Efes Kulak Burun Boğaz Dal Merkezi doktorlarından Opr. Dr. Muhittin Dadaş, Türkiye'de yapılan çalışmaların, yeni doğan bebeklerde ortalama 1000 canlı doğumda ortalama 1 ila 3 aralığında işitme kaybı görüldüğünü, yeni doğan yoğun bakım ünitelerindeyse bu oranın yüzde 4 ila 6'ya kadar çıktığını gösterdiğini, bunun yüksek bir oran olduğunu söyledi.

''Bu işitme kayıpları erken saptanmadığı zaman konuşma bozukluklarına, sosyal gelişme geriliğine, kavramsal gelişme geriliğine yol açar. Bu açıdan oldukça önemli bir konu'' diyen Dr. Dadaş, işitme kayıplarında erken tanının önemine işaret etti.

Dadaş, tanı için tarama testleri yapıldığını, en sık kullanılan yöntemin ''otoakustik emisyon testi'' olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
''Bu test yaklaşık 4-8 dakika süren, çocukta ruhsal veya fiziksel açıdan sorun yaratmayan bir test. Yani anne ve babaların endişelenmesini gerektirecek bir test değil. Bebeğin ilk üç ayında bu test yapılıp erken teşhis konulduğu vakit, 6 aydan önce rehabilitasyona başlanabilirse, çocuğun zihin gelişimine oldukça faydası oluyor. Çünkü 6 aydan sonraya kalırsa, çocuğun beyni yeteri kadar seslerle uyarılmadığı için biraz geç kalınmış diyebiliriz. Bu nedenle bebek 6 aylık olmadan önce tedaviye veya rehabilitasyona başlanması önemli.''

Otoakustik emisyon testinin özel hastanelerin yanı sıra kamu hastanelerinde yapıldığını kaydeden Opr. Dr. Dadaş, bu konuda Sağlık Bakanlığının 2004 yılında bir proje başlattığını, önce pilot hastanelerde, daha sonra diğerlerinde yaygınlaştırılan uygulama kapsamında artık birçok kamu hastanesinde bu testin uygulandığını ifade etti.

Dadaş, bu konuda Türkiye'de, özellikle de doğu illerinde çalışan sağlık personeline iş düştüğünü, onların anne ve babaları uyarması, aydınlatması gerektiğini bildirdi.

Muhittin Dadaş, gebelik sırasında kullanılan ilaçlar, geçirilen viral enfeksiyonlar, kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, kabakulak gibi enfeksiyonların doğacak bebekte işitme kayıplarına yol açabildiğine işaret ederek, ''Düşük doğum kilolu, özellikle 1.500 gramın altında doğan çocuklar da risk grubunda yer alıyor. Ama tarama testinin sadece risk grubunda yer alan değil bütün yeni doğanlara uygulanması gerekiyor'' diye konuştu.

Doğumdan sonraki dönemlerde geçirilen viral enfeksiyonların, menenjit gibi hastalıkların orta kulak enfeksiyonları, geniz eti, orta kulakta sıvı toplanması gibi rahatsızlıkların veya başka travmaların da işitme kayıplarına yol açabildiği uyarısında bulunan Dadaş, ''Bu nedenle daha sonraki dönemlerde de anne ve babaların kazanılmış işitme kayıpları konusunda uyanık olması gerekiyor'' dedi.

Ailelerin fısıltıyla konuşup çocuklarının duyup duymadığını kontrol etme yoluna gidebildiğini belirten Dadaş, ''60 desibel gibi daha ileri işitme kayıpları için belki bu şekilde bulgu alınabilir. Yani 'Benim çocuğum seslendiğim zaman bakıyor' deyip de işitmesinde sorun olmadığı düşünülmemeli. Televizyonu yakından izleme, dalıp gitme, etrafla ilgisinin azalması gibi durumların takip edilmesi gerekiyor. Bunun için 'fısıltı' testi yeterli değil mutlaka işitme testleri yaptırılmalı'' diye konuştu.

REHABİLİTASYON SÜRECİ

İşitme kayıplarının rehabilitasyon sürecinde öncelikle işitme cihazlarının tercih edildiğini, bu cihazlarla beyne giden sinirlerin tembelleşmesinin engellendiğini kaydeden Dadaş, şunları söyledi:
''Daha sonra eğer ağır işitme kayıpları varsa koklear implant dediğimiz, halk arasında biyonik kulak olarak bilinen yöntemler de uygulanabiliyor. Tabii bunlar ileri tetkiklerden sonra karar verilecek uygulamalar. Öncelikli olarak işitme cihazlarıyla beynin seslere karşı duyarlılığının azalmasının önüne geçilmesi sağlanıyor. Mesela çocukta 5-6 yaşından sonra işitme kaybı olduğu anlaşılırsa o 5-6 yıl boyunca hiç ses duymayacağı için beynin o sesleri algılaması olmadığından dolayı daha sonra işitme cihazı uygulandığında konuşma yeteneğini kazanma ihtimali biraz düşük.''