İlişkili Haberler

Engelli olmak, yaralanma ya da fiziksel veya zihinsel bir rahatsızlık nedeniyle bazı hareketleri, duyuları veya işlevleri kısıtlanan kişi olarak tanımlanıyor. Bu durum doğuştan olduğu gibi hastalıklar veya kazalar sonucu da ortaya çıkabiliyor.

Aileye yeni katılan bir bebeğin engelli olarak dünyaya gelmesinin ya da sonradan herhangi bir nedenle engelli hale gelmesinin ailede birçok farklı duyguların yaşanmasına yol açabildiğini belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Klinik Psikolog Emel Güler, engellilik halinde ilk başta inkar etme, kabullenememe, hayal kırıklığı, suçluluk, korku, öfke, çaresizlik gibi duyguların yaşandığını söyledi.

Bazı ailelerde bu sürecin daha kolay atlatılarak kabul edildiğini ancak bazı ailelerde ise uyum sürecinin daha zor olabildiğini dile getiren Güler, “Ailenin bu durumu kabul ederek, engelli çocuğuyla olumlu ilişkiler kurması, aile içinde bozulan dengenin yeniden kurulması engelli çocuğun psikolojik uyum sürecini olumlu etkileyecektir” dedi.

“SORUN BIREYSEL VE TOPLUMSAL ENGELLEMELER”

Engelli çocuğun, engelinden dolayı başkasına bağımlı olma, toplumsal yaşam alanlarının bağımsızlaşmasına olanak sağlayacak düzenlemede olmaması gibi faktörlerden dolayı kısıtlanmış hissedebildiğine dikkat çeken Psikolog Güler şöyle devam etti:

“Bu durum beraberinde bazı psikolojik sorunları da getirebilmektedir. Ailesel faktörler, çocuğun aşırı korunması, aşırı müsamaha gösterilmesi ya da fazla kısıtlanması bağımsızlığının engellenmesi, çocuğa özerkliğin tanınmaması, ihmal ya da istismar edilmesi, şiddete maruz kalma, sosyal izolasyon, tutarsız disiplin yöntemleri, gelişimine ve yetisine uygun olmayan beklentilerin olması, ailedeki diğer çocuklar arasında ayırım yapılması gibi faktörler psikolojik sorunların gelişiminde rol alan başlıca etkenler arasındadır. Görüldüğü üzere aslında engelli çocuk ya da bireyin yaşadığı psikolojik sorunların kaynağı engelin kendisi değil, engeli nedeniyle maruz kaldığı toplumsal ve bireysel engellenmedir. Tüm bu etkenler engelli çocuğun kendisini yük olarak görmesine, düşük benlik saygısı geliştirmesine, dışlanmışlık hissine, bunlara bağlı olarak da içe kapanmasına, sosyal ortamlarda bulunmak istememesine, yetersizlik ve suçluluk duygularına neden olabilmektedir.”

ÇOCUĞUN ENGELİNE DEĞİL YAPABİLECEKLERİNE ODAKLANIN!

“Bir çocuğun engelli olarak dünyaya gelmesi kendi seçimi değildir ya da değiştirebileceği bir şey değildir” diyen Güler, bu nedenle toplum olarak çocuğun engeline odaklanmak yerine yapabileceklerine odaklanmak gerektiğini vurguladı ve şunları söyledi:

“Engelli çocuğun, engeline göre yaşamının düzenlenmesi yaşam kalitesini arttırması yönünde yapılacak en önemli adımdır. Bu düzenlemeler; özel eğitim ve rehabilitasyon uygulamaları, tıbbi takibin ve psikolojik desteğin sağlanması, bunların yanı sıra sosyal yaşamının gelişmesine yönelik sanat, spor vs. aktiviteler aracılığıyla yapılabilir. Koşulsuz kabul görmek tüm insanlarda olduğu gibi engelli kişilerde de özgüven ve benlik saygısının oluşmasında oldukça önemlidir. Yaşam kalitesi dediğimizde; rahatlık, psikolojik iyi olma, hareketlilik, özerklik, doyum, uyum, işlevsellik, kendi ile barışık olma, öz farkındalık, sosyal ilişkisellik, iyimserlik ve keyifli bir yaşam sürme olarak ele alınmaktadır. Engeli olsa da kişinin yaşam kalitesi arttırıldığında engelin çok da önemli olmadığı gerçeğini unutmamalıyız.”

VİDEO: ÖĞRETMEN VE ENGELLİ ÖĞRENCİSİNİN DANS GÖSTERİSİ BEĞENİ TOPLADI