarılı, tanıdığımız bildiğimiz Kürtçe bilen Türkçe öğretmeni, sosyal bilgiler öğretmeni, din bilgisi öğretmeni ile Arap ve Fars dillerinden mezun olan öğretmenlerimizden öğretmen olarak atamayı planlıyoruz. Ondan sonraki yıllarda ise üniversitelerde yüksek lisans programlarını bitirmiş öğretmenlerimizi görevlendirmeye başlayacağız.”

‘ABDEST ALABİLİR, BAŞÖRTÜSÜ TAKABİLİRLER’
Bakan Dinçer, bir soru üzerine Kur’an-ı Kerim dersinde öğrencilerin abdest alıp, başörtüsü takabileceğini dile getirdi.

Dinçer, şöyle konuştu:

“Seçmeli Kur’an-ı Kerim dersi sadece Kur’an okumayı değil, aynı zamanda indirilişini, toplum içindeki yerini, manasını da öğreten konuları da içerecek. Özellikle hiç bilmeyen öğrencilerimizin Kur’an-ı Kerim dersi almayı tercih etmeleri halinde ilk yıllarda mushaf getirmeleri gerekmeyecek.

Müfredatımızda ilk seviyedeki çocuklarımız mushaf olmaksızın da Kur’an-ı Kerim okumaya yönelik bir eğitimi alabilecekler. Bu açıdan bakıldığında mushaf yoksa abdest alma zorunluluğu yok. Ancak şayet Kur’an-ı Kerim biliyorsa, daha ileriki seviyelerde bir Kur’an eğitimi talep etmişse Mushaf getirmesi gerekiyorsa tabii ki abdest alması gerekecek. Çünkü Kur’an-ı Kerim okumanın da kendi adabı vardır. Hatta mushaf getirmediği halde abdest almak istiyorsa bizce hiçbir mahsuru yok.

Başörtüsü ile ilgili yine Kur’an-ı Kerim okuyan çocuklarımız eğer mushaf getirmemişse başörtüsü örtmek zarureti yok. Çocuklarımızın zaten başlarını örtmeleri diye bir zorunluluk da yok. Ama çocuğumuz başını örtmek istiyorsa Kur’an-ı Kerim dersinde biz ona da itiraz etmeyeceğiz. Sonrası içinde genel kuralımız hukuk neyi emrediyorsa odur. Biz herkesin dine ne kadar saygı gösteriyorsa devletin hukukuna da o kadar saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

‘İMAM HATİPLER KONUSUNDA AYRIM YAPMIYORUZ’
İmam hatip okulları ile diğer okullar arasında ayrım yapmadıklarını vurgulayan Dinçer, “Talepler sadece imam hatip okullarıyla alakalı değil, her konuyla alakalıdır. Bu hakların eleştirilmesini veya bu haklar üzerinden siyaset yapılmasını doğru görmüyorum. Önemli olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda nasıl bir tavır, nasıl bir politika belirlediğidir. Biz hesap kitap yaparak kararlar verdik. Dolayısıyla toplum bilmeli ki, MEB’in gözünde imam hatip okulu öğrencisi ile normal bir ortaokul öğrencisi arasında, Anadolu lisesi öğrencisi ile meslek lisesi öğrencisi ayrımı asla söz konusu olamaz. Bütün çocuklar bizim çocuklarımızdır. Bütün çocukların her türlü talebini, ihtiyacını karşılamak Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevidir” dedi.

‘TEK ÖĞRENCİYE DİN DERSİ VEREMEYİZ’
Dinçer, bir velinin “Okulda tek bir Yahudi çocuk olursa kendi dinini ve peygamberinin hayatını öğrenebilecek mi?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Tek öğrenci olursa biz ona o fırsatı veremiyoruz. Bir sınıfı açabilmek için 12 öğrenci zorunluluğumuz var. Ama bu azınlıkların kendi okullarında temel dini bilgiler dersini kendilerinin hazırladığı müfredat üzerinden eğitim almalarını sağlayacağız. Onunla da ilgili çalışıyoruz. Ama buna rağmen bu öğrenci A okulunda okuyorken B okulunda kendilerinin müfredatının olduğu ve ders açılmış bir sınıfta ders almak isterse o konuda biz anlayış gösterebiliriz.”

66 aylık çocuklar için okullarda hazırlıklar yapıldığını vurgulayan Dinçer, “66 aylık çocuklarımızın okullara ilk defa geleceği varsayılıyor. Bu doğru bir varsayım değil. Bu güne kadar daha doğrusu geçen yıl biz 60-72 ay arasında çocuklarımızın tam yüzde 69’unu okullarda eğittik. Dolayısıyla bu çocuklarımız için lavabolarımız, sınıflarımız vardı. Altyapımız hazırdı. 60-72 ay için %100 okullaşma oranı diye bir hedef belirlemiştik. Dolayısıyla bu hedefimizden vazgeçmiş değiliz. Şu anda yine 60-66 ay ve 48-60 ay çocuklarımız için yoğun bir şekilde okul öncesi programlarımızı uygulamak için hazırlık yapıyoruz. Bu açıdan bakıldığında Milli Eğitim Bankalığı mevcut altyapısı itibariyle her şeye sıfırdan başlamıyor. ‘Bu sistemle birlikte sanki her şeyi yeniden kurguladık ve her şeye sıfırdan başlıyoruz’ gibi bir algı var. Bu zaman kadar yapılmış yüz binlerce dersliğimiz var. Neredeyse 600 bin civarında dersliğimiz var. Bütün ilkokullar için onların okuyabileceği sıralara, lavabolara, tuvaletlere sahibiz. Sadece 60-72 ay için değil, 36-72 ay arasında çocukları eğittikleri için onların belirli bir durum karşısında ne yapılması gerektiğini bilen öğretmenlerimiz var” dedi.